Kafka’nın ‘Değişim’i… Hangi Değerler, Hangi Ahlak Kuralları?… – Mario Levi

Kafka’nın en bilinen hikâyelerinden biri olan Değişim, ilk kez Kurt Wolf tarafından, 1915 yılında yayımlandı. Yayımlatma istek ve cesaretini gösterdiği ender eserleri arasında yer alan bu hikâyesini yazdığı yıllar, yazarın kendisini katılaştırdığı ve toplumdan uzaklaştırdığı, dahası iyiden iyiye soyutlamayı göze aldığı yıllardır aynı zamanda.

Hikâyenin kahramanı ‘reklam propagandisti’ Gregor Samsa, kâbuslarla dolu bir gecenin ertesinde, kendisini büyük bir hamamböceğine dönüşmüş olarak bulur. Kahraman, gece ve tatil günleri gibi, insanın kendisine daha çok yönelmek zorunda kaldığı o tehlikeli zaman dilimlerinin birinden itici bir yaratık kimliğiyle çıkmıştır. Şaşırtıcı, belki de yadırgatıcı olan, onun bu değişime rağmen insan dönemindeki duygu ve niteliklerini yitirmemiş görünmesidir. Babasının birkaç yıl önceki iflasından sonra, ailesinin geçim yükü, tüm tasaları ve çalışma düzeniyle, bu duygularının karmaşasını yaşayan Samsa’nın omuzlarına yüklenmiş, bu durum, annesi, babası ve kız kardeşi Grete tarafından, mutlak yerine getirilmesi gereken zorunlu ve doğal bir görev olarak görülmüştür. Onun, o ilk sabahta, değişmiş bedenine rağmen zihninde dolaştırdığı düşünceler, biraz da bu nedenle, bu yükümlülüğün ve tutsaklığın yol açtığı tasayla gelişir ve ortaya konur. Örneğin, kendisini işyerine yetiştirecek trene on beş dakika geciktiğini birdenbire, dehşetle fark eder. Yatağından doğrulmak için davransa da, bedeninin henüz alışmadığı işleyişi ve yeni bacaklarının güçsüzlüğü buna izin vermez ama. Alışkını olmadığı bu gecikme ailesinin de dikkatini çeker. Evde herkes onun uyuyakaldığını ya da hastalandığını düşünür önce. Kilitli oda kapısından seslenmelerine aldıkları karşılık, garip bir hayvanın çıkarabileceği bir sestir sadece. Aynı karşılığı, bir süre sonra, eve bu gecikmenin hesabını sormaya gelen müdürü de alır. Uzun ve zahmetli bir çalışmadan sonraysa kapısının kilidini açıp, her şeye karşın, kendisini ‘göstermeyi’ göze alır. Ailenin tüm bireyleri, özellikle de baba bu beklenmedik görüntü karşısında, dehşetten ve üzüntüden çok, büyük bir öfkeye kapılır. Odasından çıkmaya çalışsa da hırpalanır, kaba güçle gerisin geriye itilir ve bir yerde, bu odada hepten yaşamaya mahkûm edilir.

Zaman geçer, bu artık sonlanmayacakmış gibi görünen kâbus devam ederken, aile de, geçimini sağlama konusunda, gereken önlemleri almaya çalışır. Hasta anne koltuğunda elişleri örer, baba bir dairede odacı olarak çalışmaya başlar. Birikmiş paranın hesabı yapılır. Evin bir odası üç adama kiralanır. Bakımını köylü ve yaşlı bir kadın hizmetçinin üstlendiği Gregor ise, kendisindeki bu değişim yüzünden, bir yandan ailesinin karşılaştığı bu sorunlar, bir diğer yandan da kız kardeşinin konservatuvardaki keman öğrenimine artık devam edememesi karşısında çok derin bir üzüntüye kapılmıştır. Ziyaretine arada sırada kız kardeşi de gelir, kendisine, beslenmesi için gereken çöpleri ve yemek artıklarını getirir. Grete bu durumu başlangıçta bir sorumluluk ve bir görev olarak kabul eder. Ancak abisinin bu halindeki değişmezlik ve değişmezliğine inancı, tahammül sınırlarını ancak belirli bir yere kadar götürebilmesine izin verir. O da ziyaretlerini zamanla seyrekleştirecek, abisini, tıpkı anne ve babası gibi kendi kaderine terk edecektir.

