Liebermeister: Sevgilinizi kendinizden yükseğe yerleştirmek onu ebeveyniz yapmaktır

0
433

Sevginin Kökleri: Bir İlişkinin Evrimi

Bir kadınla erkek arasındaki sevgi ilişkisi, başlangıçta lazer ışını gibi nokta hedefli yoğunluğundan çıkarak zaman​la geniş bir alana yayılır. Başlangıçta sevgililer sadece birbirleriyle ilgilenirler, dünyayı unutmuşlardır. Her ikisi de kendi istek ve ihti​yaçlarını yeryüzünde karşılayabilecek tek kişinin öteki olduğundan emindir. Aşıkların birbirlerine duydukları hislerle sarhoş oldukları bu balayı döneminde, üçüncü şahıslar davetsiz misafirdir. Günlük yaşamın ayrıntılarıyla ilgilenmedikleri gibi beraberliklerinde çıkabi​lecek sorunları da görmezden gelirler. Sevgililer kendilerini eşlerine öyle bir kaptırırlar ki onun hissettiğini hisseder, sorunlarıyla uğraşır ve onun ilgi alanlarına merak sararlar. Eşleri mutluysa mutlu, mutsuzsa mutsuz olurlar ve onlardan bir an bile ayrı kalmak istemezler. Eşlerine doyamaz ve onsuz yapamazlar. Ellyn Bader ve Peter Pearson, Efsanevi Eşin Peşinde (In Quest of the Mythical Mate) adlı kitaplarında aşk ilişkilerindeki bu iç içe geçme aşamasına “sembiyotik aşama” adını verirler. Sevgiliyle bir olma ve onunla özdeşleşme aşamasıdır bu. İki kişi aralarında bir bağ oluşturmak ve diğeriyle kaynaşmanın ne demek olduğunu anlamak istiyorsa ilişkilerdeki bu balayı döneminden geçmeleri gerekir. Bu dönemde farklılıkları görmezden gelir, benzerlikleri abar​tırız. Karşımızdakini gerçekte olduğu gibi görmez, bir hayal dün​yasında yaşarız. Bu duyguların altında saklı bazı biyo-kimyasal nedenler vardır: “Gerçek aşkı” yaşadığımız dönemde bedenimizde salgılanan hormonlar, beynimizin haz duyma bölgelerini harekete geçirir ve beynin mantıklı seçim bölgesini engeller. Diğer bir deyiş​le, romantik aşk biyolojik bir süreçtir; doğa, çiftin bebek sahibi olmasını ve ilk emzirme döneminde bir arada kalmasını sağlayarak türün devamını güvenceye alır. İngilizce’de bu döneme “aşka düşmek” denir ve gerçekten de bir çeşit düşüştür. Her şeyin abartıldığı, hayaller içinde kaybolup biyo​lojik dürtümüze yenik düştüğümüz ve doğaya teslim olduğumuz bir süreçtir. “Aşka düştüğümüzde” düşüncesizce hareket ederiz. Başka hiçbir gücün bizi ikna edemeyeceği değişiklikleri bir anda yapıveririz. Sevgilimizle bir arada olabilmek için düzenli işimizi bırakır, ailemizle vedalaşıp eşyalarımızı topladığımız gibi kendimizi yeni bir ülkede bile bulabiliriz. Romantik aşkın biyolojik bir dürtü olması, önemli olmadığı anlamına gelmez. Belki de ayrı “ben”liğimizin duvarları ilk defa yıkılmaktadır. “Aşka düşmek”, egomuzun sınırlarını, psikolojik savunmalarımızı, koruma kalkanlarımızı aşmanın ve kendimizden büyük bir şeyle bütün olmanın ilk deneyimidir. Bu ruh halindeyken sevişmenin, insanı kendinden geçiren mis​tik bir niteliği vardır. Cinsel birleşmenin derinliklerinde sonsuz​luğun eşler tarafından bir an için bile olsa deneyimlenebileceğini savunan Hint ruhani öğretisi Tantra’nın ilk adımıdır. Orgazm sıra​sında deneyimlenen meditasyon hali, ilişkinin romantik dönemi geçtikten sonra kişiyi kendi ruhani arayışına yönlendirebilir.

