26
Tem

Ali Baran
Yaşadığı bölgede tanınan bir halk ozanının oğlu olarak 1956`da Dersim- Hozatta doğdu. Düğün ve eylencelerde saz, seman ve cümbüş çalan, Kürtçe, Zazaca şarkılar, Türkçe türküler söyleyen babasından etkilendi. Küçük yaşta müzikle ilgilenmeye başladı. Kürt – Alevi Müziği ile iç içe olan bir evde büyüyen Baran, 6-7 yaşında davul çalar, 12 yaşında ise saz çalma ya başlar. Orta Okulu Elazığda okur, Elazığ Halkevi ile iliski kurar. Lise döneminde burada tiyatroda ve foklör çalışmalarında yer alır. Siyasi nedenle 1973 ten Elağız’da okuldan uzaklaştırılır. devamı »

Toplam okunma (25020) Bugün(52) Son okunma tarihi (26 July 2014)

26
Tem

Atölyesinde porselen tabak boyayarak  resme başlayan Renoir, bu uğraş sonucunda  dikkate değer işler çıkarması sonrasında  akşamları resim dersleri için Dekoratif Sanatlar ve Resim Okulu’na gitmeye başladı.  1850′li yıllarda makinenin el işciliğinin yerini almasıyla işsiz kaldı. Resim sanatı ile uğraşma düşünü gerçekleştirebilmek amacıyla gerekli olan parayı kazanmak için büyük bir ustalıkla 18. yüzyıla ait resim taklitlerini yapmaya yöneldi.
Yakın dostu Laporte’un önerisi üzerine Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmeye karar veren Renoir, giriş sınavlarını başarı ile kazanarak, 1862’de Emile Signol ve Akşam adlı tablosuyla tanınan İsviçreli ressam Charles Gleyre’in atölyesine girmeye hak kazandı. Atölyede sanatsal gelişimi açısından önemli rol oynayacak olan Frédéric Bazille, Alfred Sisley, ve Cladue Monet ile tanışmıştı. devamı »

Toplam okunma (12170) Bugün(542) Son okunma tarihi (26 July 2014)

26
Tem

Mevlana Radi fişCenazesi, öğütlediği gibi bir düğün havasında geçecektir. Üç büyük dinin din adamları kendi dinlerinin ayinlerini icra edecektir cenazede. Bu konuda tutucu engellemeler ise geri çevrilecektir. Güvenlikçilerin kalabalığı zorla, kılıçla engellemeye çalışmalarından tabut dört kez yere düşecektir. Dülgerler dört kez onaracaktır tabutu. Ve bir insanın yirmi dakikada ulaşacağı yolu cenaze sabahtan akşama dek ancak alacaktır. Bugün Konya’ya her gidenin mutlaka uğradığı Mevlâna Müzesi’nde gömülü olan kişi kimdir? Neden saygı duyulmaktadır ona? Orada gömülü olduğu söylenen kişi “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama / Ariflerin gönüllerindedir mezarımız bizim” demişti.  devamı »

Toplam okunma (8573) Bugün(8573) Son okunma tarihi (26 July 2014)

25
Tem


Türk Sanat Müziği ve cazı kariyerinde harmanlayan Birsen Tezer, Kalan Müzik etiketli ilk albümü ‘Cihan’ geçtiğimiz aylarda çıktı. Tezer, on eserden  oluşan albümünde kendi bestelerimin yanı sıra Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, İlhan Şeşen ve Zafer Cımbıl’ın eserlerine de yer veriyor/ yorumluyor. Sanatçı, müzikal açıdan başarıya ulaşmış değişik dememeleri, dinamik dolaçlamaları ve  sağlam alt yapısı ile dikkat çekiyor. Daha ilk çalışması ile yeni çalışmalarını merakla beklediğimiz  sanatçılar kategorisinde sağlam bir statüye sahip olduğunu söyleyebiliriz. devamı »

Toplam okunma (92902) Bugün(1355) Son okunma tarihi (26 July 2014)

25
Tem

Emrah SerbesAhmet, hayatımda tanıdığım en iyi çalım atan adamdı. Karşı takımdaki herkesi çalımlamadan gol atmak istemediğinden topu kaleye değil de taç çizgisine doğru sürdüğü bile olurdu. Annesi hastaydı. Bir gece öldü. Ertesi gün bütün arkadaşlar kendi annemiz ölmüş gibi ağlamaya söz verdik. Çünkü Ahmet’in bu acı olay nedeniyle futbolu bırakmasını istemiyorduk. O gün Ahmet’le beraber herkes ağladı ama ben bir türlü duyguya girip ağlayamadım. Ortalıktan kayboldum, ağlamış süsü vermek için kızarana kadar gözlerimi kaşıyıp geri döndüm. Ahmet sonraki günlerde de ağlamaya devam etti. Biz de gözlerimizi kaşıdık. Bizim çocuklara da göstermiştim bu numarayı. Ahmet, annesinin öldüğü günlerde ne zaman bizi görse gözlerimiz ağlamaktan kızarmış gibiydi. Bir yalanı söylemek kolaydır, sürdürmek maharet ister. devamı »

Toplam okunma (5632) Bugün(152) Son okunma tarihi (26 July 2014)

25
Tem

vangoghAntonin Artaud diyor ki: “Van Gogh’un akıl sağlığından sözedilebilir, o ki, hayatı boyunca sadece bir elini pişirmiş ve bundan başka da bir kez sol kulağını kesmekten öteye gitmemiştir,(…)
Hayır, van Gogh deli değildi, ama resimleri suda yanan ateşlerdi, atom bombalarıydı, ki görüş açıları, o çağda ortalığı kasıp kavuran diğer resimlerin yanında, ikinci İmparatorluk burjuvazisinin ve III. Napoléon’unkilerin olduğu kadar Thiers’in, Gambetta’nın, Félix Faure’un polislerinin kurtçuk konformizmini ağır biçimde rahatsız edebilecek nitelikteydi.
Çünkü van Gogh’un resmi, törelerin belirli bir konformizmine değil, kurumlarınkine saldırır. Ve dış doğa bile, mevsimleriyle, gel git’leriyle ve gün tün eşitliği fırtınalarıyla, van Gogh’un yeryüzünden geçişinden sonra, aynı evrensel çekimi koruyamaz. devamı »

Toplam okunma (9282) Bugün(63) Son okunma tarihi (26 July 2014)

Arşivler