Bu yeni hayatta, her şeye karşın aralık bırakılan oda kapısından duyduklarıyla, ailesiyle kimi geceleri ve bu gecelerin duygularını paylaşmaya çalışır Gregor. Bir gece de, kız kardeşinin keman çalmasından çok etkilenerek, yeni kiracıların da bulunduğu odaya gitme ‘temkinsizliğini’ gösterir. Şiddetli bir öfkeye kapılan baba, oğlunu âdeta bir elma bombardımanına tutar. Bu elmalardan biri de Gregor’un sırtında derin bir yara açar. Tekrar odasına ‘tıkıldıktan’ sonra, kız kardeşi, artık asla kendilerinden olamayacak bu iğrenç canavardan mutlaka kurtulunması önerisinde bulunur.

Odasında, kirli, terk edilmiş, görme duyusunu, iştahını ve insan niteliklerini her geçen gün biraz daha çok yitirmiş ve hayvansılığından nerdeyse zevk alır bir haldeyken, kız kardeşine için için hak verir ve artık ölme zamanının geldiğini düşünür Gregor. O gece, sabaha doğru saat üçte, aldığı yaranın ve bu düşüncelerin etkisiyle son nefesini verir. Sabah, odaya gelen hizmetçi yaratığın ‘geberdiği’ müjdesini verir. Bu epeydir beklenmiş gelişme üzerine büyük bir rahatlama duyan aile, bir günlük bir tatile çıkmaya karar verir. Bir köy yerine doğru yol alırlarken, anne ile baba, tramvayda, çok önemli bir kararın vaktinin geldiğini fark ederek, şefkatle bakarlar birbirlerine. Grete büyümüş, serpilmiş, güzel bir kız olmuş, evlenme çağına gelmiştir artık…

Kafka’nın birçok eserindeki gibi, yarın tasasını yaşayan, küçük hesapların peşinde koşan insanların dünyasında geçen bu öyküde de, gerçekliğin sınırlarını zorlayan fantastik olaylar, dikkatli bir gözle incelendiğinde, görülenden daha üst ve derin bir insanlık durumunu vurguluyor ve yazarın değişmez ‘leitmotiv’leri arasında yer alan bir başka olma, bu nedenle de toplumun dışında kalma, dahası bırakılma sorunsalının taşıyıcılığını yapıyor. Hamamböceği de, anlatılanlara böyle bir bakış açısından yaklaştığımızda, rasgele seçilmiş bir simge olmaktan çıkıp, baskıcı babanın kişiliğiyle bütünleşen, tuttuğunu koparan, toplumdaki yerini almış insanların, farklı ve aykırı insanlar karşısında duydukları rahatsızlığın, giderek iğrentinin açıklayıcısı oluyor. Benzer bir denemeyi, yazarın bir başka eserinde, Taşrada Düğün Hazırlıkları’nda da görüyoruz. Bu öykünün kahramanı Raban benliği ikiye bölünmüş bir insan kimliğiyle karşımıza çıkar ve evlenmesinin hemen öncesinde, kendisini yatağında, bir böcek olarak görür. Ancak yine kendisinden bilineni ve istenileni bekleyenlerin taleplerine aykırı düşmemek için, evlilik törenine giyinmiş bedenini göndermeye karar verir. Gregor Samsa işte bu son tavizi reddetmiş görünür. Üstelik bu başkalık karşısında yeni bir alternatif getirmez ve bu haliyle Raban’ınkinden daha saygın ve onurlu bir seçimle karşımıza çıkar.

Kafka’nın bu hikâyesi, her türlü çıkışın önünün kapandığını dile getirmek isteyen bir çığlık gibidir. Birileri bir kadere mahkûm edilmiştir sanki. İnsanlığını kaybedip, en iğrenç hayvan şekillerinden birine dönüşen Gregor Samsa’nın bu değişiminin bir seçim mi, yoksa bir zorunluluk mu olduğu sorusunu yanıtlamaysa, galiba bu ‘durum’ üzerine düşünmeye gönüllü olanlara ya da farklılıklarının acısını çekmeye zorunlu tutulanlara kalıyor…

Mario Levi
Bir Yaz Yağmuruydu – Doğan Kitap – 2012

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Cinsel Özgürlük Mavalı… – Ece Temelkuran
“Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor…” Huzur – Berna Moran
Kapat