Eşi Sofya’nın Günlükleri̇’nde Lev Tolstoy: “Onun kalbi buz gibiydi…”

 “42 yıl Lev’le birlikte yaşadım, hayatı paylaştım. Ama nasıl bir adam olduğunu hala anlamış değilim!..”

Z. Heyzen Ateş:Leo Tolstoy’un evinde herkesin bir günlüğü vardı, herkes öyle ya da böyle yazmaya vakit ayırıyordu. Büyük yazarın kendisi ciltlerce günlük tutmuş ve öldüğü güne kadar yazmayı sürdürmüştü. Doktoru, sekreteri, öğrencileri, çocukları ve karısı da günlük tutuyorlardı. Bu günlükler arasında en ilgi çekici olanlarsa Kontes Tolstoy’a, Sofia’ya ait olanlardı. Sofia Tolstoy 16 yaşında günlük tutmaya başladı ama Tolstoy’la evlendiğinde bu alışkanlığı daha düzenli bir hal aldı ve 1919’daki ölümüne kadar günlük tutmayı sürdürdü. Bolşevik Devrimi’ydi ve kadının son yazdıkları şunlar oldu: “Yasnaya Polyana’yı (4000 dönümlük Tolstoy toprakları) saldırılara karşı nasıl koruyacağımızı belirlemek üzere bir toplantı yaptık. Hiçbir şeye karar verilmedi. Arabalar, öküzler ve insanlar Tula’ya doğru yola çıktı.” Tarih o noktada, kadının değer verdiği her şeyi yok etmek üzereydi.

Sofia Tolstoy 16 yaşında günlük tutmaya başladı ama Tolstoy’la evlendiğinde bu alışkanlığı daha düzenli bir hal aldı ve 1919’daki ölümüne kadar günlük tutmayı sürdürdü. Bolşevik Devrimi’ydi ve kadının son yazdıkları şunlar oldu: “Yasnaya Polyana’yı (4000 dönümlük Tolstoy toprakları) saldırılara karşı nasıl koruyacağımızı belirlemek üzere bir toplantı yaptık. Hiçbir şeye karar verilmedi. Arabalar, öküzler ve insanlar Tula’ya doğru yola çıktı.” Tarih o noktada, kadının değer verdiği her şeyi yok etmek üzereydi.

Tolstoy soylu bir aileden geliyordu, büyük bir arazisi ve onu meşhur eden kitapları vardı. Sürekli Batıya yolculuk ederdi, kumar ve fahişeler özel ilgili alanları arasında yer alıyordu. Ama 19 yaşındaki kızla evlenip aile babası olmaya hevesliydi ve 13 çocukları oldu. Karısı, işinde ona yardım ederdi (Bizzat Sofia Anna Karenina ve Savaş ve Barış’ı defalarca kopyalamıştır) ve araziyi birlikte yönettiler.

Sofia için hayat kolay değildi ama bu yükün altından kalktı. Tolstoy eşinin zekâsını kabullenmişti ve kadın kocasını ve ününü seviyordu. Ona göre şöhreti gittikçe artan bir adamla yaşamak bir ayrıcalıktı. Ama Tolstoy yolun yarısında (şimdi olsa orta yaş krizi denirdi) birden vites değiştirdi. Bir ara dini gurular gibi davranmaya başladı ve romandan yüz çevirdi, bir tür azize dönüştü ve etrafına müritler toplandı (aralarında Gandi de vardı.) Hıristiyanlığı kendince yorumladı ve Sofia’ya göre, az kalsın servetlerini çarçur edecekti. (Malını mülkünü ve hatta romanlarının teliflerini Rus halkına bırakmaya karar vermişti.) Sofia’nın bu dönemi anlatan günlükleri (1880-90) ve Tolstoy’un hayatının son on yılını anlattığı (1900-1910) çok yoğun duygularla dolu. Örneğin, 19 Kasım 1903’te şöyle yazmış:

“Bu akşam kocamın odasına gittim, yatmaya hazırlanıyordu ve ona, son zamanlarda beni rahatlatacak tek bir nazik söz duymadığımı söyledim.
Öngördüklerim doğru çıktı: Tutkulu kocam artık öldü ve hiçbir zaman arkadaşım olmadığına göre nasıl şimdi arkadaşım olabilir? Bu hayat bana uygun değil. Hayata olan tutkumu gösterebileceğim ve enerjimi dökebileceğim hiçbir şey yok. Ne insanlarla temasımız kaldı ne sanat ne iş, bütün gün sürüp giden yalnızlıktan başka hiçbir şey.”

Günlükteki daha önceki yazılara baktığınızda Sofia’nın nasıl bir dünyaya özlem duyduğunu, nasıl bir dünyayı kaybettiğini anlıyorsunuz.



Alison Flood: Sofya Tolstoy’un günlüklerinin yeni basımı, Rus edebiyat üstadıyla yaşadığı perişan hayatı belgeliyor

Anna Karenina’nın ünlü açılış cümlesi, tüm mutlu ailelerin birbirine benzediğini, ancak her mutsuz ailenin kendi halinde mutsuz olduğunu söylüyor. Şimdi, Lev Tolstoy’un karısı Sofya’nın günlükleri, Rus yazarlarının belki de en büyüğünün sorunlu aile hayatına yeni bir ışık tutmaya hazırlanıyor.

Sofya’nın 50 yılı aşan ve bu Ekim ayında Alma Books tarafından yayınlanacak olan günlüklerinden ortaya çıkan, çektiği acıya rağmen karısını 13 çocuğunu emzirmeye zorlayan, ailesine karşı kayıtsız, zalim ve zor bir adamın resmidir.

Tolstoy’un 1895’in başında yazılan Savaş ve Barış kitabı da dahil tüm eserlerini uyarlayan Sofya,  “İnsanlığın mutluluğu için vaaz ettiği her şey, benim için gittikçe zorlaşan hayatımı yalnızca daha da karmaşıklaştırır.” diye yazdı. “Onun vejetaryen beslenmesi iki yemek hazırlamanın karışıklığı anlamına geliyor, bu da iki kat masraf, iki kat iş demek oluyor. Sevgi ve iyilik üzerine vaazları onu ailesine karşı kayıtsız kıldı ve her türlü ayak takımının aile hayatımıza girmesi anlamına geldi. Dünyevi çıkarlardan (tamamen sözlü olarak) feragat etmesi , onu diğerlerini görmezden gelen ve aşırı derecede ciddi biri yaptı.”

Daha sonra, 1899 yılının Ekim ayında, Tolstoy kötü bir öksürük ve soğuk algınlığı ile nereye gideceğini Sofya’ya söylemeden yürüyüşe çıktığında Yasnaya Polyana’da yaşadığı hayatın bir tesvirini sundu. “Bir fırtına koptu, yağmur ve kar yağdı, çatılar ve ağaçlar parçalandı, pencere çerçeveleri çatırdadı, hava karardı, henüz ay yoktu ve o hala görünmedi. Boğazımda bir düğüm ve kalbimdeki çarpıntı ile verandaya çıkıp terasta durdum; tıpkı gençken o ava gittiğinde endişeyle saatlerce dönmesini beklediğim gibi.” diye yazdı. Sonunda geri döner, ağlamaya ve onu azarlamaya başlar.”Ve tüm tutkulu ve sevgi dolu sözlerime karşılık onun cevabı, ‘Dışarı çıktıysam ne olmuş? Ben küçük bir çocuk değilim, sana söylemek zorunda değilim.’ oldu. Ona kızgın hissettim. Ona çok sevgi verdim ve onu önemsedim ama onun kalbi buz gibiydi.”

TOLSTOY’UN EŞİ SOFİYA: YAŞANTIMIN BOŞA GİTTİĞİNİ YOK OLDUĞUNU ANLIYORUM

Yetenekli ve entelektüel bir kadın olan Sofya daha geniş ufuklara özlem duyuyordu ama kocası tarafından gittikçe dışlanıyor ve küçümseniyordu. Günlükleri 20 yıldan fazla bir süre önce akademik baskı olarak yayınlandı fakat Alma Books daha erişilebilir bir nüsha üreterek daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabileceklerine inanıyor. Nobel ödüllü Doris Lessing’in Tolstoy’u cinsel açıdan ilgisiz ve bir canavara benzeyen kötü bir koca olarak tanımlayan önsözü de, kitapta yer alacak.

Alma, günlüklerin gelecek bahardaki yeni baskısında yönetmen Alessandro Gallenzi’nin “çok riskli” olarak nitelendirdiği daha önce yayınlanmamış materyalleri de dahil etmeyi umuyor. Gallenzi, “Tolstoy’u çok eleştirdi ve bu Tolstoy’un statüsü nedeniyle 70’lerde Rusya’da yayınlanmak için uygun görülmedi. Sofya onu çok kıskanıyordu.” demişti.



Aslı Kayabal:
Kim haklı? Gerçek neydi? Bilinmiyor

Sofya Tolstoy, Rus yazar Lev Tolstoy’un eşiydi. İtalya’da Tartaruga yayınevi madam Sofya’nın anılarını ve eşi Tolstoy’la olan ilişkilerini ‘I Diari/Günlükler’ adlı bir kitapta yayımladı. Sofya Tolstoy’un kaleme aldığı ‘Günlükler’in osözünü ise Nobel ödüllü Doris Lessing kaleme aldı.

