Derya Bengi’den Cemaatin düzenlediği Türkçe Olimpiyatları’na katılan çocuklara mektup

Fetullah Gülen cemaatin düzenlediği devlet destekli Türkçe Olimpiyatları’nın bu yıl dokuzuncusu yapıldı. Express Dergisi için 9. Türkçe Olimpiyatlarını izleyen Gazeteci/yazar Derya Bengi, Express’in son sayısında okuayabileceğiniz “Yad ellerin yarenleri” başlıklı bir yazı kaleme aldı.  Birde dünyanın dört bir yanındaki cemaat okullarından, Türkçe Olimpiyatları için Türkiye’ye gelen çocuklar için bir de mektup yazdı.  Sözlerine “Ne iyi olmuş, Türkçe öğrenmişsiniz. Ama sakın sizi sırf bu yüzden sevdiğimizi zannetmeyin.” diye başlayan Büke “Arkadaşlar, Türkiye’de Türkçeden başka dillerde var. Ahmet Büke adında bir yazar -belki bir gün kitaplarını okursunuz- bakın sizi televizyonda seyrederken twitter’da ne yazmış: “Burkina Faso’lu çocuk Türkçe şarkı söylüyor, çok güzel de, Berivan anadilinde eğitim alamıyor.” Berivan’ları en iyi siz anlarsınız. Çünkü Türkçe, onlar için, aynı sizinki gibi, okulda öğrendikleri bir yabancı dil.” diyerek insani olmayan bu çelişkiye dikkat çekerek ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor…

Sevgili çocuklar,
Ne iyi olmuş, Türkçe öğrenmişsiniz. Ama sakın sizi sırf bu yüzden sevdiğimizi zannetmeyin. Öyleleri varsa da, onları hemen defterden silin… Ganalı kardeşler, biliyorsunuz size “Ganade- nizliler”, “Ganalı uşaklar” diyoruz, çünkü helâl olsun, Karadeniz oyunlarını o kadar coşkuyla oynuyorsunuz ki. Ama sizi sevmemiz için illâ horon tepmeniz gerekmiyor. Kendi oyunlarınızı oynasanız da severiz. Burdur oynayan Mozambikliler, Artvin oynayan Yemenliler, bu lafımız size de.

Okullarınızda Türkiye’nin tarihini ne kadar öğrendiniz, hiç bilmiyoruz. Bize de anlatmadılar, yaşayarak öğrendik. “Şafak Türküsü“nü söyleyen Endonezyalı Rahmi kardeş, o sözler 12 Eylül askerî idaresinin işkencelerden geçirdiği, hapishanelerde çürüttüğü insanlar için yazıldı. Senin okulunun kurucusu Fethullah Gülen, 12 Eylül’ün şakşakçılarındandı. Dünyalığını o sayede yaptı. “Şafak Türküsü“nü söyleyen o sakallı adam var ya, anasının dilinde bir başka şarkı söylemek istediği için bir gün buralardan kovuldu, sürgünde öldü.

Arkadaşlar, Türkiye’de Türkçeden başka dillerde var. Ahmet Büke adında bir yazar -belki bir gün kitaplarını okursunuz- bakın sizi televizyonda seyrederken twitter’da ne yazmış: “Burkina Faso’lu çocuk Türkçe şarkı söylüyor, çok güzel de, Berivan anadilinde eğitim alamıyor.” Berivan’ları en iyi siz anlarsınız. Çünkü Türkçe, onlar için, aynı sizinki gibi, okulda öğrendikleri bir yabancı dil.

Karlı Kayın Ormanı“nı söyleyen Bosnalı Şejla kardeş, o şiiri komünist bir şair sürgünde yazdı, o yüzden o kadar efkâr ve hasret yüklü. Fethullah Gülen‘i bilirsin, sahnede bir şiirini seslendirdiğin şahıs. Hani gidip geldiğin okulu kuran. O azılı bir komünist düşmanıdır. Gençliği anti-komünist derneklerde geçti, askerî darbeler için “solculara müstahaktır” diyor, Marx‘tan öcü gibi korkuyordu.

