Başkaları kitaplar yayınlarken, çalışırken, ben kafadan öğrendiğim herşeyi unutmak için tam üç yıl yolculuk ettim. Ağır oldu, güç oldu bu bilgilerden kurtulma; ama insanların zorla verdiği bütün bilgilerden daha faydalı geldi, gerçek bir eğitim başlangıcı oldu.
Hayatla ilgilenmemiz için ne çabalar, ne çabalar harcamamız gerekti, bunu hiç bir zaman bilemiyeceksin; ama şimdi bizi ilgilendiriyor ya, bu da herşey gibi olacak – tutkuyla.
Sevinçle cezalandırıyordum etimi, ceza suçun hazzından da büyük bir haz veriyordu – yalnız günah işlemekle kalmamak gururu öylesine sarhoş ediyordu beni.
Değer fikrini silmeliyiz içimizden; akıl için çok büyük bir engeldir o.
Yollarımızın belirsizliği ömür boyunca yedi bitirdi bizi. Ne diyecektim sana? Her seçim ürperticidir, bir düşünüldü mü: Bir görevle yönetilmez olmuş özgürlük ürperticidir. Hiç bir yanı bilinmedik bir ülkede tutulacak bir yoldur bu, herkes kendi yolunu kendi bulur orada, hem de, hem de, iyi dikkat et, yalnız kendisi için bulur; öyle ki, en bilinmedik Afrika’da en belirsiz bir iz bile böylesine şüpheli değildir..- Gölgelik korular çeker bizi; hâlâ kurumamış kaynakların serapları çeker… Ama arzularımız kaynakları nerede akıtırsa kaynaklar daha çok orada olacak; çünkü ülke yaklaşmamızın yarattığı ölçüde vardır ancak, görünüm de çevremizde yavaş yavaş, biz ilerledikçe hazırlanır; ufkun ucunda görmeyiz; yanımızda bile birbiri ardından gelen, değişken görünüşlerden başka birşey değildir.
Ama böylesine önemli bir konuda benzetmeler yapmak neden? Hepimiz inanıyoruz: Tanrı’yı bulmamız gerek. Yazık ki biz onu buluncaya kadar dualarımızı nereye yönelteceğimizi bilmeyiz. Sonra, en sonunda insan onun, Bulunmaz’ın, her yerde, herhangi bir yerde olduğunu düşünür, sonra da gelişigüzel diz çöker.
Ve sen, Nathanael, sen kendi yolunu bulmak için, elinde tuttuğu ışığın ardından giden insanla bir olacaksın.
Nereye gidersen git, yalnız Tanrı’yla karşılaşabilirsin.
– Menalque söylerdi: Tanrı önümüzde olandır.
Nathanael, herşeye geçerken bakacaksın, hiçbir yerde durmıyacaksın. Yalnız Tanrının geçici olmadığını düşün, önem bakışında olsun, bakılan şeyde değil.
Benliğinde ayrı bilgilerden sakladığın her-şey, yüzyılların tükenişine kadar senden ayrr kalacak. Neden böylesine değer veriyorsun onlara? Arzularda fayda vardır, arzuları doyurmakta fayda vardır, – çünkü bundan çoğalırlar. inan bana, Nathanael, sözlerim gerçek: Her arzu, arzumun her zaman yanlış ereğinden daha çok zenginleştirdi beni.
Birçok güzel şeyler için aşkla yıprattım kendimi, Nathanael. Onlar için hiç durmadan yanıp tutuşmamdan geliyordu parıltıları. Yorulmak bilmiyordum- Her coşku bir aşk yıpranmasıydı benim için, pek hoş bir yıpranıştı.
Sapkınların en sapkınıydım, sapa kanılar çekti hep beni, düşüncelerin şiddetle yön değiştirmeleri, aykırılıkları çekti. Her kafa yalnız ve yalnız başkalarından ayrılan yanıyla ilgilendiriyordu beni. Bu yüzden sonunda sevgiyi kovdum içimden, bunda yalnız ortak bir coşkunluğun nimetini görür oldum.
Sevgi değil, değil, Nathanael, – aşk.
Yaptığının iyi mi, kötü mü olduğunu yargılamadan davranmalı. İyi mi, kötü mü olduğuna bakmadan sevmeli birşeyi.
Nathanael, sana coşkuyu öğreteceğim.
Durgun durgun yaşamaktansa, acı bir ömür daha iyi, Nathanael. ölüm uykusundan baş
ka dinleniş istemem ben. ömrüm boyunca doyurmıyacağım her arzu, her güç, sonraki yaşayışlarında beni rahatsız ederler diye korkuyorum. içimde bekliyen herşeyi boşalttıktan sonra, doyduktan sonra, tamamiyle umutsuz öleceğimi umuyorum.
Sevgi değil, değil, Nathanael, aşk. Anlıyorsun, değil mi, aynı şeyler değil bunlar. Bazı bazı kederleri, sıkıntıları, sızıları sevebilmem, bir aşkı yitirmek korkusuylaydı, yoksa pek çekemezdim onları. Bırak, herkes kendi eliyle düzenlesin hayatını.
