İlişkilerde Olgunlaşmak: Öfke ters dönmüş sevgidir – Svagito R. Liebermeister

Eş aramak tüm hayvanlarda olan doğal bir dürtüdür. İnsanlar da bunun istisnası değildir. Kadınla erkek arasındaki cinsel çekim onları bir araya getirmekle kalmaz, hem bir arada tutar hem de çocuk yaparak aile olmalarını sağlar. Türün devamını çocuklar sağlar, ancak olay, dişi ve erkek dediğimiz iki kutbun arasındaki çekimle başlar. Buna hayvanlarda çiftleşme adını veririz. İnsanlar da ise aşk, seks ya da evlilik olarak adlandırılır. Olayın cinsel boyutuna baktığımızda, kadınla erkeğin bir mık​natısın eksi-artı kutupları gibi, kendi kontrolleri dışında hatta ken​dilerine rağmen işleyen bir çekim gücüyle birbirlerine çekildiklerini görürüz. Erkek ne kadar erkek, kadın da ne kadar dişiyse araların​daki zıtlık o kadar büyük, çekim de o kadar güçlü olur. Kadınla erkek yakın olmak, birbirlerinde erimek ve bir olmak isterler. Bunu yapmak için öncelikle aralarındaki farkları ortadan kaldırmaları gerekir. Aşktaki en derin özlemlerden biri aradaki fark​ları yok ederek sevgiliyle bir olmaktır. Ancak birbirlerine çekilme​lerini sağlayan zıtlık kaybolduğunda birbirlerinden uzaklaşıp tekrar bu çekim gücünü bulmaya çalışırlar. Sevgilileri bir araya getiren birincil hareketle sevgilileri birbirinden uzaklaştıran ikincil hareketi her ilişkide gözlemleyebilirsiniz. Yani sevgilileri birbirlerine doğru çeken ve birbirlerinden uzaklaştıran sürekli bir hareket vardır. Cinsel kutuplar iki eş arasında derin bir fark barındırır. Bu far​kın en iyi ifadesi “erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten” sözleridir. Aralarındaki güçlü çekime paralel olarak kadınla erkeğin huzuru bulmalarını ve birbirlerine yakınlaşmalarını engelleyen de işte bu farktır. Bu da ilişkide bir ikilem oluşturur. Marslıyla Venüslü aynı dünyayı iki farklı gözle görürler. Ancak ikisi de gördüklerini diğeriyle paylaşma özlemi çeker. Erkek kadı​nının kendi bakış açısını paylaşmasını, kadın da erkeğinin kendi hissettiklerini anlamasını ister. Örneğin kadın erkeğin nasıl bu kadar mesafeli, inatçı ve yaşadığı duygusal iniş çıkışları anlamaktan uzak olduğunu kavrayamazken erkek de kadının olaylar karşısında neden daha mantıklı davranamadığını ve duygusal olarak neden daha istikrarlı olmadığını anlayamaz. Başka bir deyişle, kadın da erkek de ötekinin, dünyayı kendi gördüğü gibi görmesini, kendi hissettiği gibi hissetmesini, kendi duyarlıkları, beklentileri ve değerleri ardından tanımasını ister.

Karşı Kutba Saygı Duymak
İlişkide öğrenilecek temel derslerden biri karşı tarafa, hem farklı hem de eşit olduğu için saygı duymaktır. Kişi cinsiyetler arasında​ki ayrımı anladıktan sonra, bunu yok etmek veya manipüle etmek yerine bundan zevk almayı öğrenebilir. Erkek için kadın bir gizem olarak kalır, aklını kurcalayan ama hiç çözemediği ve çözmesine gerek de olmayan bir bulmaca olarak, kadın içinse erkek anlaşıl​mazdır; birbirlerini tam olarak anlamalarına gerek de yoktur. Kişi zıt kutupta olanı eşit olarak kendine kattığında bütünlüğe kavuşur. Çinlilerin meşhur yin-yang sembolünde olduğu gibi. Böy​lece görünürde zıt olanlar birbirlerinin tamamlayıcısı olur ve iki eş de yarımdan fazlasına ulaşırlar. Örneğin, Martin ve Stephanie 10 yıldır beraber olan Alman bir çifttir. Stephanie’nin hiç strese girmeden birkaç işle uğraşabilme yeteneği ve daldan dala atlayan hızlı bir zekası vardır. Martin ise hiç böyle değildir. Martin bir işe kalkıştığında strese girmemesi için tek bir şeyle uğraşması ve onu tamamlarken hiçbir şekilde rahatsız edilmemesi gerekir. Martin Stephanie gibi beş işi bir arada yapmaya çalıştığında strese girer ve her şeyi altüst eder. Çatışma da, Stephanie kendi kaotik tarzıyla bir işe giriştiğinde Martin onun da kendisi gibi iş içinde kaybolup karmaşaya düşece​ğinden ve işi yavaşlatacağından korkarak ona kendi çalışma sistemi​ni benimsetmek istediğinde ortaya çıkar. Martin, Stephanie’ye kendi tarzını benimsetme eğilimini bir yana bırakıp ona karışmadan tanık olabilirse, o zaman ilişkilerinin zenginleşmesine de olanak tanımış olur. Böylece, “Demek ki bu da onun tarzı. İşe yarıyor ve benim sistemim kadar geçerli” diyebilir ve daha az sistematik ve hedef odaklı olan dişi prensibi kavrayışı derinleşir. Hatta belki de işleri yapmanın yeni bir yolunu keşfede​rek içinde gizli kalmış bir gücü ortaya çıkarabilir. Kadın-erkek ilişkisindeki ilk sınavlardan biri de budur. Aşık olup beraber yaşamayı istemek başkadır, sevdiğin kişiyle birlikte öğrenip büyüyebileceğin bir ilişkiyi sürdürmek ise bambaşka ve çok daha zor bir şeydir .

Aynı Cinsiyet: Zayıf Kutupluluk
Şimdiye kadar heteroseksüel ilişkilerden söz ettik. Homoseksüel ilişkilerde ise farklı bir durum vardır. Eşcinsel ilişkilerde iki karşıt enerji olan dişi ve erkek prensiplerinin arasındaki manyetik çekim eksiktir. Uzun süreli eşcinsel ilişkilerde bir eşin “dişi”, diğerinin de “er​kek” rolünü üstlendiği doğru olsa da, genel olarak heteroseksüel ilişkilerdeki kadar zıt kutuplar yoktur. Eşcinsel çiftlerin birbirle​riyle daha gerilimsiz ve uyum içinde olmaları daha kolaydır. Ancak bunun da olumsuz yanı, aralarındaki dinamik gerginliğin ve gize​min az olmasından dolayı, ilişkideki kişisel gelişme ve dönüşümün de az olmasıdır. Genel olarak eşcinsel çiftler aralarındaki ilişkiden derin bir ilişki sürdüren heteroseksüel çiftler kadar çok şey öğrenemezler.

Aile Farklılıklarını Sindirmek
Heteroseksüel bir aşk ilişkisinde farklılıkların kabulünün ne kadar zorluk yarattığını gördük, bir de eşlerden birinin kendi köken ailesine sıkı sıkıya bağlı kaldığını düşünün. Dünyaya bakış açımızı, inançlarımızı ve değer yargılarımızın çoğunu köken ailemizden ediniriz. Karşı cins hakkındaki izle​nimlerimiz de ailemizden, özellikle annemizin erkeklere bakışıyla babamızın kadınlara bakışından etkilenir. Bundan dolayı ilişkilerde öğrenilmesi gereken ikinci önemli ders, eşinizin sadece karşı cinsten olmakla kalmadığı, aynı zamanda sizinkinden farklı, hatta bazen apayrı bir kültürün inanç ve değerlerini benimsemiş bir aileden geldiğidir. Aşık olduğunuzda yaşamınıza aldığınız sadece bir erkek veya bir kadın değildir; sevgiliniz yaşamınıza tüm ailesiyle girer. Bu durumda siz yalnızca cinsiyet olarak size zıt birini sevmeyi değil, aynı zamanda eşinizin ana babasına ve ailesindeki farklılıklara saygı göstermeyi de öğrenmelisiniz. Bu iş ilkinden zor olabilir. Örneğin, Protestan bir kadına aşık olmuş bir Katolik olduğunu​zu varsayalım. Eğer kendi ailenize ve Katolik çocukluğunuza sadık kalırsanız ve eşiniz de kendi Protestan ailesine sadık kalırsa, aynı dine mensup olmanıza rağmen uzlaşmakta zorlanacağınız farklı pratik ve inanç sistemleriniz vardır. Bu da eşinize gerçek anlamda yakınlaşmanızı engelleyebilir. Bu birliktelikten çocuklar doğduğunda sorunlar artar. Eşiniz çocuğunuzun kendi ailesine göre yetişmesini, siz ise babası olarak kendi ailenize göre yetişmesini istersiniz. Böyle bir durumda çocuğun yetiştiriliş tarzı sürekli bir çatışmaya neden olur. Eşinize yakınlaşmak ve saygı duymak için onun geldiği kültürü ve inanç sistemini tanıyıp anlamanız ve belki de kendi sisteminiz kadar değer vermeniz gerekir. Bunu yapabilmek içinse kendi aile​nizle aranıza biraz mesafe koymanız şarttır.

Her ikinizin de aileniz​den belli bir uzaklıkta durmanız ve onları geride bırakabilmeniz gerekir. Bu zor bir adımdır. Sizin de, eşinizin de ailelerinizin değerleriy​le derin özdeşleşmeden uzaklaşmanız gerekir. Bu durumda siz bir Katolik olarak eşinizin Protestan geçmişinin kendinizinkinden ne daha iyi ne de daha kötü olduğunu kabul etmelisiniz. Bu da kolay bir iş değildir. Katolik olan ailenize, onların değer​lerinin Protestanlıktan daha iyi olmadığını söylediğinizi kafanızda bir canlandırın. Büyük bir olasılıkla sanki onlara sadakatsizlik ediyormuş ya da onları terk ediyormuş gibi suçluluk duyarsınız. İspanyol bir kadın olan Lorena, Kübalı eski eşinden iki çocuk sahibidir. Seanstan beklentisi, onu terk edip ABD’ye yerleşen eski eşiyle içsel olarak barışmaktır. Ağır ilerleyen dizime Küba ve İspan​ya için iki temsilci koyduğumuzda olaylar hızlanır. Küba’yı temsil eden kişi İspanya’nın temsilcisine yumruğunu sallar, İspanya’nın temsilcisi bir adım geri atar. Lorena’nın eski eşinin, Küba’yla özdeş​leştiği ortaya çıkar. Kübalıların, İspanyolların sömürgeciliğine ve Karayipleri fethetmelerine duyduğu milliyetçi nefreti taşımaktadır. Bir İspanyol eşle kalmak kendi atalarına ihanet anlamına geldiğin​den onu terk etmiştir. Lorena ilişkideki dinamiği anlayarak Küba ve tüm Kübalılar önünde derin bir saygıyla eğildiğinde eski eşiyle sonunda içsel olarak barışıp onu çocuklarının babası olarak onur-landırabilir. Yakın bir geçmişte Alman sevgilisi olan İsrailli bir kadına danış​manlık seansı verdim. Alman sevgilisi ona evlenme teklif etmişti. Ancak kızın Musevi annesi bu teklifi duyduğunda kızıyla tüm ilişki​sini kesti. Üstüne üstlük kızın İsrailli arkadaşları annesinin tarafını tutup “Zavallı annene neler çektiriyorsun?” diyerek ona tembihler​de bulundular. Bu genç kadın, yukarı tükürse bıyık aşağı tükürse sakal misali neye karar verirse versin zorlanacaktır. Ya sevgilisiyle evlenip anne​sine karşı suçlu duruma düşecek ya da evlenmeyip sevgilisine karşı suçlu duruma düşecektir. Annesinden ayrılmayı kabullenip belli bir suçluluk hissiyle yaşa​mayı göze alması gerçek bir olgunluk gerektirir. İşte kişisel gelişme için ihtiyacımız olan tam da böylesine bir içsel güçtür. Kendi köken ailemize duyduğumuz yakınlıktan vazgeçmek demek daha yalnız ama kendi içimizde daha sağlam durmak demektir. Eşimize saygı duymak ve onunla kalabilmek için kendi ailemiz​den uzaklaşmanın getirdiği suçluluk duygusuna katlanmaktan baş​ka çaremiz yoktur. Her iki eşin de kendi köken ail elerinden uzak-laşabilme kapasiteleri, aralarındaki ilişkide kurabilecekleri yakınlık derecesini belirler. Bu genelde ilk karşılaştıkları anda, ilişkinin en başından bellidir.

Olumsuz Bağlılık Daha Güçlüdür
İçinde büyüdüğümüz değer yargılarına duyduğumuz olumlu bağlılıktan başka, ailemize karşı olumsuz bir tepkiye de sahip ola​biliriz. Çoğu kişi ailesini acı ve öfkeyle terk edip ailesinin değerle​rine açık açık karşı çıkarak başka ailelerin değerlerini üstün tutar. Önceki bölümlerde incelediğimiz aile dinamikleri açısından olaya baktığımızda, aileye karşı olumsuz tepki, kişinin daha da güçlü bir aile bağı oluşturmasına ve aile değerlerine bilinçaltından sıkı sıkıya bağlanmasına neden olur. Bu tip bağlılık, ailesinden ayrılamayanların bağlılığından daha güçlüdür. Buna paradoks yasası denir: Karşı olduğumuz ve olmak istemediğimize dönüşürüz çünkü reddettiği​miz bizi bağlar. Öfke ters dönmüş sevgidir. Eşin Kilitlenmelerine Saygı Göstermek Hepimiz şu ya da bu şekilde köken ailemizle ilgili çözülmemiş bir şeyler taşırız. Aile bireylerinin acılarını sırtlanır veya farkında olmadan onlardan biriyle özdeşleşiriz. Bir kadınla bir erkek bir araya geldiğinde, sadece diğer tarafın ailesine değil, aynı zamanda eşinin kendi ailesi için taşıdığına da saygı göstermelidirler. Eşimi​zin büyük bir olasılıkla ailesiyle ilgili birtakım kilitlenmeleri vardır. Bu kilitlenmeler ilişkiyi sınırlar ve çözülene kadar ilişki sınırlı kalır. Yani her ilişkinin bir gelişme olanağı, bir de sınırları vardır. Bu da ailemize ne kadar bağlı olduğumuzla ilgilidir. Eşler birbirlerinin kilitlenmelerini aşmalarına yardım etmek istediklerinde, örneğin bilinçsizce eşinin eksik bir ebeveyninin yerini doldurmaya çalıştığında aslında bu sınırlara saygısızlık etmiş olur. Bu dolaylı olarak eşine ve eşinin ailesine beslediği sevgiye say​gısızlıktır. Bunun yerine yapmamız gereken eşimizin ne taşıdığını görmek, kendi taşıdıklarımızın farkına varmak ve bu ikisini birbi​rinden ayrı tutmaktır. Genelde bir ilişkideki en temel zorluklardan biri de budur: Erkek annesiyle çözülmemiş bir sorununu karısıyla, kadın ise ancak babasıyla çözümleyebileceği bir sorunu kocasıyla çözmeye çabalar. Eşimizin acısını dindirmeye çabalamamızın arkasındaki asıl neden acıya karşı dayanıksızlığımızdır. Birbirimizi teselli etmeye çalıştığı​mızda bu çoğu zaman sevgiden değil, kabul etmekte zorlandığımız kendi acımızı hatırlamaktan kaynaklanır. Eşimizle mümkün olduğunca yakın olmak isteriz. Ancak anne​siyle kilitlenmiş bir adam karısına, babasıyla kilitlenmiş bir kadınsa kocasına fazla yaklaşamaz. Kadın, kocasının annesine duyduğu bağlılığı yok etmeye çalışmaktansa ona, “Annene beslediğin sevgi​ye saygı duyuyorum” demelidir. Eğer kocası kendisini annesinin yerine koyuyorsa ona, “Ben senin annen değilim” deme hakkına sahiptir, ancak onu değiştirmeye veya sorununu aşmasına yardımcı olmaya hakkı yoktur. Aile dinamiği açısından baktığımızda kimseyi kilitlenmelerinden kurtaramayız ve böyle bir şey yapmak da bize düşmez. Ne kadar çabalarsak ilişki o kadar zarar görür. Örneğin Lorena’nın, Kübalı eşiyle ilişkisini yürütmek için gösterdiği çaba, eşini daha da çok kızdırarak sonunda onu terk etmesine neden olur. Bunun yerine eşinin Kübalı atalarına duyduğu sevgiye kendini katmadan tanık olabilseydi eşinin kalma olasılığı daha yüksek olurdu. Bu tip sorunlar farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Bazen danış​ma seanslarına eşleri tarafından yollanan kocalar gelir. Kadınların “kocalarını yola sokmak” adına yaptıkları bu iyi niyetli davranış, kocalarda ister istemez bu davranışı sabote etme arzusu uyandırır. Aslında kadın annelik taslayarak, eşinin annesiyle olan ilişkisine müdahale etmektedir. Bu yüzden erkek, kendisi ve gururu için bu çabayı sonuçsuz bırakıp karısının kendi annesi olmadığını kanıtla​mak zorunda kalır. Olgun bir ilişkide eşler birbirine, “Köken ailenden ne getirdiğini görüyorum ve buna saygı duyuyorum. Seni değiştirmeye ya da kur​tarmaya çalışmayacağım” der. Aynı şekilde eşler kendileri hakkında diğerine, “Bu benim ailem için taşıdığım ve ana babama sevgimden dolayı yapmam gereken. Lütfen bana müdahale etmeden bunu taşı​mama izin ver” diyebilmelidir. Bir diğerinin acısı karşısında kendi çaresizliğimizi kabul etmek kolay değildir ve ilişkilerin çoğu burada tökezler. Ancak çaresizliği​mizi kabul etmeyi başarırsak, her aşk ilişkisinin kişisel gelişme açı​sından ne büyük bir fırsat olduğunu anlayabiliriz. İlişkilerimizdeki yüzeysel davranışların altındaki derinlikleri ve yürürlükteki aile dinamiklerini görmemiz çok önemlidir. Eşler mutsuz olmalarına rağmen ilişkiyi bırakamıyorlarsa büyük olasılıkla karşı tarafı ebeveynlerinden biri yerine koymuşlardır. Diğeri olmadan yaşayamayacağımızı düşünüyorsak, çaresiz ve bakıma muhtaç bir çocuğun ebeveynine hissettiğini hissediyor ve eşimizi sıradan bir insan olarak değil, şeytanın ta kendisi ya da üzerimizde büyük güce sahip bir tanrı olarak görüyoruz demek​tir. Eşitlerin ilişkisinde buna yer yoktur. Böylesine yansıtmaların olmadığı normal bir ilişkide, diğeri olmadan yaşamak zor görünse de imkansız değildir ve ayrılık gerçekleştiğinde yalnızlığa ne kadar çabuk uyum sağladığımıza şaşarız. Olgun bir ilişkinin sıradan doğasını hatırlatmak ve çocukluktan kalma yansıtmalardan sıyrılmasına yardımcı olmak için dizim sıra​sında danışana, “Ben sensiz yaşayabilirim, sen de bensiz yaşayabi​lirsin” cümlesini önermek yararlı olabilir.

Derinleşen İlişki
Bir ilişkide derinleşmek için kişinin kendi köken ailesinden ayrılması gerektiğini belirttik. Derinleşmekten kastettiğimiz ise her iki eşin karşılıklı etkileşimleri sonucu gelişerek olgunlaşmasıdır. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak için çocuk-ebeveyn ilişkisinin kökenine ve çocuğun yetişkinliğe nasıl geçtiğine bakmalıyız. Çoğu kabile toplumlarında genç bir oğlanın çocukluktan erkek​liğe geçişi özel törenlerle kutlanır. Özellikle ergenlik çağında çocu​ğun annenin otoritesinden babanın otoritesine geçişi çok önemli​dir. Bu törenler sonunda oğlan artık kadın akrabalarıyla aynı yerde yatamaz; annesine yakınlığından vazgeçmek zorundadır, erkekliğe adım atmıştır ve geri dönemez. Artık erkek olmuştur ve erkeklerin himayesine girmesi gerekir. Erkekliğe adım atma töreniyle babasının eril gücüne ulaşır. Baba​dan gel en bu gücü alır ve kendisine mal eder. Bu onu olgun bir yetişkin yapar. Bundan böyle ancak olgun bir yetişkin olarak bir kadınla ilişkiye girebilir. Modern Batı toplumunda yetişkinliğe geçiş dönemleri daha az belirgin olsa da hâlâ vardır. Oğlan odun kesen, arabayı veya moto​sikleti tamir eden veya gölde avlanmak üzere balık ağını hazırlayan babasını taklit eder. Bunlar içteki değişimi gösteren dışavurumlar​dır ve böylece çocuk babasının gücünü ve enerjisini içselleştirebilir.

Kız çocuklar için durum farklıdır. Kız çocuk da yaşama annesine yakın olarak başlar ama olgunlaşıp belli bir yaşa geldiğinde babasını yücelterek ona yakınlaşır. Olgunlaşan kız çocuğu, uyanmakta olan cinselliğini babasıyla ilişkisi aracılığıyla keşfettiğinden tüm dikkati babada toplanır. Aralarında hiçbir cinsel bağ yoktur ama yaşamın​daki ilk erkek babasıdır ve kadın erkek arasındaki çekimi babasıyla keşfetmesi son derece doğaldır. Babayı baştan çıkarmayı ve böyle​likle babanın temsil ettiği erkek enerjisiyle oynamayı öğrenir. Ancak bu çekime rağmen kız çocuk belli bir yaşta babasına duyduğu yakınlıktan vazgeçip anneye geri dönmelidir. Bu bir çeşit anneye teslimiyettir. Annesinin babasının karısı olduğunu kabul​lenerek babasıyla oynadığı çocukça ilişkiden vazgeçtiğinde kendi kadınlığına da sahip çıkabilir. Böylelikle anneyi yeniden en önemli ebeveyni olarak onurlan​dırır. Bu onurlandırma ilkinden farklıdır. Annesi aracılığıyla kendi dişi gücü gelişir, annesinden kadınlığı öğrenir, eş arama ve anne olma konularında kadınlığın özünü içselleştirir. Dolayısıyla oğlan için tek hareket söz konusudur, anneden uzaklaşıp babaya yakınlaşmak. Kız çocuk içinse iki hareket vardır: Anneden uzaklaşıp babaya yakınlaşmak ve sonra anneye geri dön​mek.

Ebeveynle Yakınlığı Ortaya Çıkarmak
Eşlerden birinin annesine ya da babasına yakınlık derecesinin ilişkiyi nasıl etkilediğini dizim sırasında görmek çok kolaydır. Örneğin bir çifti temsilen kadınla erkeği karşı karşıya yerleştiririz. Erkeğin yanına annesini, kadının da yanına babasını koyarız. Tem​silcilerin hissettikleri rahatsızlık yüzlerinden okunur. Erkeğin ener​jisi annesine yöneliktir ve eşine kendini veremez, kadının enerjisi de erkeğine değil, babasına yöneliktir. Ancak ne zaman erkeğin babasını yanına ya da arkasına, kadı​nın da annesini yanına veya arkasına yerleştirsek ikisi de kendilerini daha güçlü hissederek eşlerine ilgi duymaya başlarlar. Denemek için kadının arkasına bir sıra kadın, erkeğin de arkasına bir sıra erkek dizersek dişi ve erkek enerjilerin gözle görülür şekilde güçlen​diğini fark ederiz. Bu basit gösteri kadınla erkeğin uzun süreli bir ilişki kurmak için neye ihtiyaçları olduğunu gözler önüne serer. Erkek annesiy​le yakınlığından vazgeçip babasına, kadınsa babasından vazgeçip annesine yönelmelidir. Sevgi ilişkisinde derinleşmek için karşı cinsteki ebeveynden vazgeçmek temel şartlardan biridir. Eşler bunu gerçekleştirdiğinde erkek kendi erkekliğiyle bağını güçlendirir, kadınsa kendi kadınlık niteliklerini geliştirir. Her ikisi de kendileriyle aynı cinsteki ebe​veynden cinsel kimliklerini içselleştirmeyi öğrenirler. Ne zaman bir danışanla bu mesele üzerine çalışsam temsilcile​rin davranışlarından sorunun nerede olduğu hemen ortaya çıkar ve danışanın karşı cinsteki ebeveynden ayrılıp ayrılamadığı, “anasının küçük prensi” veya “babasının biricik prensesi” olarak kalıp kalma​dığı -kendisiyle aynı cinsteki ebeveyni onurlandırıp onurlandırma​dığı- açıkça belli olur. Eğer bir kadın güçlü bir erkekle yüzleşemezse, annesine dönmeli ve eşiyle ilişkisinde derinleşmeden önce annesinden enerji almalı​dır. Bu süreç zaman alabilir ve kişinin, kadınla erkek arasındaki olgun bir ilişkiye ne derece hazır olduğuna bağlıdır. Eşimizle yakınlaşırken nerede zayıf olduğumuzu fark edip ana babamızdan ne almamız gerektiğini keşfedebiliriz. Bu ya aynı cins​teki ebeveyne yakınlaşmamızı ya da karşı cinsteki ebeveynden uzak​laşmamızı gerektirir. Böylece eşimize nasıl yakınlaşacağımızı anlar ve ilişkideki gerçek yerimizi bulabiliriz.

Egzersiz
Bu egzersiz, vicdanın etkileriyle ailedeki suçluluk duygusunu ve bunların neden olduğu çatışmaları hayalinizde canlandırarak anla​manıza yardımcı olacaktır. 15 dakika boyunca sessiz kalabileceğiniz bir yere rahatça oturun. Gözlerinizi kapatın. Her Pazar kiliseye giden koyu bir Katolik aileden geldiğinizi düşünün. Artık üniversitede olduğunuzdan kendinize ait fikirle​riniz var ve aileniz istemeyerek de olsa onlardan farklı bir yaşam tarzı sürdüğünüzü kabullenmiş. Sınıf arkadaşlarınızdan birine aşık oluyorsunuz. Bu kişinin ideal eşiniz olduğunu düşünüyorsunuz. Birkaç sefer buluştuktan sonra Musevi bir aileden geldiğini öğren​menize rağmen sizin için hiçbir şey değişmiyor.

Senaryo
Birkaç hafta beraber olduktan sonra yeni sevgilinizi anne baba​nızla tanıştırmak istiyorsunuz ve onlar da bir gece ikinizi akşam yemeğine davet ediyorlar. O gün geldiğinde anne ve babanızın sev​gilinizi sorguya çekeceklerini biliyorsunuz. Kendinizi bu durumda nasıl hissedersiniz? Yemek masasında oturduğunuzu farz edin. Anne babanıza baktığınızda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Sevgilinize baktığınızda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Senaryo
Ebeveyniniz hakkında konuşmaktan kaçınıyorsunuz ve sevgili​nizin evinize yaklaşmasını bile istemiyorsunuz. İlişkiniz ilerledikçe kendinize şunları sorun: Anne babanızın evi​ne gittiğinizde ve sevgiliniz hakkında soru sorduklarında kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Durumu nasıl açıklıyorsunuz? Kendinize bir de şunları sorun: Ortak geleceğinizi düşündüğü​nüzde sevgilinize karşı neler hissediyorsunuz? Gerçekleşme olasılığı görüyor musunuz? Ayrı tutmaya çalıştığınız bu iki dünyayı nasıl dengeleyeceksiniz? Bu egzersiz vicdanın nasıl işlediği ve köken ailemize yönelik vic​danımızın eşimize yönelik vicdanımızla sık sık nasıl çatıştığı üzerine size bir fikir verebilir.

Sevginin Kökleri – Svagito R. Liebermeister

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here