22
Eki

Ahmet NesinSosyalizm zor iş, “Ben artık oldum!..” denilince olunmuyor, meyve ağacını bile aşılamazsan, bir sebzeyi zamanında ekmezsen olmuyor ki insan nasıl olsun. Sosyalistler arası tartışma olmaz mı, mutlaka olur ama bizdeki tartışma komik oluyor, bir sosyalistin başka bir sosyalisti onaylaması sanki suçmuş gibi gözüküyor. Bu 12 Mart darbesi öncesi de böyleydi, darbe sonrası da, 12 Eylül darbesinde de… Bütün sorun marksizmi yeteri kadar irdeleyememekte, onun şartlara ve kendi ülkenin konumuna göre uygulayamamaktan kaynaklanıyor.
Türkiye’de sosyalistlerin bir kısmı yıllarca Kürtlerin haklılık savaşı için “Siz bizim aramıza katılın, biz sosyalizmi kuralım, ondan sonra sizin işinizi de çözeriz…” martavalını okudular. Geldiğimiz nokta ortada, 12 Eylül darbesinde Kenan Evren’in bildirgesini dinledikten sonra teslim olmak için sıkıyönetim mahkemelerinin kapılarında kuyruğa girenleri gördü bu ülke, mesai saati bittiğinde ertesi sabah yeniden kuyruğa girdiler. devamı »

Toplam okunma (807) Bugün(748) Son okunma tarihi (23 October 2014)

22
Eki


Genellikle Ortaçağ erken dönem, 12. ve 15. yüzyıl geleneksel müzikleri üzerine çalışmalardan oluşan “Canconier”  adlı bu çalışmasında sanatçı İskandinavya, Balkanlar ve Orta Doğu’ya geniş bir coğrafyanın geleneksel ritmlerine de yer veriyor. Grup, Tim Rayborn ve Annettte Bauer ikilisinden oluşsa da albüm sürecinde  başka sanatçılardan da zaman zaman yardım aldığını belirtiyor. devamı »

Toplam okunma (50155) Bugün(2) Son okunma tarihi (23 October 2014)

22
Eki

Ali Şeriati

Marx’ın “Mülkiyet, güç kazanma etkenidir.” Şeklindeki görüşü, tarihin bu hassas anında, doğru anlaşılması için doğru yansıtılmalıdır. Şu anlamda ki işin başlangıcında, mülkiyeti bireye özgü kılan etken güç ve kudretti. Güç, bireysel mülkiyeti yarattı. Bireysel mülkiyetse güce süreklilik ve silah verdi; onu yasal, doğal ve meşru kıldı.
Özel mülkiyet, tek parça toplumu ortadan ikiye böldü. Temel, sahiplenme ve bireysel mülkiyet üzerine kurulduğunda, zahitlik edecek, gerçek ve gereksinim duyduğu kadarıyla yetinecek hiç kimse yoktur. O zaman, bu gereksinimin miktarını kendisi belirlemelidir! devamı »

Toplam okunma (14470) Bugün(6) Son okunma tarihi (23 October 2014)

22
Eki

Hayatımda hiç pişmanlık duymadım,” diyenler var. Arkasında bir yaşam felsefesi, bir deneyimler toplamı varmış gibi görünen, içeriği değer kaybına uğramış günün popüler sözlerinden biri de bu. Hiçbir pişmanlığı olmayan bir hayat olur mu? olabilir mi? O zaman insana sorarlar: “Nerede, nasıl öğrendin, nelerden ders aldın; hiçbir pişmanlığı olmayan hayat mümkün mü?” diye. Sürekli anılan pişmanlığın kimseye bir yararı yoktur elbet, ama anısının izlerini sonraki deneyimlerimiz için hayatımızda taşırız. Pişmanlık, yaşamın öğreticilerindendir. Hayata karşı efelenerek kişiliğini savunur gibi görünen bu cümleyle, sağlam bir karakter, şaşmaz bir tercihler kesinliği ve tutarlı davranış bilgisi sunma iddiasında olmaya çalışan bu profildeki insanlar, bize aslında içlerinin nasıl da boş olduğunu, yaşam hakkında ne kadar az şey bildiklerini istemeden söylemiş olurlar.   devamı »

Toplam okunma (20414) Bugün(9) Son okunma tarihi (23 October 2014)

21
Eki


L’Ham de Foc (`Fish-hook of Fire’ Tr: ‘Ateşin balık iğnesi’) 1998 yılında Valenciya’da Efrén López ve Mara Aranda tarafından Katalanca (İspanya’nın, Valenciya ve Katalunya bölgelerinde yoğun olarak da konuşulan eski Occitan diline benzer özellikler taşıyan bir dili kullanarak) etnik müzik yapan ikilitarafından kuruldu.  Sonraki yıllarda üye sayısı 7 kişiye ulaşmış olasa bile her zaman grubun omurgasını oluşturan kişiler Efrén López ve Mara Aranda oldu.
Bir çok müzik kültürünü birbiriyle uyumlu bir şekilde buluşturan grup şarkılarını 150’ye yakın sayıda  çeşit enstrüman özelikle Orta Doğu, Orta Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika enstrümanlarını birarada kullandı. devamı »

Toplam okunma (89495) Bugün(3) Son okunma tarihi (23 October 2014)

21
Eki

Sabahattin AliKöprü’de, akşamüzerleri alışverişlerini yapıp paketlerini koltuklayan adamlara rastladıkça kendime sorardım: Senin neyin noksan? Neden? Neden sen evine bir şey götüremiyorsun? Neden borç alacak arkadaş veya olmayacak hülyalar peşinde koşmaktan başka elinden bir şey gelmiyor? Belki bunlar aslında o kadar feci şeyler değil… Belki yollarda gördüğüm insanların çoğu da benim gibi veya bana yakın vaziyette, fakat kafam her şeyi büyüten bir adese gibi… Oraya giren her şey, yünlü bir kumaş üzerine damlayan yağ lekesi gibi belli olmadan genişliyor, büyüyor… Başka bir şey düşünmek isteyince muvaffak olamıyordum… devamı »

Toplam okunma (5989) Bugün(4) Son okunma tarihi (23 October 2014)

21
Eki

neşet ertaşBabam Kırşehir’den çıkmış, Keskin’e gelmiş. Anamınan evlenmiş. Çiçekdağı’nın Gırtıllar eski adıyla Abdallar Köyü denilen küçük bir köy, 20 haneli bir yere gelmiş. Ben o Abdallar yeni adıyla Gırtıllar Köyü’nde dünyaya gelmişim. 5-6 yaşımda babam beni yanına aldı. Gittiği yerlere beni de götürürdü. Bazı türkü söyletirdi. Babam saz çalardı, bana da Kemanı verdi. Gülik’de sekiz yıl, Yozgat, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırıkkale, Keskin, Yerköy köyleriyle beraber gezdik. Düğün çalardık. Babamı bilenler, çağırırlardı. Geçimimiz verilen bahşişlerden olurdu. 14 yaşımda aldım sazımı, İstanbul’a gittim. Aç kaldım, karın tokluğuna iş bulamadım. Günlerce iş aradım bulamadım. devamı »

Toplam okunma (14092) Bugün(1) Son okunma tarihi (23 October 2014)

Arşivler