Mikail Aslan’ın 8. albümü, Vengê Royi (Fırat’ın Sesi) cafrande.org’ta

Mikail Aslan  Venge Royi
Daha önceki çalışmalarında Dersim, Erzincan, Qoçgiri, Bingöl, Palu, Piran gibi farklı yörelerden, değişik ağızlarla, Dımılki-Zazaki, Kılam, Deyir, Lawık ve Beyitler seslendiren Mikail Aslan’ın bu seferki durağı Siverek oldu.

Nuray Mert’ten Cumhuriyet gazetesine: HDP’nin demokrasi mücadelesine köstek olmayalım

Nuray Mert.jpegYazdığım gazetelerin manşetlerine karışma hakkını kendimde görmem, ama bağımsız biri olarak, tepki gösterme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Bu meyanda, gazetemizin çarşamba günü “HDP dışardan desteğe sıcak” manşetini en az HDP’liler kadar yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. “En az HDP’liler kadar” diyorum, çünkü manşete konu olan Demirtaş’ın Adıyaman mitingi ertesinde, Cumhuriyet gazetesi ile yaptığı röportaj-sohbette ben de vardım. Yazdığım kısa izlenim yazısında da belirttim, Demirtaş ile yaptığımız yemekli görüşme sohbet havasında geçti; zaman zaman ikili sohbetlere daldık, belki o esnada Demirtaş’ın genel siyaset üzerine yaptığı yorumlardan manşete konu olan yorumu çıkarmak mümkün idi, bilemiyorum.
Bence asıl önemli olan, sohbet içinden çıkan bu “izlenimin” manşete taşınması; kötü niyet söz konusu değilse de, unutmayalım ki “cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşenebilir”. Mevcut siyasi atmosfer dikkate alındığında böylesi bir “izlenim”in, HDP’ye yönelik kuşkucu bakışı pekiştireceği bilinmek gerekirdi. Tam da bu nedenle, manşeti tartışmaktan ziyade daha faydalı bir iş yaparak, HDP’ye karşı kuşkucu bakış üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

“Doğru bildiğimiz yanlışları yüzümüze vurur gibi davranıyordu” Akort – Cafer Yurtsever

cafer yurtseverSabahın sekizinde Hans Peter’in aşağıya ineceğini bekleyenler, kapı önü alanda hazır giyim, iş elbiselerini sırtına geçirmiş halde ikide bir ikinci katın pencerelerine bakıyorlardı. Hans’ın veya karısının pencereden bakıp işaret etmesini sabırsızlıkla bekliyor gibiydiler. Pencerenin biri açıktı. Bu pencereden dışarıya sarkıtılan yatak çarşafları görülüyordu. Hans’ın güzel, güler yüzlü, kısa boylu, çevik, tez canlı, çalışkan, derli toplu, balık etli, tarlada hanım ağa, evde kadınca davranan karısı, kucağında sekiz dokuz aylık bebeği ile açık pencereden göründü. Üzerinde askılı, beyaz bir tişört vardı. Kucağına aldığı bebeğini seviyor, bir yandan da kaç işçinin geldiğini belirlemeye çalışıyordu. O da, bebeği de mutluydu. İkisinin yüzünden tebessüm ve temas hazzı okunuyordu. Başıyla selam verdi. Bebeğinin elini tutup, sallattı bize. Hareket halindeydi. Geri çekildi, geri döndü. İçeriye dönüp kocasına bir şeyler söyledi.
Duymasak da ne söylediğini tahmin edebiliyorduk.
İşçilerin çoğunun geldiğini, havanın güneşli olduğunu, Muhammed’in henüz görünmediğini haber vermiş olmalıydı.

Psikanalizin Işığında Ebeveyn-Çocuk İlişkileri – Bela Habip

çocukBu metinde ebeveyn-çocuk ilişkilerinden ve bu ilişkilerin beraberinde getirdiği kimi zorluklardan söz edeceğim. Tabii bu zorluklardan söz ederken kendi psikanalist kimliğimden hareket ederek, kuramsal ve klinik göndermelere de başvuracağım.
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor: Burada belli bir bakış açısının, yani psikanalizin sözcülüğünü yapmak durumundayım. Bu metne kişisel bir söylemi taşımak gibi bir amacım yok. Fakat psikanalizin bu alanda söylemiş olduğu ve hala söylemeye devam ettiği bir dizi önermesi var. Bu metinde bunları ve kişisel deneyimlerimi paylaşabilirim.
Psikanalizin önemli tespitlerinden birkaç tanesini ele alarak söze başlayacağım. Ama bundan önce, psikanalizin nasıl bir pratik olduğunu anlatmak istiyorum. Freud 1923’te psikanalizi şöyle tanımlar:
Başka türlü ulaşılması zor olan ruhsal oluşumların gözlemlenmesini olanaklı kılan yöntem,
Bu gözleme dayandırılan nevrozların tedavi yöntemi,
Dolayısıyla, tedricen, bir dizi psikolojik varsayımın oluşturduğu bir bilim dalı.

Ahmed Arif ve kendi sesinden şiirleri

ahmed arif1927 yılında Diyarbakır’da doğan Ahmed Arif bütün eserlerini toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışıyla uygun yazmıştır. Şair, Türkiye toplumcu gerçekçi şiirinin sayılı ustalarındandır.
Ahmed Arif toplumcu gerçekçi akım içinde kendi yaşadığı coğrafyaya ve dile dair  yeni bir şiir kurdu. Şiirlerini halkın gelenekleri türküleri, ağıtları ve masallarıyla besledi. Kusursuz bir kurgu ile Van’dan Çukurovaya Anadolu insanının acılarını, sevinçlerini, emeğini, alın terini, ve umutlarını kendi özgünlüğüyle dile getirip çağdaş eserler verdi.

İnsanın hayatında en az üç kez okuması gereken bir kitap: “Don Kişot” ve yazarı Cervantes üzerine

Don Kişot

Don Kişot ise düşler ülkesinde dolaşan bir bunak. Şövalye ve uşağı yaşadıkları maceralar sonunda giderek birbirlerine yaklaşır, her biri diğerinin özelliklerini de taşımaya başlar. Don Kişot, Sancho gibi halk ağzı ile konuşmaya başlar, Sancho saraylı diline özenir. Sancho, parayı pulu şan için tepip, düşler ülkesinde yaşamayı özler, Don Kişot ise gerçekleri fark etmiştir artık. Bütün bu simgesel motifler arasında, fantazyalarından uyanan Don Kişot’un ölümü de bir simge, gerçek dünyanın tahammül edilecek bir yer olmadığının işaretidir.
“Don Kişot” için söylenmiş güzel bir sözle bitireyim; “İnsan onu hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta”. Cervantes ve “Don Kişot” üzerine söylenecek çok şey var, belki de hiç bir şey yok. Çünkü, o, okunduğunda kendisini gizlemeyen, herkese hitap edecek kadar katmanlı ve zevkine doyulmaz bir kitap.

Page 1 of 794