Balayı bittiğinde Beyindeki hormon dengesinin yeniden kurulup akılcı karar ver​me mekanizmasının işlemeye başlamasıyla, ilişkinin balayı dönemi hayal kırıklıklarıyla aniden bitebilir. Karşımızdakine pembe göz​lüklerden bakmak yerine onun hatalarını ve eksiklerini görmeye başlarız. Bir zamanlar tutkuyla sevdiğimizin bizim gibi insana özgü zaaflara sahip olduğunu görmek ağır gelebilir. Bazen o kadar büyük bir farkla karşılaşırız ki diğerinin değiştiği​ni ya da bizi kandırdığını, hatta bize ihanet ettiğini sanırız. Daldan dala atlayan kişiler bu noktada ilişkiyi bitirir. Böylece gelecekte tekrar aşık olarak hormonal değişimin getirdiği deneyimi yeniden yaşama şansları olur.

Halbuki bu nokta aynı zamanda, daha gerçek ve uzun süreli bir beraberliğin başlayabileceği andır. Olgunlukla sevmeyi ancak bu noktada öğrenebiliriz. Balayı döneminde her şey kolaydır, çünkü sizden bir şey beklenmez. Bedenin biyolojik süreci sizin yerinize çalışmaktadır. Oysa şimdi sevgilinizi yeni tanımış gibi baştan aşağı gözden geçirirsiniz. İyi ve kötü yönlerini, erdemlerini ve hatalarını görürsü​nüz. Bu yabancıyla yakınlaşmaya ve onunla birlikteliği keşfetmeye başlarsınız. Balayı dönemi geride kaldığında, eşler kendi sınırlarını koymayı ve aralarındaki farkları görmeye başlarlar. Bader ve Pearson bunu “farklılaşma” dönemi olarak adlandırır. Bu yazarlar, aşk ilişkisinin aşamalarını, annesiyle sembiyotik bağından adım adım ayrılarak kendi benliğinin farkına varan ve onunkinden farklı istek ve tercih​lerini dile getiren çocuğun büyüme aşamalarına benzetir. Sağlıklı bir ilişki, içinde ayrı görüşler ve farklılıklar barındırır. Eşler sevgililerinin garipsedikleri, beğenmedikleri yönlerini sev​meyi ve kabul etmeyi öğrenirler. Hellinger yerinde bir seçimle, bu dönem için “ikinci görüşte aşk” ifadesini kullanır. İkinci görüşte aşk, biyolojik bir dürtü değildir. Daha az tutkulu, daha az kontrol dışıdır. Hayal kırıklığıyla başlasa da, her iki eşin bu engeli bilinçli bir adımla aşıp yeni bir uyum aşamasına geçmeleri kişisel bir başarı olacaktır onlar için. “Aşka düşme” aşamasından sonra bu aşamaya “aşkla yükselme” diyebiliriz. Hayallerimizin, hayal kırıklıklarımızın ve farklılıkları​mızın üzerine çıkıp kalbimize kendimizden farklı bir kişiyi alma kapasitemizi genişletiriz. Şimdi eşimize yeni bir gözle bakabiliriz. Onu, artık olmasını istediğimiz gibi değil, gerçekte olduğu gibi görürüz. Aynı zamanda, beklentilerimizi karşılama konusunda sınırlı olduğunun farkına varırız. Yaşamımızın bazı yönlerini kolay​ca paylaşabileceğimizi, bazı yönlerinde ise eşimizin kendimizden çok farklı olduğunu ve buralarda birlikteliğin mümkün olamaya​cağını anlarız. Çoğu kişi için bundan sonrası atılması zor bir adımdır. Fazla​sıyla büyük bir mücadele gerektirir. Bu anlaşmazlık döneminden geçmeye dayanamazlar ve ayrılmayı seçerler. Bir bölümü de ilişkiyi Bader & Pearson’ın “düşmanca bağımlı çift” olarak adlandırdıkları duruma sokarlar. Bu durumda her iki eş de birbirinden hoşlanmaz, mutsuzluklarından diğerini sorumlu tutar ama yaşamı tek başına göğüslemektense kendilerinden ödün vererek birlikte yaşamayı sürdürürler.