(Bugün yazamam, çünkü ambarda bir çark dönüyor. Dûn gördüm; kolza dövüyordu. Sap havalanıyordu; tohum yere yuvarlanıyordu. Toz soluğu kesiyordu. Bir kadın taşı döndürüyordu-İki güzel oğlan, yalınayak, tohumları topluyordu.
Ağlıyorum, çünkü söyliyecek sözüm kalmadı.
Biliyorum, söyliyecek şeyi kalmadı mı yazmıya başlamaz insan. Ama ben gene de yazdım, daha başka şeyler de yazacağım aynı konuda.)
Nathanael, daha hiç kimsenin vermediği bir sevinç vermek isterdim sana. Nasıl vereceğimi bilmiyorum, gene de bu sevinç bende var. Sana daha hiç kimsenin seslenmediği kadar içten, candan, yakından seslenmek isterdim. Sana gecenin öyle bir saatinde gelmek isterdim ki, herbirinde sana gösterilenden daha fazlasını arıyarak birbiri ardından birçok kitaplar açıp kapamış olasın; hâlâ beklediğin bir gece saatinde, desteklendiğini duymamak yüzünden coşkunun keder olacağı saatte gelmek isterdim sana. Yalnız senin için yazıyorum; sana yalnız bu saatler için yazıyorum, öyle bir kitap yazmak isterdim ki, onda her düşünce, her kişisel coşkunluk yol görünsün sana, onda yalnız kendi öz coşkunun gölgesini görür gibi olasın. Sana yaklaşmak isterdim, beni sevesin isterdim.
Hüzün dinmiş bir coşkudur, başka birşey değil.
Her yaratık, çırılçıplak olabilir; her coşkunluk, dopdolu.
Coşkunluklarım bir din gibi açıldı. Anlayabilir misin bunu; her duyunun sonsuz bir varlığı vardır.
Nathanael, sana coşkuyu öğreteceğim.
Fosfora ışığı nasıl bağlanırsa, yaptıklarımız da bize öyle bağlanır. Bizi tüketirler, orası öyle, ama parıltımızı da onlar sağlar.
Ruhumuz bir değer kazandıysa, başka ruhlara göre daha candan tutuştuğu için kazandı.
Şafağın aklığında yunmuş, büyük tarlalar, sizleri gördüm; mavi göller, sularınızda yundum
– güleç havanın her okşayışı gülümsetti beni, bunu sana tekrar tekrar söylemekten bıkmıya-cağım, Nathanael. Sana coşkuyu öğreteceğim.
Daha güzel şeyler bilsem onları söylerdim sana, – elbette onları, başkalarını değil.
Sen bana bilgeliği öğretmedin, Menalque. Bilgeliği değil, aşkı öğrettin.
★
Ben Menalque’a dostluktan fazla birşey duydum, Nathanael, aşka pek yakın birşey. Hem de kardeş gibi seviyordum onu.
Menalque tehlikelidir; kork ondan; bilgilere yaka silktirir, ama çocukları korkutmaz kendinden. Onlara ailelerinden soğumayı öğretmekle kalmaz, yavaş yavaş, bırakmayı da öğretir; bir buruk yaban meyveleri arzusuyla hasta e-der yüreği, görülmedik aşkla kaygıya gömer. Ah! Menalque, seninle başka yollar üzerinde koşmak isterdim hâlâ. Ama zayıflıktan nefret edersin sen, bana seni bırakmayı öğrettiğini ileri sürüyordun.
Her insanda görülmedik imkânlar vardır. Geçmiş hemen üzerine bir hikâye yansıtmasa, “şimdi” bütün geleceklerle dolu olurdu. Ama, yazıklar olsun! tek bir geçmiş tek bir gelecek sunar – önümüze gölgesini düşürür, uzayın üstünde sonsuz bir köprü gibi.
Yalnız anlıyamadığım yapamıyacağını bilir insan. Anlamak, yapabileceğini duymaktır. YAPABİLECEĞİMİZ KADAR ÇOK ŞEY ALMALIYIZ ÜZERİMİZE, en iyi yol budur işte.
Hayatın çeşitli şekilleri; hepiniz de güzel göründünüz bana. (Benim bu sana söylediğimi Menalque da bana söylüyordu.)
Bütün tutkuları, bütün günahları tanımı-şımdır inşallah; hiç değilse destekledim onları. Bütün varlığım bütün inançlara doğru atıldı; kimi akşamlar öylesine çılgındım ki, ner-deyse kendi ruhuma inanacaktım, öylesine duyuyordum bedenimden sıyrılmak üzere olduğunu. – Bunları da Menalque söylüyordu bana.
Hayatımız önümüzde buzlu suyla dolu şu bardak gibi olacak, öylesine soğuk olduğu, sıtmanın ateşi onu öylesine susattığı için dudağına pek tatlı gelen bu bardağı itemiyen, içmek isteyen, beklemesi gerektiğini bile bile bir dikişte içiveren bir sıtmalının ellerinde tuttuğu şu ıslak bardak gibi olacak.
Andre Gide
Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler




