Ailede -Kolektif- Suçluluk Duygusu: Denge İhtiyacı – Svagito R. Liebermeister

Ata​larımızın başkalarını sömürmelerinin bedelini çoğunlukla sonraki kuşaklar öder. Kendileri işin içinde olmasalar bile sonraki kuşaklar, atalarının yaptıklarının kefaretini ödemek isterler. Aynı şekilde, eğer atalarından biri haksızlığa uğramışsa, yeni kuşak intikam almak ister. Ülkeler, dinler ve kültürler arasın​daki bitmeyen çatışmaların nedenlerinden biri de budur. Burada önemli olan nokta, bütün bu olan bitenin kimse farkına varmadan, bilincinde olmadan gerçekleşmesidir. Geçmiş kuşaktaki söz konusu kişiyi hiç tanımıyor olduğumuzdan, mantığımız, bazı davranış biçimlerimizi kişisel yaşamımızdaki olaylara bağlar. Gene de hiç tanımıyor bile olsak kolektif vicdan o kişinin suçunu taşı​mamızı ister.

“Huzura kavuşmak için, kurbanla katil, sömürenle sömürülen, dolandırıcıyla mağdur birbirleriyle ve yaşanılmış olanla yüzleşmelidir”

Bireyin, ait olduğu sosyal grubun değerlerine bağlı kalmasını sağlayan suçluluk duygusunun vicdana nasıl hizmet ettiğini gördük. Suçluluk duygusunu hepimiz biliriz; davranışlarımızla top​luluğumuzun değerlerine karşı geldiğimizde bizi etkisi altına alır. Alma-verme dengesi konusunda da suçluluk duygusunu nasıl deneyimlediğimizi gördük. Örneğin, birini üzersem yaptığımın bedelini ödeyene kadar kendimi kötü hissederim. Peşimi bırakma​yan suçluluk duygusu davranışlarımın sorumluluğunu henüz alma​dığımı ve kişisel dengeyi sağlayamadığımı gösterir. Denge yasasına göre, böyle bir durumla baş etmenin en doğru yolu, yapmış olduğumu fark etmek, “suçluluğumu kabul etmek” ve davranışlarımın sonuçlarını kavrayarak dengeyi tekrar kuracak bir harekette bulunmaktır. Buna “sorumluluk almak” denir. Birçok farklı şekilde gerçekleşebilir; örneğin, dikkatsizlikten kaynaklanan bir hatayı telafi etmek için ofiste geç saate kadar çalışmak, çocuk istemediği halde kendinden hamile kalan kadından olma çocuğuna babalık sorumluluğunu almak gibi.

Sorumluluk aldığımızda ya da suçluluk duygumuzu üstlendi​ğimizde artık suçluluk duymayız; tam tersine hafiflemiş hissederiz. Temeldeki anlayış, hareketlerimizin sonuçlarıyla yüzleşmekte yapayalnız olduğumuz ve suçu hiç kimseye, ne bir hoca, eş ne de ana babamıza atamayacağımızdır. Hareketlerimize bahane bulmak, haklı çıkarmak ya da şikayetçi olup başkalarında hata bulmaya çalışmak, masumu oynayarak sorumluluktan kaçmaktır. Suçluluk duygusundan bedelini ödemeden kurtulmaya çalışırız. Bu sahte masumiyetten vazgeçip “suçluluğumuzu” kabul etmek insanın psi​kolojik olgunluğu için gereklidir. Bununla birlikte, dizim yasalarının dinamikleriyle toplumun kabul ettiği ahlak sisteminin iki ayrı şey olduğunun altını çizmek​te fayda görüyorum. Aksi takdirde, Aile Dizimi yasaları ahlaki değerler olarak algılanıp sosyal tartışmalarda bir silah olarak kul​lanılabilir. Örneğin ABD’deki kürtaj karşıtı olan “yaşama hakkı” taraftarları gibi. Bu kimseler, kadının hamile kalarak artık anne olduğunu ve çocuğu doğurarak sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini savunabilirler. Kadını hamile bırakan adam da artık bir babadır, o da dengeyi sağlamak için anneyi desteklemelidir. Oysa bu bir yanlış anlamadır. Aile Diziminde önemli olan, baş​tan geçen olayın gerçekliğini kabul etmektir. “Yapmamız gereken” konu dışıdır. Adam bir kadını hamile bırakarak baba olur. Kadın hamile kalarak anne olur. Gerçek budur. Ancak bu insanların bu gerçekleri kabul ettikten sonra sorumluluklarını nasıl üstlenecekleri bir dış otoriteye, sosyal veya dini bir davranış etiğine değil, tama​men kendilerine kalmıştır. Kadın sorumluluğunu kabul edip gene de kürtaj yaptırmayı seçebilir. Kürtaj konusuna döneceğiz. Aile Dizimi terapisine duyduğumuz ihtiyacın, davranışlarımızın sorumluluğundan kaçma alışkanlığımızdan kaynaklandığını söy​leyebiliriz. Bu kaçış, aile sisteminde dengenin bozulmasına neden olan bir yük haline gelir. İster dengeyi bozan kişi tarafından olsun, ister bir kuşak sonra onu temsil eden biri tarafından, bu yük aile sis​temi içinde taşınır. Aile Dizimi terapistinin işlevi, danışanı etkileyen dengesizliği aile sisteminde bulmak, sorumluluğun nereye ait oldu​ğunu görüp ortaya çıkarmak ve katılımcının buna uygun adımı atmasını sağlamaktır. Kişinin gerçek sorumluluğunu keşfetmesi ve buna yönelik adım atması hem çok zordur hem de kişisel gelişim için çok önemlidir. Aile Dizimi yasaları ahlak değerleri değildir. Kökleri biyolojik hayatta kalma arzusuna dayanır. Bu yasalar, bireyin topluluğuna aidiyetini koruyarak topluluğun düşman bir çevrede bile ayakta kalmasını sağlamak için binlerce yıl boyunca gelişmiş yasalardır. Bu bağlamda hayatta kalmayı sağlayan şeyler “doğru”, birey ya da topluluğu tehlikeye atan şeyler ise “yanlış”tır. Bu kadim yasa​ları anlamamız ve onurlandırmamız gerekir. “Yanlış” yapılmış her şey dengelenmek ister, aksi takdirde aile bireyleri bunları yüklenip gereksiz acı çekeceklerdir.

Kolektif Suçluluk Duygusu
Sonraki kuşakların, ailenin önceki kuşaktan üyeleri adına neler taşıdıklarını görememeleri, dengeyi sağlama ihtiyacını iyice kar​maşık hale getirir. 2. Bölümde değindiğim gibi, kişisel suçluluk duygusundan çok daha derin, güçlü ve görünmez bir suçluluk duy​gusu hissedilir. Öyle ki bu suçluluk hissinin bilinçli olarak farkında olmasak da zihnimizin daha derin bir düzlemi bunu bilir. Bu derin düzlem, modern psikolojinin kurucularından Carl Gustav Jung tarafından “kolektif bilinçdışı” olarak adlandırılmıştır. Bazı Aile Dizimi uygulayıcıları buna “ruh” derler. Ancak bu terim kafa karışıklığına yol açabilir, çünkü bahsettiğimiz gerçekten de zihnin derinliklerinde saklı bir düzlemden başka bir şey değildir. Zihnimiz ve özümüzde yer alan bilincin ayrı ayrı şeyler olduğunu anlamak çok önemlidir. Özümüzde yer alan bilinç, mistiklere göre bütünüyle insan zihninin ötesindedir. Bu konuya kitabın 4. Kıs​mında tekrar değineceğim. Ne ad verirsek verelim, zihnimizin bu derin düzlemi, aile siste​mimize karşı sorumluluğumuzla onun yasalarına uyma zorunlulu​ğumuzun farkındadır. Örneğin, hiç önemsemeden birçok kez kür​taj geçirmiş bir kadın, davranışının bedeli olarak rahim kanserine yakalanabilir. İlk karısını ve çocuğunu önemli bir neden olmadan terk eden biri, kendine yeni bir eş bulamayabilir. Bize zamanında ne kadar kötü davranmış olurlarsa olsunlar, ailemizi reddedersek bunun bedeli olarak kendimizi cezalandırıp acı çekebiliriz. Yalnızca kendi davranışlarımızı değil, bizden önceki kuşaktan bir aile bireyinin davranışlarını da dengelemeye çalışabiliriz. Kız kardeşleri evlatlık verilmiş bir babanın oğlu, yetimler yurdu kurabilir. Ailesi başkalarını sömürerek zenginleşmiş bir kadın, sürekli para kaybedebilir. Cinayet işlemiş birinin torunları, intihara yatkın olabilirler. Dengeleme arzusu, yapılan hareketin boyutlarına oranlı olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Pek çoğumuz Kennedy ailesinin sonu gelmeyen öyküsünü biliriz. Bir başkan, üç senatör ve birkaç da politikacı çıkaran New England’ın köklü ailesi, küçük bir şehir nüfusunun yaşayacağından fazla zamansız ölüm, sosyal skandallar ve ciddi trajediler yaşamıştır. Kimileri aileyi uğursuz olarak niteleyebilir ama Aile Dizimi uygulayıcısına göre Kennedy ailesinin sonradan  gelen kuşağı, ken​dilerinden önce gelenlerin neden olduğu dengesizliklerin kefaretini ödemektedirler. Kennedy ailesinin öyküsünün düğümlerini çözüp gerçek sorunun nerede yattığını bulmak, her Aile Dizimi terapisti için müthiş bir deneyim olurdu. Aile sistemindeki davranışları dengeleme ihtiyacı, kolektif vic​danımızın üçüncü ilkesidir. Buna “denge yasası” adı verilir. Denge, iki karşıt ucun birbirleri arasındaki uyumu arayışlarıdır ve evrensel bir ilkedir. Taocuların yinyang sembolünde siyah ve beyaz karşıtlar tek bir daire içinde karşılıklı yer alır. Hinduların kar​ma yasasına göre geçmiş yaşamdaki davranışlar şimdiki yaşamımızı etkiler. Hatta Karl Marx ile George Hegel’in diyalektik kavramında tez ile antitez, sentezi oluştururlar. William Blake, bu olguya şiirle​rinde, “karşıtlıklar olmasa hiç gelişemezdik” sözleriyle değinmiştir. Ailelere baktığımızda, aile sisteminde tüm olan biteni dengeye oturtmak üzere işleyen kolektif vicdanla karşılaşırız. Önceki kuşak​tan biri davranışlarının sorumluluğunu üstlenmediği takdirde den​ge yasası, sonraki kuşaktan bir çocuğun bu kişinin sorumluluğunu üstlenmesini sağlar. Aile Diziminde denge yasası diğer yasalardan ayrı çalışmaz. Üç temel yasa olan aidiyet, düzen ve dengeyi ayrı ayrı ele almış olsam da, pratikte bunlar birlikte işlerler ve iç içe geçmişlerdir. Aşağıdaki örneklere birgöz atalım:

• Danışanın annesi uzun yıllardır şizofrendir. Anneannenin 11 kürtajı olduğunu öğreniriz. Dizim sırasında danışanın annesinin(anneannenin kızı), annesinin suçluluk duygusunu dengelemek için hastalandığı ortaya çıkar. Hem kürtajla alınan çocuklarla, hem de annesiyle, yani hem kurbanlarla, hem de suçu işleyenle özdeşleş​tiği için şizofren olmuştur. Bir Bask ailesinin üç bireyi ayrılıkçı ETA grubuna üyedir. Bu grup bölgeyi, İspanyol yönetiminden kurtarmak adına pek çok suç işlemiştir. Danışanın dayısı, İspanyol polisi tarafından bir kaza kur​şunuyla ölmüştür. Dizim sırasında, ailedeki ETA üyelerinin suçlu​luk duygusunu üstlenerek kendini öldürttüğü ortaya çıkar. Danışanın ağabeyi kaybolur ve bir daha izine rastlanmaz. Öldüğü varsayılır. Danışan ise ya öldürüleceği ya da birini öldüre​ceğinden korkmaktadır. Geçmişte mafya tarzı bir organizasyonda yer almıştır. İki kardeşin de babası, kendi annesini öldürüp intihar etmiştir. Arka plandaki dinamiğe baktığımızda çocukların kendi babalarının işlediği suçun bedelini ödemek istediklerini görürüz (denge yasası). Kendi ana babalarının yaşamlarını kopyaladıkla​rından kardeşlerden biri kaybolmuş, diğeri de cinayet eğiliminin korkusuyla yaşamaktadır. Kadın danışan, 10 nesil önceki bir hükümdarın soyundan gelir. Kendisi ve babası soylu bir aileden gelmekle övünürler. Baba​sı komünist rejim sırasında işkence görür, danışanın kendisi de sürekli maddi zarardadır. Dizim sırasında, hem kendinin hem de babasının hükümdar dedenin işlediği suçların bedellerini ödedikle​ri ortaya çıkar. Hükümdarı dizime soktuğumuzda, kendi otoriter yönetiminde ezilen insanlara karşı kayıtsız olduğunu görürüz. Ata​larımızın başkalarını sömürmelerinin bedelini çoğunlukla sonraki kuşaklar öder. Örneklerde gördüğümüz gibi, kendileri işin içinde olmasalar bile sonraki kuşaklar, atalarının yaptıklarının kefaretini ödemek isterler. Aynı şekilde, eğer atalarından biri haksızlığa uğramışsa, yeni kuşak intikam almak ister. Ülkeler, dinler ve kültürler arasın​daki bitmeyen çatışmaların nedenlerinden biri de budur (6. Bölü​mün konusu). Burada önemli olan nokta, bütün bu olan bitenin kimse farkına varmadan, bilincinde olmadan gerçekleşmesidir. Geçmiş kuşaktaki söz konusu kişiyi hiç tanımıyor olduğumuzdan, mantığımız, bazı davranış biçimlerimizi kişisel yaşamımızdaki olaylara bağlar. Gene de hiç tanımıyor bile olsak kolektif vicdan o kişinin suçunu taşı​mamızı ister.

Ailedeki Suçluluk Duygusunun Çözümü
Dizim sırasında yapmaya çalıştığımız, katılımcının ya da ondan önce gelen bir aile bireyinin işlediği suçu ortaya çıkarmak ve sorumluluğun kime ait olduğunu bulmaktır. Bir cinayet işlendiyse bunun açıkça ortaya konup cinayeti işle​yenin katil olarak tanımlanması gerekir. Aynı şekilde, eğer biri karısını terk etmişse ya da bir başkasının mirasına el koymuşsa bunların açıkça ortaya çıkarılması gerekir. Kimse bağışlanamaz ya da kendini bağışlayamaz. Her birimiz hareketlerimizden yüzde yüz sorumluyuzdur. Bir anne, terörist bir gruba üye olan ağabeyine duyduğu sevgiden dolayı onun cezalandırılmasını engellemek isterse, büyük olasılıkla kendi çocuğu dayısının işlediği suçların bedelini ödeyecektir. Denge Yasası yürürlüktedir. Çocuk, ancak dayısının sorumluluğunun orta​ya çıkmasıyla rahatlayacaktır. Hepimiz yüreğimizde hareketlerimizin sorumluluklarını ve bu sorumlulukları bizden başka kimsenin taşıyamayacağını biliriz. Babanızı ya da ağabeyinizi çok seviyor olabilirsiniz ama sevginiz onları sorumluluklarından kurtaramaz. Bunu bilinçle anlayıp kabul ettiğimizde, kolektif yasalara teslim olur ve huzura kavuşuruz. Bu huzur, ailenin “doğru düzen”indeki yerimizi aldığımızda hissettiği​miz huzurdur. Verdiğimiz örneklere geri dönüp, anlattıklarımızın dizimde nasıl geliştiklerine bakalım: 11 kürtaj olmuş anneanne suçunu hissediyordu ve kürtajla alınmış çocuklarının yanına uzanarak ölmek istedi. Kızı ise anne​sinin yükünü taşımak yerine, sorumluluğunu ona iade ederek onu bırakmakta zorlanıyordu. Bask ailesinde, sonraki kuşaktan bir çocuğun, kendinden önce gelenlerin işlediği suçların bedeli olarak ölmesi (annenin ağabeyi kendini öldürtmüştü), ailede ETA üyeleri olduğunu açıkça kabul etmekten daha kolaydı. Sırrı saklamak ve suçu üstlenmek, olanı açık açık kabul edip sorumluluğu sahibine teslim etmekten daha kolaydı. Kendi annesini öldüren baba, bunun bedelini oğlunun öde​mesini istemedi. Dizimde oğlunu ısrarla kendinden uzaklaştırıp torununa doğru itti. Oğlu ve torunu kendini izlemek istediklerinde rahatsızlık duydu ve bunu saygısızlık olarak algıladı. Hükümdar, soyundan gelenlerin kendi yaptıklarının kefaretini ödediklerini görünce yumuşayarak hükmettiği insanlara bakmaya başladı. Kayıtsızlığı kayboldu ve insanlaştı. Bizi çözüme götüren ilk adım, gerçekte yaşanmış olanı gün ışığına çıkarmaktır: Aile sistemi içinde geçmişte olmuş ve dengeyi bozan olayı sorumlusuyla ortaya çıkarmaktır. Sonraki adım olayın içeriği doğrultusunda değişebilir. Suçlu kişi sorumluluğunu kabul ederek acıyı sona erdirmek isteyebilir. Annesini ve kendisini öldüren baba örneğindeki gibi. Ancak genç kuşaktan bir kişi, atasına sorumluluğunu hatırlatmak zorunda da kalabilir. Kendisine, insanları sömürmüş olduğu gerçeğinin hatırla​tılması gereken hükümdar örneğinde gördüğümüz gibi. Annesini öldüren baba, yere, annenin yanına uzandığında ara​larındaki sevgi açıkça görülür. Bunun üzerine, bize danışan olarak başvuran oğlu rahatlama hisseder. Hükümdar, sömürdüğü kişilere yüreğini açtığında, 11 kürtajı olan anneanne, çocuklarının yanına uzandığında, Bask