Aşkla Genişlemek

Aşk ilişkisinin sürmesi için dışlamayı değil dahil etmeyi bil​mek gerekir. İlişki genişleyerek daha fazla insanı kucaklamalıdır. Bir ilişki olgunlaştığında üçüncü şahıslar ilişki için tehdit unsuru olmaktan çıkıp ilişkiye davet edilirler. Ne de olsa ilişkiler doğa tara​fından çocuğun beslenip gelişmesi için tasarlanmıştır ve hiçbir şey yeni doğmuş bir bebekten daha “işgalci” değildir. Bu yeni varlık, ana babasının yaşamına girdiği anda çiftin inziva hali ve özel hayatı sona erer. Çift yaşamlarına yeni birini sokarak aralarındaki ilişkiyi genişletir. Çocuğun doğumunun çoğunlukla ilişkinin gelişmesine yol açmasının nedeni de budur. Çifti bir arada tutacak yeni bir neden vardır. Sevgileri ve yaratıcılıklarının ortak bir amacı vardır ve böy​lece birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı elde ederler. Çocuksuz eşler bu dönemde ilişkiyi ayakta tutmakta daha çok zorlanırlar. Birlikte büyüyüp gelişmek için birlikte yürütecekleri bir projeye, bir işe baş​lama ihtiyacı hissedebilirler. Bir aşk ilişkisinin dinamiklerini temsilen iki kişinin dizime her yerleştiriliş biçimi, ayrı bir durumu ifade eder. Örneğin eşlerin baş​ka yönlere bakması, birbirlerinden çok üçüncü bir kişiyle ilgilen​diklerini gösterir. Dizime dahil edilmesi gereken bu kişi, eski bir eş ya da köken aileden biri olabilir. Genel olarak sevgililer karşılıklı yüz yüze yerleştirilirler. Bunun nedeni daha önce de belirttiğimiz gibi gözlerinin birbirlerinden başka kimseyi görmemesidir. Ancak birbirlerine olan bu düşkünlükleri sonsuza kadar süremez ve eğer uzun süredir birlikte olan bir çift danışan tarafından bu şekilde karşı karşıya yerleştirilirse ilişkide ciddi bir çatışma olduğunu anlarız. Öte yandan eğer birlikte bir proje ya da hedef belirleyip tam anlamıyla “ortak” olarak, iş kurmuş ya da çocuk sahibi olmuşlar-sa, genelde yan yana yerleştirilir ve aynı noktaya ya da aynı kişiye bakarlar. Bu şekilde birbirlerini destekledikleri gibi ilgileri de ken​dilerinin dışında bir şeye yoğunlaşmıştır. Bir dizimde yer alan çocuklar dizimde en çok ebeveynlerini yan yana görmekten ve onlara yakın olmaktan hoşlanırlar. Eğer çift karşılıklı durup birbirlerine bakıyorsa çocuklar bir adım geri çekilip onlardan uzaklaştıklarında kendilerini daha güvende hissederler. Örneğin bir dizimde danışan, ana babasını karşılıklı yerleştirir; aralarında ciddi bir çatışma olduğu bellidir. İki çocuk da ebeveyni​ne çok yakın, neredeyse tam ortalarında durmaktadır. Bu durum​dan gergin ve mutsuz oldukları açıkça görülür. Terapist, çocukları ana babadan birkaç adım uzaklaştırdığında derin bir rahatlamayla nefes alıp birbirlerine bakar ve gülümserler. Çocuklar araların​dan çekildiğinde anneyle baba birbirlerini görür ve bugüne kadar çocukların yardımıyla yüzleşmekten kaçındıkları bir şeyle yüzleş​mek zorunda kalırlar.

Sınırlara Saygı Göstermek

İlişkiler gitgide baştaki hayal dünyasından, temeli gerçeklere dayanan, ayakları yere basan bir yöne doğru gelişir. Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi bu zor bir süreçtir. Aslında bu dönemde eşler artık hayali bir şeyi sanki gerçekmiş gibi gösterme çabasını bıra​karak sonunda rahat bir nefes alırlar. Ne de olsa sürekli heyecan içinde yaşamak çok yorucudur. 30’lu yaşların ortasındaki Robert, danışmanlık seansına gelmiş​ti. Sevgilisinin, başta umduğu kadar kendini ilişkiye veremediğini fark ettiğini belirtti. Balayı döneminde hissettiği yüksek beklentiden vazgeçmediğinden, sevgilisine içerlemekteydi. Seans sırasında düş kırıklığını bir başkasının varlığına gereksinim duymadan, tek başı​na göğüslemenin kendisine nasıl bir içsel güç kazandırdığını gördü. Sevgilisini annesinin yerine koyduğunu fark etti. Bu farkındalıkla, sevgilisinin kendi yaşamını sürmeye ihtiyacı olduğunu anladı ve bu anlayışla da kendi yaşamını sürme özgürlüğünü kazandı. Böyle bir durumda her iki eşin de ilişkiden ne istediklerini yeniden keşfetmeleri ve birliktelikleri için ortak bir zemin bul​maları gerekir. Çift daha önce “biz” kelimesini kullanırken artık “ben” kelimesi daha sık duyulur. Gerçekten de “biz” kelimesiyle “ben” kelimesi arasında bir denge olmalıdır. Çiftin ortak yönleri “biz”, bireysel yönleri ise “ben” ile ifade edilir. Eğer eşler sadece “biz” diyorsa, köken aileleriyle kilitlenmiş olduklarını, sadece “ben” diyorsa da bu, kendi kişiliklerini kaybetme korkusuyla eşlerini güvenli bir mesafede tutmakta olduklarını gösterir. Sağlıklı bir ilişkide hem “biz” hem de “ben” vardır. Böylece eşler hem kendilerini kaybederek diğeriyle bütün olabilirler hem de kendi sınırlarını ve kişiliklerini koruyabilirler. Kendi yaşamlarından tatmin duyan iki bütünleşmiş insan, ideal olarak, hem birbirlerini besleyen hem de birbirlerine ilham veren bir bağ oluşturmayı başa​rırlar. Her ilişki bu yönde gelişmez kuşkusuz. Eğer erkek hâlâ anne​sine bağlıysa karısının ihtiyaçlarını karşılayamamasına tahammül edemez. Eğer kadın hâlâ babasıyla aşk yaşıyorsa kocası Beyaz Atlı Prens gibi davranmadığında hayal kırıklığına uğrar. Böyle durum​larda genelde “Babanın Küçük Prensesi”yle “Annenin Küçük Pren​si” eşleşirler ve ikisi de kendilerini tam anlamıyla ilişkiye veremez. Öte yandan eğer taraflardan biri büyümeye başlarsa örneğin babanın “küçük kızı” büyüyüp kadınlığa adım atarsa- ilişkinin devam etmesi için diğer eşin de büyümesi gerekir. Dengi dengine deyişi bu durumun güzel bir ifadesidir. Aşk ilişkisinde olup bitenler​den her iki taraf yüzde elli-elli sorumludur. Aşkı dansa benzetmek yerinde bir mecazdır. Eşlerden biri ileri adım attığında diğeri geri adım atar; biri sağa doğru hareket ettiğin​de diğeri onunla uyum sağlamak için kendi soluna doğru hareket eder. Böylece eşler arasında sürekli bir hakimiyeti alma ve diğerine bırakma, ileri gitme ve geri çekilme, kişisel sınırları koyma ve diğe​rine teslim olma alışverişi vardır. İlişkinin ilerlemesi için enerjinin bu ileri geri dansı iki yöne doğru sürekli devam etmelidir. Sevgililer ne zaman ilişkide bir araya gelseler sevgilerinin sınırla​rı olduğunu deneyimleyeceklerdir. Bu sınırları kabul ettikten sonra ilişkileri gerçekçi ve sürekli bir hale gelebilir. Buna ek olarak eşler kendi köken aileleriyle sorunlarını çözdükçe, ilişkilerinde karşılıklı olarak daha rahat iletişim kurarlar ve aşkları olgunlaşır. 30’lu yaşların başlarında olan Güney Amerikalı Claudia, çocuk​larının kendisine ait sorunları taşıdıklarından endişe duymaktay​dı. Dizimde kendisiyle kocasını yan yana, çocuklarını da hemen önlerine yerleştirdi. Ancak çocukların sırtı onlara dönüktü ve hepsi aynı yöne bakmaktaydı. Anne de baba da kendilerini rahatsız his​sediyorlardı.

Ailesi hakkında biraz daha bilgi istediğimizde Claudia’nın anne​sinin 20 yıldır şizofren olduğunu öğrendik. Anneyi dizime eklediği​mizde Claudia ağlayarak ona sarıldı. Çocukları çiftin yanına, kendilerini daha iyi hissettikleri yere yerleştirdik. Bu şekilde anneyle baba yüz yüze geldiler, annesi de Claudia’nın yanında durdu. Kocası bir karmaşa yaşadığını belirtti ve amcasının şizofreni hastası bir erkek kardeşi olduğu ortaya çıktı. Babasını yanına yerleştirdiğimizde kendini daha iyi hissetse de karı​sına fazla yaklaşamadı. Her ikisi de aileleri adına yük taşıdıklarını ve bu kilitlenmele​rin birbirlerine fazla yaklaşmalarına izin vermediğini gördüklerinde aralarında yeni bir denge kuruldu ve bu da belirli bir rahatlama getirdi. Diğerine ve diğerinin ailesi için yaptığına saygı duyarak aralarında belli bir mesafeye razı oldular. Bir sonraki adımda Claudia’nın, annesinin çektiği acıyı görme​sini, ona teşekkür ederek onunla arasına mesafe koymasını istedik. Böylelikle annesine yardım etme ihtiyacından kurtulabilecekti. Claudia annesine “Benim için yaptıkların yeterli, sana teşekkür ederim. Artık yaşamımı gayet iyi idare ediyorum. İki oğlum var ve onlarla gurur duyuyorum” dedi. Gururla oğullarına baktı ve kendi sorunlarını onlara aktarma endişesi taşımadan onlara gülümseyebildi.

Dengesi Bozulan Sevgi

Her iki tarafın hayal dünyasında yaşadığı bir ilişki sorunlu ola​bileceği gibi uyumlu da olabilir. Ancak eğer bir taraf hayal dün-yasındayken diğer taraf uyanıyor ve bilinçleniyorsa sorun çıkması kaçınılmazdır. Eğer birlikte kalırlarsa iki olasılık söz konusudur: Ya daha az olgun eş, diğerindeki değişimle cesaretlenerek kendini geliştirmek ister ya da daha olgun olan eş, geri adım atarak ödün vermeye başlar. Ayrılık korkusu fazla ise ikinci olasılık gerçekleşe​cektir. Gerçek olgunluk ise kişinin ayrılık korkusuna yenik düşme​den, kendi başına kalmaya hazır olmasıdır. Günümüzde bir ilişkinin yürümesi ve sağlıklı gelişmesi için, balayı döneminden sonra, her iki eş için de ilişkinin öncelik haline gelmemesi gereklidir. Aksi halde bu, diğer kişiyi gözünde büyüt​mek, ondan çok şey istemek ve ona da çok vermek anlamına gelir. Sonuçta siz de, eşiniz de beklentileri karşılayamadığınız gibi ilişkiyi çıkmaza sürükleyen bir gerginliğe neden olursunuz. Başka bir ifadeyle: Sevgilinizi kendinizden ne kadar yükseğe yerleştiriyorsanız onu o kadar ebeveyniniz yapıyorsunuz demektir. Romeo ve Juliet ya da Sinderella ile Beyaz Atlı Prens gibi birbirini yücelten iki “olağanüstü” insan arasındaki ilişki muhtemelen kısa sürer ama sıradan zaafları olan iki sıradan insanın beraber gelişme şansları yüksektir. Eğer danışan, sevgilisinden ayrılıp ayrılmama sorunuyla danış​manlık seansına gelirse, hangi yolun olgunlaşmaları için daha doğru olduğuna bakmak gerekir. Sevgilisiyle birlikte kalıp deneyimledikleri zorlukları beraber göğüslemeleri, çatışmayla baş edebilecek yetiyi geliştirerek evlilikte tek başına ayakta durma gücünü bulma​ları mı daha doğrudur? Yoksa er ya da geç her ilişkinin bir sonu olduğunu anlayıp birbirleriyle işlerinin bittiğini ve artık yollarının ayrıldığını kabullenmeleri mi? Karşılarına çıkan ilk engelde eş değiştirmek, sevgi bittiği halde diğerine yapışıp kalmak kadar çocukçadır. Her ikisi de ebeveynden birine bağlılığın devam ettiğini gösterir — çoğunlukla erkek annesi​ne, kadın da babasına bağlıdır. Doğası gereği sevgi değişken bir olgudur. Kadınla erkek arasındaki sevgi diğer sevgi türlerinden daha da değişkendir. Ebeveynle çocuk arasındaki ilişki biyolojik olduğundan daha sağlamdır. Kendi seçimimiz değildir. Doğumla kurulmuştur, dolayısıyla değiştirmek elimizde değildir. Ancak bir kadınla bir erkek arasındaki ilişki özgür seçimle olur. Seçimi kendimiz yaparız, işte bu nedenle bu kadar hassas bir denge söz konusudur. Bizi bir araya getiren gizem bizi her an birbirimizden uzaklaştırabilir de. Bu hassas denge aşkla gelen endişeyi de açıklar; bu kadar hassas bir şey kolaylıkla bozulabilecektir. “Bir ilişkide artık büyüyemiyorsanız ayrılma zamanı gelmiştir” cümlesi, ilişkiler hakkında söylenecek son sözdür.

Eski Eşleri Saygıyla Anma

Bir aşk ilişkisini öfkelenmeden ve çirkin davranışlara kapılma​dan bitirebilmek gerçek bir sanattır. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını anladığınızın, ikinizin de yeni durumu kabullendiğini​zin ve ayrı yollarda ilerlemekte anlaştığınızın göstergesidir. Özen gerektiren bu dönemde, ayrılığa neden olan davranışları​nızın sorumluluğunu almak ve kendi sorumluluğunuzdan ne daha azı ne de daha fazlasını taşımamak çok önemlidir. Daha azını taşı​mak, çocuk gibi davranıp suçu diğerine yüklemektir; daha fazlasını taşımak ise haksız bir sorumluluğu yüklenerek, eşinize sorumluluk bırakmayıp ona çocuk muamelesi yapmaktır. Geçmiş ilişkilerin yükünü taşıdığınız sürece gelecek ilişkileri​niz de yürümez. Ailenizle oluşturduğunuz olumsuz bağ nedeniyle onlardan kopamamanız gibi eski sevgilinizi, “eğer farklı davran​saydı beraberliğimiz sürerdi” şeklinde suçlamak da hâlâ bir hayal dünyasında olduğunuzu gösterir. Tayvanlı Lin Shu’nun ilk evliliğinden 21 yaşında bir oğlu ile 17 yaşında bir kızı vardı. Çocuklarıyla birlikte ikinci kocasıyla yaşıyor ama ilk eşine hâlâ öfke duyuyordu. Dizim öncesindeki konuşma​mızda kendisi 10 yaşındayken annesinin intihar ettiğini öğrendik. Dizimi açtığımızda ilk eş resmin dışındaydı -yani dışlanmıştı. İkinci eş sanki çocukların babası oymuş gibi asıl babanın durma​sı gerektiği yerde durmaktaydı. Danışanın temsilcisi ise kendi de bir çocukmuş gibi çocuklarının yanında duruyordu. İkinci eş de, çocuklar da kendilerini son derece rahatsız hissediyordu. İlk kocayı dizime ekleyerek onu tüm grubun karşısına yerleştir​diğimizde herkes rahatladı. Çalışmanın devamında Lin Shu’nun, dışladığı ilk eşini saygıyla anmasına ve bilinçsizce annesini ölü​münde izlemek isteğinden dolayı ilk eşine kendini verememesinin sorumluluğunu üstlenmesine yardımcı olduk. Bu yeni anlayış hem danışanın hem de ilk eşin birbirlerine açılmalarını sağlayarak ayrı​lıkları hakkındaki suçlamaları ortadan kaldırır. Sonraki adım Lin Shu’nun bir anne olarak sorumluluk almasına yardımcı olmaktı. Kendi annesi bunu yapamadığından intihar etmiş​ti. Burada davranış kalıplarının kuşaktan kuşağa nasıl geçtiğini görü​rüz. Tıpkı annesinin kendinden önceki bir aile bireyini izlediği gibi, kendisi de annesini izlemekteydi.

Lin Shu’ya güç vermek için annesine duyduğu öfkeden kurtul​masına ve onu sevgiyle bırakmasına yardımcı olmamız gerekiyordu. Bunu ancak annesinin kendi köken ailesiyle kilitlendiğini anladı​ğında yapabilecekti. Bu süreç içinde çocukların rahatlayıp rahat​lamadıklarını ve annelerine güvenmeye başlayıp başlamadıklarını adım adım gözlemledik. Çocukların tepkileri, Lin Shu’nun annelik sorumluluğunu üstlenip üstlenmediğini açıkça gösterecekti. Bu dizim, kişinin kendi ailesinden taşıdıkları yüzünden bir iliş​kinin nasıl sona erdiğini gösteriyor. İyileşmenin ancak şimdi, şu anda gerçekleşebileceğini ve her iki eşin de huzur bulmaları için geçmişleriyle kilitlenmelerini kabul etmeleri gerektiğini de ortaya koyuyor. 42 yaşında olan Amerikalı Renee, kocasından ayrılmıştı. 13 yaşındaki kızları babasıyla kalmıştı. Kocanın daha önceki evlili​ğinden üç oğlu vardı. Renee, 4 aylıkken annesi tarafından evlatlık verilmişti. Temsilcilerin yerleşimi Renee’nin kızının dizimde fazla “büyük” olduğunu gösteriyordu. Annesine de babasına da kızgındı. Babası​nın ilk eşiyle özdeşleşerek babasına kızgın bir sevgili gibi davran​makta, Renee’nin kendisini evlatlık veren annesine duyduğu öfkeyi tekrarlayarak annesine de onu bıraktığı için kızmaktaydı. Bir süre sonra babanın ilk eşini dizime dahil ettik.

Kız, özellik​le de babası ilk eşine duyduğu sevgiyi dile getirdiğinde rahatladı. Danışan olan anne, bu kadına, “İlk eş olarak seni tanıyorum. Lüt​fen kızıma dostça bak” diyerek onu ilk eş olarak onurlandırdı. Sonraki adım, Renee’nin, kendisini dünyaya getirdiği için teşek​kür ederek annesiyle barışmasını sağlamak ve annenin kendisini verme kararını kabul ederek ondan uzaklaşmasına yardımcı olmak​tı. Böylece kendini evlatlık alan anneye yönelebilecektir. Renee kendi kızına bakarak ona, “Seni vermedim” ve “Ben de başta anne​me kızgındım” dedi. Bu Renee’ye güç verirken kızının da öfkesin​den sıyrılıp ona doğru ilerleyebilmesine yardımcı oldu. Sonunda danışan, kızına gururla bakabildi. Kızı artık annesine yakın durmaktan hoşnuttu. Bundan böyle annesiyle beraber yaşa​masının kendisi için daha doğru olacağı da ortaya çıkmıştı. Bu örnek, eski eşleri onurlandırmanın önemini gösterdiği gibi eşlerin yarım kalmış işlerinin ilişkilerini nasıl engellediğini de göste​rir. Aynı örnekte, aileden bir çocuğun —Renee’nin kızı— ebeveynden birinin eski eşiyle nasıl özdeşleştiğini de gördük. Eski eş bir kayıp yaşamıştır ve kolektif vicdan bunu dengelemek için sonraki evlilik​ten olan çocuğun eski eşi temsil etme işini üstlenerek ebeveynine karşı kızgın ya da üzgün bir sevgili gibi davranmasına neden olur. Renee’nin ilişkisinin devam etmemesinin iki nedenine göz ata​lım: Renee, ikinci eş olarak, kocasının ilk karısına vefa duyar ve kendini kocasına tam olarak veremez —bu duruma özellikle ilk evli​likten çocuklar olduğunda rastlanır. Kendini tam olarak ilişkiye veremeyecek bir adam seçer. Onu bebekken evlatlık veren öz annesine duyduğu bağlılıktan dolayı kendini kocasına tam olarak veremez. Bu olay boşandıktan sonra kızını neden yanına almadığını açıklar — annelik gücüne ihtiyaç duymaktadır. Buradaki en önemli hareket danışanın, kendisini dünyaya getir​diği için annesine teşekkür ederek onu bırakmasıdır. Sonraki adım​lar nispeten kolaydır: İlk eşten kızına dostça bakmasını istemek, kocasına kendisiyle bir çocuk sahibi olduğu için teşekkür etmek, ikisinin de ilişkiye kendilerini tam olarak veremeyeceklerini kabul ederek artık bir anne olarak çocuğunu desteklemeye hazır olduğu​nu ifade etmek.

