Pers Müziğine Khaterehangiz Motonave’nın ‘Sad Sal Santour’ adlı albümüyle yolculuk

Geleneksel Pers mistik müziğinin önemli temsilcilerinden  biri olan Khaterehangiz Motonave,  Ortadoğu müziğinde köklü bir yere sahip,  geçmişi 3500 yıl öncesi Mezopotamya’ya dayanan   Santur ile  dinleyiciyi, dinginlik ve arınmışlık duygusu yüklü bir yolculuğa sürüklüyor.

Khaterehangiz Motonave, bu çalışmasıyla mistik müziğin temelinde olan dünyevi düşüncelerden uzaklaştırma, kendinden geçirme* halinin  gerçekleştirmenin en etkili enstrümanlarından birinin Santur olduğunu adeta bir kez daha kanıtlıyor.


Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

 Santur:  (farklı deyişlerle santur, santour, santoor ) (Arapçada: سنطور) (Farsçada: سنتور) İrak, İran ve Hindistan kökenli bir çalgıdır.

Yamuk şeklinde genellikle ceviz ve benzeri egzotik ağaçlardan yapılan bir kutu şeklinde olan klasik bir santur, 72 ila 160 telden oluşur. Bu teller üzerine, yine ahşaptan yapılan küçük çekiçlerle (baget) vurma yoluyla çalınmaktadır.

Bu şekil hem telli çalgı hem de vurmali çalgı niteliği taşıyan muzik aletlerine kordofon adı da verilmektedir.

Bir Kitara türü olan enstrüman, biçimsel olarak kanuna benzer.

Yaklaşık 3500 yıllık bir geçmişi olan santur, kimilerine göre Tevrat’ta bahsedilen “Psanterin” sözünden gelmedir. İbranilerde, Mısır, Avrupa ve İran’da küçük değişimler göstererek kullanılmış.

Türkiye’de ise 19 ve 20. yüzyıl başlarında kullanılan santur, Santurî Ethem Bey (Ethem Efendi, 1855-1926) ve Ziya Santur ( 1862-1952) tarafından icra edildi.

Amerika’da (Hammered Dulcimer), Çin’de (Yangtjin),İsviçre,Almanya ve Avusturya’da (Hackbrett), Fransa’da (Tympanon), Macaristan’da (Cimbalom), İrlanda’da (Tiompan), Yunanistan’da (Santuri), Türkiye ve İran’da (Santur), Romanya’da (Timbal) ve Hindistan’da (Santoor) gibi farklı adlar altında ve değişik formlarda (iki telli, dört telli, 12 perde, 19 perde vb.) kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Santur hakkında söylenegelen bir efsaneye göre, İran’da “kadın sesine benzediği” gerekçesiyle Şah tarafından 500 yıl boyunca yasaklanan çalgının kesintisiz kullanımı, 1800 yıl önce İran çıkışlı olsa da, 3500 yıl öncesi Mezopotamya’ya dayanmaktadır.
Günümüzde Türkiye’de yaygın kullanımı yoktur.


*Vecd olarak tanımlanan bu durum kişinin bilinci ve hafızası yerinde olmakla birlikte kendisine (dünyevi-fiziksel varlığına, duyumlara) ilişkin hiçbir algılamasının olmadığı ve kişinin tümüyle kendisi haricindeki bir obje ya da varlıkla (hayal, ruh, ilah vs.) ilgi kurduğu nadir şuur hallerinden biridir. Parapsikoloji’de « değişik şuur halleri»nden biri olarak ele alınan vecd, spiritüalist sözlüklerde ise «ruh ile beden ilişkisinin belirli bir dereceye kadar gevşediği, dış dünya ile bağların kesildiği özel bir hal, bir degajman hali» olarak tanımlanır.
Vecd hali sırasında kişide bedensel hareketsizlikle birlikte, solunum ve dolaşımın yavaşlaması gözlemlenir. Mistikler, özellikle Sufiler, duyumsal uyaranlarla uyarılmamanın sözkonusu olduğu vecd sırasında yaşadıklarını «benliğin yok olması, şaşkınlık, sevinç, aşk, mutluluk» gibi sözcüklerle ifade etmeye çalışmışlarsa da, yaşadıkları deneyimin sözlerle ifade edilemeyeceğini, ancak bizzat yaşanılarak anlaşılabileceğini belirtmişlerdir. Vecd halindeki kişilerin kimi zaman rüyet denilen vizyonlar gördükleri de belirtilir.

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Filmi Çekilmiş 25 Dünya Klasiği Kitap

Kapat