ayrımcısı, kurbanları için yas tuttuğunda çözüm başlar. Huzura kavuşmak için, kurbanla katil, sömürenle sömürülen, dolandırıcıyla mağdur birbirleriyle ve yaşanılmış olanla yüzleşmelidir. Dizim sırasında bu kişilerin birbirlerine bakmalarını isteriz ve çocukdanışanın araya girmesine izin vermeden aralarında olan biteni gözlemleriz. Söz konusu yüzleşme çok zaman alabilir. Hatta bazen tek bir dizimde gerçekleşmeyebilir. Ancak çoğu zaman çözüme giden bir hareket başlar. Genelde, her ikisinin de ölmüş olduğu ve ölümde herkesin eşit olduğu gerçeğinin hatırlanmasıyla çözüme ulaşılır.
Danışanın, kimin suçunu taşıdığını anlamak için, önceki kuşaktan aile bireylerini dizime dahil edip danışanın kime yakınlık duyduğunu, kime çekim hissettiğini gözlemleriz. Böylece çözüme doğru bir hareket başlar. Genelde dizimlerde, önceki kuşaktan birinin sorumluluğunu kendi üstümüze alarak o kişiyi güçten düşürdüğümüze tanık olu​ruz. Yaşamlarına dolaylı olarak müdahale eder ve yarım kalmış işlerini bitirmelerine izin vermeyiz. Bu, ölmüşler için olduğu kadar yaşayanlar için de geçerlidir. Bir başkasının hareketlerinin sorumluluğunu üstlenmek, aslın​da o kişinin insanlık gururunu çiğnemek demektir. Örneğin, eğer anneannemiz kocası ya da genelde erkekler tarafından aşağılanmış ve öfkesini göstermemeyi seçmiş ya da gösterememişse, ona yar​dım etmek adına onun yerine öfkelenmemiz, aslında neyin doğru olduğunu ondan daha iyi biliyormuşuz gibi haddimizi aşmaktır. Bu davranış “Kutsal Düzen” yasasını çiğner. Bu yasa, iyi niyetli “küçük” aile bireylerinin “büyük” aile bireylerine yardım etmesine izin vermez. Daha önce de değindiğim gibi, herkes kendi hareketlerinden sorumludur. Kimse kimsenin sorumluluğunu üstlenemez ve dene​diği halde başarısızlığa ve daha fazla acıya neden olmaya mah​kumdur. Suçu işleyen bunu içten içe bilir ve genelde başkalarının karışmasını istemez.
Huzur ve barışa, ancak mağdur olanla mağdur eden arasında özgün bir çözüme ulaştığımızda varabiliriz. Özgün çözümden kas​tedilen, sevginin bu ikili arasında akmaya başlamasıdır. Bu zaman alır. Bir sonraki bölümde bunu ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

Özet
Son üç bölümde ele aldığımız düzen, denge ve aidiyet ilkelerini kısaca özetleyecek olursak: Aidiyet Yasası, aile sistemindeki herkesin sistem içinde eşit konuma ve diğer bireyler kadar orada olma hakkına sahip olduk​larını gösterir. Sistemde kimse iyi veya kötü olarak yargılanamaz. Kimsenin sisteme daha fazla ya da daha az aidiyet hakkı olamaz. Kutsal Düzen Yasası, hepimizin eşsiz olduğunu gösterir. Aile sis​teminde herkesin geliş sırasına göre özel bir konumu vardır. Kimse o kişinin yerini alamaz. Denge Yasası, yaptıklarımızın tüm sorumluluğunun kendimi​ze ait olduğunu gösterir. Sistemin içinde yapılan hareketler tüm sistemi etkiler. Çevremizde olanlar bizi etkiler, biz de çevremizde olanları etkileriz. Her bir birey, davranışları neye yol açarsa açsın, sonuçlarına tek başına katlanmak zorundadır.

Sevginin Kökleri
Svagito R. Liebermeister

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cemal Süreya’nın Çocuklara Okumasını Önerdiği 6 Kitap

Kapat