Barış İçinde Ayrılmak

Eski eşten barış içinde ve sevgiyle ayrılmanın yolu, danışanın eski eşe şükran duyabilmesinden geçer. Bu da ancak, danışanın ilişkide yaşananları gerçekçi olarak kabul etmesi ve kendine düşen sorumluluğu üstlenmesiyle mümkündür. Eğer gerçek ifade edilir ve durum tüm gerçekliğiyle kabul edilirse yukarıdaki örnekte olduğu gibi her iki eş de rahatlayacaktır. Diğer durumlarda, danışanın eski eşine şu cümleleri söylemesi​ni isteyebilirim: “Beraber geçirdiğimiz zamanı şükranla anıyorum. Verdiklerin için sana teşekkür ederim. Benimle kalacaklar. Sana verdiklerimi de sevgiyle verdim ve seninle kalabilirler. Yaşadığımız zorluklarda kendi payımı üstleniyor, senin payını da sana bırakıyorum. Artık yoluna gidebilirsin. Lütfen bırak, ben de yoluma gideyim.” Kimi zaman da kişinin, “Senin izlediğine de, kendi izlediğime de saygı duyuyorum” cümlesini söylemesini isterim. Burada “izle​mek” sözüyle kastettiğimiz bazen yaşamımızı yönlendiren bizden büyük bir güç, bazen de köken ailedeki kilitlenmelerdir. Bazen de danışanı eski eşinin önüne yerleştirerek bir zamanlar birbirlerine duydukları sevgiyi onurlandırması için ifade edilmesi gerekenin ne olduğunu sorarım. Eski eşin temsilcisinin gösterdiği tepki, danışanın onu yürekten onurlandırıp onurlandırmadığını ortaya koyar. Eski eş onurlandırıldığını hissettiğinde her türlü bağı geride bırakıp resimden çıkmaya hazırdır. Bu, ayrılmanın sevgi dolu yoludur. Bu deneyimler bize, eski eşler yollarını ayırsa bile sevgi dolu bir tavrın sürebileceğini göste​rir. Sevginin birlikte ya da ayrı olmakla bir ilişkisi yoktur. İlişkide olmakla birine karşı sevgi dolu olmak iki ayrı şeydir. Bunu boşan​mış ebeveynlerde görebiliriz; artık ilişkide olmasalar bile çocuk sahibi oldukları için aralarındaki güçlü bağ devam eder. Deneyimlediğimiz pek çok seansın bize tam bir ayrılığın ancak sevginin kabulüyle gerçekleşebildiğini gösterdi. Diğer bir deyişle gerçek sevgi özgürleştirir.

Sevginin Kökleri – Svagito R. Liebermeister

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz