Ahmed Arif: Yaşamımın “a canım” deyimine lâyık olmasını ne kadar isterdim Leylâ

Leylim, yarı canım.
Eve gelmeden gidip mektubunu aldım. Ne kadar şanssız adam olduğumu bir kez daha anladım. Ne olurdu o namussuz odacı mektubu bir gün geç atmasaydı! Ama “birinci” cıgarasından üç günde soğuduğuna göre, benim burada bu gecikme işi için hayıflanmam da boşuna! Mektupta yazdığına, anlattığına, orada yüz yüze iken ne diye hiç dokunmadın, dokundurtmadın? Bu kadar başarılı maske kullanamazsın (Bu deyim için beni affet, dilersen söv). Sevilmenin, hele senince sevilmenin, dellenesi, geberesi güzelliğini bilmez değilim… Ama sen de biliyorsun, buna hiç cesaretim olmadı benim. Belki de atavik bir alt-duyu kalıntısı. Mağara devrinden kalma bir “erkeksilik”. Bi çeşit bozum olmak ihtimalini önlemek üzre konulan (kadından sevgi dilenilmez, istenmez, kadın alınır vs.) sloganı. Bense, gene sıkmayayım, gına getirmeyeyim, salt sevdim. Ötesini düşünmedim, düşünemedim Leylim. Bir kez daha dinle, kafam da, yüreğim de senin uğruna canım. Ve nolursun bunu “aşırı” bulma. Hele bunu “her kişilere bol keseden ihsanlar dağıtma” şeklinde asla düşünme. Yüzüne karşı, eş dost (!), elâlem içinde de söyledim bunu: Seni hiçbir dost, büyük, küçük, yaşıt, hiçbir sevdiğim, hiçbir “tuttuğum”la bir tutamam. Bunu yaparsam, namussuz, alçak sayarım kendimi.

Yaşamımın “a canım” deyimine lâyık olmasını ne kadar isterdim Leylâ. Asıl sen, bol keseden vermiş oluyorsun bu deyiminle. Yaşamım, hele bundan böyle, üzüntülü, melânkolik, ağulu canım. Ne korkunç işe düştüm of! Seni zorlayamam, istemediğin, sevmediğin beraberliğe, aşka çağıramam, kendin de ne tek başınayken, ne de milyarla insanoğlunun bir-yürek, bir-dilek, çağırdığı türküdeyken, bu yarımlığımı, bu ölümden gayrı çaresi olmayan vurgunluğumu duymamazlıktan gelemem. Bunu “beşerî” bir hal saymanı isterim. Doğrusu da budur canım.

Bir de bi düşününü düzeltmek isterim: Sana kulluğumu, şair olma kaprisine verip, iki de bir “sana bu lâzım, lâzım” dedin. Orada, elâlem içinde, düzeltemedim. Eğer meseleyi salt böyle alıyosan, “acıma” içgüdüsüne bağlı bir sempati demeyeyim de bir hoşgörürlüğe saplanmış olursun. Sanırım böyle olmanı sen de istemezsin. Sonra işi kolayından alıp, “Oyun bunların hepsi Ahmedim” deyip, çözümsüz, yönsüz bırakman da yanlış canım. “Yanlış” deyimini hafifseme Leylim, azâplar, yeri bellisiz (adsız ve kayıp) iç yaralar, hep bu “yanlış ”lardan.

Oradayken sana saygısızlığım ya da saygısızlık başlangıcı sayılacak yeltenilerim oldu mu canım? Şimdilik bunları düşünebilecek, doğru bir çözüme varacak yetide değilim. Eğer olduysa, olmuşsa, affet, affet, affet…

Kimselerin evinde bir lokma yemezdim Leylim. Arkadaş olsun, dost olsun, bu huyumdan illallah demiştir. Alınganlıkları çok bi çeşit gurur, minnet etmemek, açlıktan süzülüp gitmek bahasına da olsa, tuzuna payımı katmadığım bir sofraya oturmamak tutkum var. Sende böyle olmadı canım. Hiçbir rahatsızlık duymadan oturdum sofrana, yanı başına hem de! Senin ötekilerle bir tutulamayacağına bir delil say bunu istersen. Uyurken azap çektiğimi inkâr gelemem.

Bu konuda da senin yanlış bir kanı’nı belirtmek isterim: Sandığın gibi kıskanç ya da geri bir adam hiç olmam, hiç olmazdım. Gözümün önünde kocan da olsa birinin koynuna girmen ya da başını dizine yatırman sevindirmeli miydi beni? Bana kalırsa bilhassa, bendeki tutkuyu kırmak, beni bir yönümden -en zayıf yönümden- yıkmak testleriydi bunlar. Şüphesiz böyle de olsa bu sebepten seni kınayamam canım. Beride bir de senin beni alıkoymanın, misafir etmenin, dost görüntülü düşmanlarca dedikodulara, şuna buna sebep olacağını düşündükçe daha bir çıldırasıya seviyorum seni. Hiç yenilmeyeceğiz, takmayacağız. Sığırlara, kurbağa beyinli salon heriflerine, namussuza, yaşamayana, kahpe yalana -sen istersen o da- tükürüp geçeceğiz.

Sana, trende gelirken kurduğum birkaç şiirin iskeletini mi vereyim bilmem? En iyisi onlardan birer ikişer mısra alayım buraya. Ölümcül, doyamamış, kırgın bir havada oluşumu bağışla. Naz ya da serzeniş yapmıyorum: Buna biraz da sen sebepsin ömrüm.

Canım benim taslak tabii bunlar. Yorulmazsan, seversen, beraberce yazalım. Tamamla beni. Şiirimde olsun tamamla.

Gayrik birbirimizden saklı bir yönümüz yok. Bu sebep, rahat, duyduğun, tasarlayabildiğin, düşlediğin gibi anlat bana kendini. Korkma, üzmem seni. Memed’e de bir teşekkür borçluyum galiba. Ne de olsa eve o da ortak. Ama ben sana geldim. Neyse bildiğin, istediğin gibi yap.

Rüzgâr yarandan, meç’inden, yalancı topuzlu saçından öperim canım. Bekletme.

[İmza]

Leylim Leylim
Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here