Sofya Tolstoy’un eşi Lev Tolstoy’la olan dalgalı ilişkisi, güç bir karaktere sahip olduğu anlatılan Tolstoy’u idare etmek amacıyla gösterdiği büyük özveri, karı-koca Tolstoy’ların kimi edebiyat tarihçilerinin iddia ettiği gibi mutlu ve uyumlu bir çift mı ya da tersine madam Sofja’nin Tolstoy’un yaratıcılığını desteklemek adına birçok özveride bulunduğu, kişisel yeteneklerini gözardı ederek geri planda kalmayı tercih ettiği mı doğru bilmiyoruz ama bugünlerde edebiyat dünyası bu ‘Günlükler’ yola çıkarak Tolstoy çiftinin yaşamına büyüteç tutuyor.

Bu tartışmaya katılan bir isim de Moskova’daki Lev Tolstoy Müzesi’nin müdürü Vitali Remizov oldu. Corriere Della Sera gazetesi için bir yazı kaleme alan Remizov’un aktardığına göre Sofya Tolstoy evliliklerinin ilk günlerinden başlayarak bir günlük tutmaya başladı. Bu günlüklerde anne ve eş kimliği ile anılarını yazan Sofya Tolstoy’un bir dönem çok mutlu bir kadın olduğu ve bu duygularını dile getirdiğini okuyoruz.

Edebiyat tarihçileri yıllardır Tolstoy çiftinin ilişkilerini tartışıyor. Bu konuda iki ana görüş var: Bir grup Sofya’nın yanında, Lev Tolstoy gibi bir yazarın eşi olmanın güçlüğünden, kimi zaman dayanılmaz olduğundan dem vuruyor, Remizov’un da vurguladığı gibi Tolstoy gibi Rus edebiyatının usta bir yazarının eşi olmak gerçekten de güç bir görevdi. Tolstoy’un kişiliği konusunda araştırma yapan biyografi yazarlarına kulak verdiğimizde ustanın çetin bir kişiliğe sahip, çoğu zaman huysuz, yazma sürecinde hiçbir ailevi sorumluluk almayan, sürekli kendinden yakınan bir kişi olduğunu öğreniyoruz.

Sofya Tolstoy da kültürlü, yazma becerisine sahip bir kadındı. Ancak eşi ailevi sorumluluklardan kaçmaya başladığı zaman Sofya Tolstoy, sahip olduğu tüm yetenekleri bir kenara bırakarak anne ve eş kimliği ile evin günlük sorunları ile uğraşmaya başladı. Çiftin sahibi olduğu 13 çocuğun bakımını da madam Sofya üstleniyordu.

Tolstoylar’ın dünyasına dalan edebiyat tarihçilerinin öte yakasında ise Lev Tolstoy’dan yana çıkanları görüyoruz. Örneğin Remizov, Tolstoy’un asistanının eşi Sofya’yı burjuva özellikleri taşıyan bir kadın olarak tanımladığını iletiyor. Hatta Sofya’nın sahibi olduğu tüm yeteneklere karşın Lev Tolstoy’un ulaştığı noktaya varamayacağını ileri sürüyor.

Kim haklı? Gerçek neydi? Bilinmiyor.

Ancak 48 yıllık evlilik yaşamları boyunca Lev Tolstoy’un eşine hep sadık kaldığı, Sofya için kaleme aldığı 900 mektubun yazarın eşine duyduğu büyük askı yansıttığına dikkat çekenler de var. Eşinden bir an olsun ayrı kalmaya dayanamayan Tolstoy’u büyük bir özlem duygusunun kapladığı, işte böyle anlarda Sofya’ya duygusal yönü ağır basan mektuplar yazdığı biliniyor. Her zaman çocuklarına karşı ilgili, iyi bir baba olduğu da anlatılıyor. İlk gençlik yıllarından itibaren birkaç kez intihara kalkışan ve paranoyadan oturu tedavi gören eşine de büyük bir sabır ve şefkatle yaklaştığı bir başka ayrıntı.

Tekrar ‘Günlükler’e döner de Lev Tolstoy’un eşi Sofja’ya kulak verecek olursak, ’42 yıl Lev’le birlikte yaşadim, hayatı paylaştım. Ama nasıl bir adam olduğunu hala anlamış değilim!..’

Tolstoy’un Karısına Veda Mektubu: “Gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan…”

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz