20
Eyl

erich frommMarx: «insan kendinin efendisi olmadıkça, kendini bağımsız olarak kabul edemez ve ancak kendi varoluşunu kendine borçlu olduğunda kendi efendisi olabilir. Başkasının desteği ile yaşayan insan kendini bağımlı varlık olarak görür.» insan, ancak, çok çeşitli varlığını kapsamlı yollarla kendi adına kullanabiliyorsa kendini bir bütün ve bağımsız olarak algılar. Bu noktada, Marx, Goethe ve Rönesans düşünürleriyle yakından ilintilidir. Ama Marx’ın burada belki de herkesten çok vurguladığı, bağımsızlıktır. Herhangi birine varoluşunu borçlu olmamak, ya da onun sık kullandığı başka bir deyişle «öz-etkinlik». Burada «etkinlik» bir şey yapmak, meşgul olmak, anlamını içermez, içsel verimliliğin sürecini kapsar ki bu Aristo ve Spinoza’nın kavramına çok yakındır. Marx bunu başka bir yerde de şöyle açımlamıştır: «Eğer insan, karşılığında sevgi uyandırmadan severse (seven insan olarak kendini ortaya koyarken sevilen bir insan olmayı beceremiyorsa) o zaman o sevgi talihsiz ve aciz bir sevgidir. devamı »

Toplam okunma (7157) Bugün(7157) Son okunma tarihi (20 September 2014)

19
Eyl


Elektronik müzik, elektronik aletler yardımıyla yapılan müzik türüne verilen bir isimdir. Genellikle elektronik aletler düşük kuvvetli sistemler ve transistör, tümleşik devre gibi parçalar kullanır. Bu tanıma göre, elektromekanik anlamda ses üreten enstrümanlarla elektronik öğeler kullanarak ses üreten enstrümanlar arasında ayrım yapılabilir. Elektromekanik enstrümanlara Telharmonium, ve elektro gitar gibi enstrümanlar örnek verilebilirken, elektronik enstrümanlara da Theremin, synthesizer ve bilgisayar örnekleri verilebilir. devamı »

Toplam okunma (81043) Bugün(218) Son okunma tarihi (20 September 2014)

19
Eyl

ilhan berkİlhan Berk: Bulaşmışsınız. Bir hayatı göze almanız lâzım, şey diyor, bu da yetmeyebilir diyor, yani otuz yıldır, kırk yıldır şiir yazanlar var. Kitapları var, adları yok. Meslek öğrenilir. En zor meslek tıp mıdır, matematik midir, öğrenilir. Ama bu, öğrenilen bir şey değil. Önü açık, arkası belli değildir. Şair olacağınızı kestiremezsiniz. Çok zor bir iş. Öyle bok bir şeydir. Karışamam ben size, siz girmişsiniz bir kere. Bütün bir hayat ister şairlik. Bir oğlum var benim. İkimiz Fransızca öğretmeni çıktık, Zonguldak’a tayin olduk. Baktım ki ben bu iş çocukla olabilecek bir şey değil. Karar verdim çocuk yapmayacağım diye. Çok zahmetli bir iş. Sonunu kestiremiyorsunuz. Ben şimdi kendimi görüyorum. Benim şiirlerim kalabilir. Ama bu kadar uğraşmışım. devamı »

Toplam okunma (9068) Bugün(2956) Son okunma tarihi (20 September 2014)

19
Eyl

orhan veli Nahit HanımÇünkü senin mektuplarına ne kadar ihtiyacım olduğunu zannederim söylemiştim. Ankara’ya gelmemin bazı şartlara bağlı olduğunu yazmakla acaba seni müşkül vaziyette ( zor durumda ) mi bıraktım ? Emin ol, dünyada hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bütün bu tatsız günler içinde yalnız seni arıyorum… Bu mektubumu aldığın vakit her halde cevap ver Nahit. Birkaç şey olsun söyle. İstersen bana darıl. Eskisi gibi sitemlerde bulun. Sesini duymuş gibi olayım. Senden cevap almadıkça hiçbir şey yazmayacağım. Daha doğrusu yazamayacağım. Çünkü içimdekilerden başka hayatım yok.”

“Çünkü İçimdekilerden Başka Hayatım Yok” devamı »

Toplam okunma (9898) Bugün(153) Son okunma tarihi (20 September 2014)

18
Eyl


Zulal, 2002’den beri birlikte Ermenice etnik müzik yapan, Teni Apelian, Yeraz Markarian ve Anaïs Tekerian adlı  üç Ermeni kadından oluşuyor. Zulal, sadece insan sesi kullanılarak parcaları seslendiren bir a capella üçlüsü. Ermeni  müziğin kırsal köklerine inen köy halk melodilerini karmaşık düzenlemelerle dokuyup ilerici bir lirizm (Coşkun, ilhamla dolu) ile tanıştırıyor. Ezgilrti Ermeni köy yaşamından renkler  taşıyan sevgi ve paylaşım ağırlıklı müzik kaliteli işler yapan, su gibi sade temiz ve akışkan grup. devamı »

Toplam okunma (5662) Bugün(60) Son okunma tarihi (20 September 2014)

18
Eyl

Aziz-NesinCezaevi dalgalandı, haber bütün koğuşlarda çalkalandı:
Yahu, Vazelin İhsan enselenmiş be…
Deme!
Namussuzum…
Ulan, herif töbe etmişti bu dalgalara…
Ne zamandır kahve işletiyordu.
Belki on sene var deliğe girdiği yoktu. İnanmayın, yalandır.
Yalan değil arkadaşım, akşam postasında Adliyeden getirmişler, kapı altında gördüm. Ha­mama girdi çıktı da, karantinaya soktular bile…
Bak ulan bak bee..Herif hapisanenin yolunu unutmuştu, tutup getirdiler ha…
Abi, kim bu Vazelin İhsan?
Siz onu tanımazsınız. Onun zamanına ye­tişmediniz. Ben Mehterhanenin sübyan koğuşundayken tanırım onu… devamı »

Toplam okunma (1480) Bugün(45) Son okunma tarihi (20 September 2014)

18
Eyl

oguz-atayTurgut, yorgun bir gülümsemeyle: “Cahil Turgut’u gizlemesini iyi bilirim. Kimse anlayamaz,” dedi. “Bütün dünyayı kandırabilirim gibi geliyor bana.” Ayağa kalktı, yazı masasını süzdü. “Ne yazık ki bu meziyetimle çok övünürüm. Kendimi ele veririm.” Süleyman Kargı güldü; “Bir kadın olsaydı şimdi, ‘İnanmıyorum,’ derdi size.” Turgut başını kaldırdı: “Bakın bunu anlamam için, kitap okumama lüzum yok.” “Selim de bunu ifade etmek istedi işte.”
Omlet ve patlıcan kızartmasından ibaret yemek güzeldi. Yemekte konuşmadılar. Sonra, Süleyman Kargı, sofrayı itinayla topladı; hemen bulaşıkları yıkadı. Turgut’un kurulamasına izin verdi. Odaya döndükleri zaman: “Yemek ve bulaşık işlerinde titizimdir,” dedi. “Bunları bir zevk haline getirmezseniz, çok çabuk bıkarsınız.” “Bu öğütü nasıl kullanacağımı pek bilemiyorum,” dedi Turgut elini uzatarak. devamı »

Toplam okunma (15973) Bugün(40) Son okunma tarihi (20 September 2014)

Arşivler