Çocuklar, şurda topu topu 15 günlük tatiliniz var, sizi nerelere sürüklemişler öyle. Yok Yargıtay, yok Danıştay, yok Anayasa Mahkemesi, yok Alarko Holding, valilerin, belediye başkanlarının, rektörlerin odası… Egemen Bağış’ı da makamında ziyaret etmişsiniz, her birinize “Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan” kitabı hediye etmiş. Herhalde siz de bizim kadar bilirsiniz, bir devlet büyüğünün verdiği kitaptan hayır gelmeyeceğini. Bir kısmınızı “Kurtlar Vadisi”nin yapımcısı Pana Film’in ofisine götürmüşler, oradan elinize tutuşturdukları DVD’lerle uğurlanmışsınız. Sahi “Vadi“yi seviyor musunuz? Neyse, bunu sonra konuşuruz. Gene de ucuz kurtulmuşsunuz, kolunuzdan tuttukları gibi “TekTürkiye‘”nin, “Şefkat Tepe‘nin. “Kollama“nın setine de götürebilirlerdi.

Vaktiyle okullarınıza uğrayan koca koca adamların, İlber Ortaylı‘ların, Halit Refiğ‘lerin yazdıklarını okuduk, güldük. Oralarda Türk örf ve adetleri uyarınca, temiz ahlâklı, büyüklerine hürmetli, ailesine düşkün, manevi değerlere bağlı, içkiye el sürmeyen insanlar olarak terbiye görüyormuşsunuz. Bırakın öyle sansınlar, bozuntuya vermeyin.

Merak etmeyin, biz de aynı yollardan geçtik. Bize de edebiyat derslerinde size okuttuklarını okuttular. Bazıları iyiydi, hoştu da, dışarıda öğrendiklerimiz daha cazipti. Siz oralarda ne âlemdesiniz? Adam gibi Türkçe kitap bulabiliyor musunuz, film seyredebiliyor musunuz? Müfredatı boş verin, mesela internetten falan bizim güzel insanlarımızı, şairlerimizi, yazarlarımızı keşfedebiliyor musunuz? Makale yazma yarışmasında altın madalya kazanan Tacikistanlı Farzona kardeş, “Kutsal Değerlere Saygı” başlıklı bir metin kaleme almışsın, Türkçeni Sızıntı dergisi okuya okuya ilerletmişsin. Sağolasın, tam da “okullarınızda doğru dürüst kütüphane var mı?” diye soracaktık, cevabı aldık.

Valla, Türkçe güzel dildir. Alkışı da, kargışı da, övgüsü de, sövgüsü de güzeldir. Biz buraya gelen yabancı dostlara ilk önce küfür öğretiriz. Siz küfür öğrendiniz mi? Mesela hangileri?.. Kızılcahamam nasıldı, kaldığınız odalarda rahat ettiniz mi? Yeni arkadaşlıklar, küçük yaz aşkları, gülüşmeler, bakışmalar ha? Zaten gidiş-dönüş uçak parasını cebinizden ödetmişler, bari güzel yemekler ısmarladılar mı?

Arkanızdan neler neler konuştuklarının farkında mısınız? Bizde “çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz” derler. Duyuyor musunuz, istisnasız bütün büyükler, bu Türk okullarının dünyaya barış getireceğini papağan gibi tekrarlayıp duruyor, Türkçenin Türkiye’ye bile barış getirmediği aşikârken. Acaba Türkçe bilmeyen herkesin Türkiye’ye düşman olduğunu mu sanıyorlar? Yoksa Türkçe bilmeyen her millete savaş açmayı mı düşünüyorlar günün birinde? Barış neden herkesin Türkçe öğrenmesini beklesin? Herkes İngilizce öğrenince dünyaya barış mı geldi?

Biliyorsunuz, biz bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğuymuşuz, ama Türkçeyi yedi cihana yaymaya fırsat bulamadan dağılıp parçalanmışız. Şimdi bunun acısını sizden çıkarıyorlar. Hepsi malın gözü. Köpek sahibini ısırmaz, diye düşünüyorlar. Barıştan anladıkları bu. Siz okuyup adam olunca, uluslararası platformlarda bizim resmî görüşümüzü sorgusuz sualsiz savunmanızı, gönüllü büyükelçilerimiz olmanızı istiyorlar. Eğer olmazsanız sonra kalleş derler, nankör derler, tınmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin.

Şimdi güle güle gidin. İyi ki geldiniz. Bu seferlik böyleydi, inşallah daha serbest koşullarda da karşılaşırız. Hayatımıza kattığınız renk için teşekkürler.

Giderayak Can Yücel’le tanıştıralım sizi: “Çingene benleri, ne dersiniz, pembe olmalıydı değil mi? / Ama dünyada her şey olması gerektiği gibi olmuyor ki.”

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Oğuz Atay’ın Anlatılarında Ben, Öteki ve Benlik – Veysel Şahin

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda meydana gelen teknik - bilimsel ve toplumsal değişimler sonucunda anlatılan, taklit edilen dış dünya eski...

Kapat