Çocuğun Anneye Yönelme Güdüsü Güçlü ve Şartsız Bir Sevgidir – Svagito R. Liebermeister

Anneye Yönelimin Kesintiye Uğraması

Bert Hellinger, aile dinamiği çalışmasında acıya yol açan iki temel neden tanımlıyor. Birincisi genellikle aile sisteminde önceki kuşakta oluşmuş bir kilitlenmedir. Bunu önceki bölümlerde inceledik. İkincisi ise bireyin kişisel yaşamında deneyimlediği anne​ye “yönelme” hareketinin engellenmesidir. Kilitlenmeler için dizim seansı önersek de ikinci sorun için Hel-linger farklı bir müdahale önerir. Bu müdahale, Almanya’da çocuk​larla yaptığı çalışmalarıyla tanınmış öncü psikologlardan Dr. Jirina Prekop’un geliştirdiği “Tutma Terapisi”ne benzer. Anneye yönelme güdüsü, her çocukta doğal olarak vardır. Bu hareketi “birincil sevgi” olarak da tanımlayabiliriz. Bu çok güçlü ve şartsız bir sevgidir ve doğa çocuğun hayatta kalmasını bu sevgiyle güvence altına alır. Aynı şekilde anne de çocuğuna bakma güdüsü taşır. Bu iki doğal güdü anneyle çocuk arasında derin bir bağ oluş​masını sağlar.

Çocuğun anneye “yönelme” hareketinin kesintiye uğraması, çocuğun anneden, hatta bazen babadan bile duygusal olarak uzak​laşmasına neden olur. Bu olay çocuğun kişisel yaşamındaki bir travmadan kaynaklanır ve bugüne kadar tartıştığımız kilitlenme sorunlarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Böyle bir olay genelde anne karnında, doğum esnasında ya da hemen sonrasında, yani çocuk çok küçükken olur. Çocuk için çok acı vericidir. Belki de en yıkıcı travma annenin doğumdan hemen sonra ölümü ya da bir nedenden ötürü çocuğuna uzunca bir süre bakamaması gibi anneyle bebeğin erken ayrılmasıdır. Çocuğun pre​matüre doğması ve kuvözde kalması veya annenin hastalanması da buna neden olabilir. Savaş zamanı yaşanan bir hamilelik gibi anne veya çocuğun yaşamlarını tehlikeye sokan bir dış tehdit de bunun nedenlerindendir. Rahimdeyken, doğum sırasında veya hemen sonrasında olan ve anneden erken ayrılmaya yol açan veya yaşamı tehlikeye sokan tüm olaylar, çocuğun anneye yönelimini kesintiye uğratmış olabilir. Bu yönelim kesintiye uğradığı veya bir süreliğine kesildiğinde yarım kalır ve tamamlanamaz. Söz konusu durumun önemini kavramamız için hayatta kalma​sı tamamıyla anneye bağlı yeni doğmuş bir bebeği düşünmelisiniz. Hem anneye bağımlıdır hem de onunla bütündür; henüz kişisel sınırlarını geliştirmemiş ve kendisiyle annesi arasındaki ayrımın bilincine varmamıştır. Normal yetişme sürecinde kişi, bireyselleşme dediğimiz olgunlaşma sürecine girerek anneyle birliğinden yavaşça sıyrılır ve ken​dini bir birey olarak görmeye başlar. Bebek büyür çocuk olur ve büyümeye devam ederek kendi kişiliğini oluşturur, sınırlarını belir​ler. Çocuk anneyle bir olmaktan çıkarak yavaş yavaş kendiyle bir olma dönüşümünü yaşar. Bu çocuk gelişiminin temel modelidir. Çocuk olmak ebeveynden ayrılma sürecidir. Çocuk zamanla yetişkin olur ama henüz kişiliği oturmamıştır. Kendi ayakları üze​rinde durabilmesi için başından epeyce bir olay geçmesi gerekir. Çocukluğu süresince ana babası ona ihtiyacı olan yaşam desteğini verir. Ancak çocuk anne veya babasından birini küçük yaşta kaybe​derse bu, olgunlaşma sürecine ve onlara bağımlı olduğu zamana denk gelir.

Geçiş döneminde ebeveynden birini kaybetmek veya onlardan uzun süreli ayrı kalmak derinden yaralayıcı bir deneyimdir. Bu olay ne kadar küçük yaşta başa geldiyse o kadar ağır bir travmaya neden olur. 18 aylıktan erken olduğu hallerde bu bölümde açıkladığımız durum oluşur. Anne her çocuk için en önemli kişi olduğundan ona yönelimin kesintiye uğraması genelde en ağır travmadır. Çocuk böylesine bir ayrılığın acısını bir yetişkin gibi hazmede-meyecek kadar narin ve hamdır. Deneyimin tam etkisini hazme​demez ve şoka girer. Zihni duvarlarla ve oyalayıcı şeylerle doludur. Kendini nasıl gösterirse göstersin zihninin bir bölümü cenderededir ve bir plak gibi burada takılmıştır. İhmal edilmiş bir bebeğin ne hale geldiğini çocuk gelişimi araş​tırmalarından iyi biliriz. Başta kızgınlık ve ümitsizlikle ağlar. Uzun​ca bir süre sonra sessizleştiğinde tatmin olmuş bir bebeğin sessiz​liği değil, vazgeçmiş, annesinin dikkatini çekme çabasını bırakmış, kasılıp kendi içine çekilmiş bir bebeğin sessizliğidir bu. İçe çekilmiş çocuk ihtiyacı olanı istememeyi öğrenmiştir. Anne​sine uzanmayı bırakmıştır. Yaşamını sürdürmesi için gerekli güdü​yü izleyip ihtiyacı olanı annesinden alma yetisini, anne geri dönmüş ve vermeye hazır olsa bile artık kaybetmiştir. Çocuğun güvensiz ve içe kapalı bir kişilik geliştirip geliştirmeyeceği veya yetişkin oldu​ğunda insanlarla arasına mesafe koyup koymayacağı anneden ayrı​lığın süresine bağlıdır. Böyle bir kişilik tipik olarak diğerlerine belli bir mesafeye kadar yaklaşır ve o noktadan sonra doğrudan kişiye uzanıp sevgiye ulaşacağına etrafında daireler çizmeye başlar. Hepimiz yaşamımızda canımızın yanacağını düşündüğümüz zamanlarda kendimizi korumak için benzer bir davranışta bulunu​ruz. Birinden sevgi ve şefkat isteyebilir ve doğrudan uzanmaktansa korkuya yenik düşerek durup geri atabilir ya da etrafında daireler çizip o kişiyle aramızda belli bir mesafeyi koruruz. Böylece bu çok istediğimiz, özlem duyduğumuz şeye kavuşma olasılığını ortadan kaldırırız. Bunun nedeni elbette reddedilme korkusudur. Kendini böyle bir davranış kalıbına kaptırmış bir yetişkin o an için yaşadığı redde​dilme dersinin yanı sıra, sürekli geçmişi tarafından bilinçaltı yoluyla yönlendirilerek çocuklukta yaşadığı acı dolu reddedilme deneyimi​ni tekrarlama ihtiyacındadır. Çoğu nevrotik davranışın kaynağı budur. Doğrudan hedefe yönelip istediğimizi almaktansa, yana ya da arkaya doğru hareket eder veya daireler çizerek tatminsiz bir şekilde başladığımız noktaya geri döneriz.

Bağı Yeniden Kurmak
Erken çocuklukta yaşanmış senaryoyu anladığımızda terapi seansının çözümü ortaya çıkar. Terapist, ebeveyn-çocuk arasında​ki bağı ve sevgi akışını yeniden kurmayı deneyerek, engellenmiş hareketin tamamlanmasına çalışabilir. Danışanın, anneye geçmişte kesintiye uğramış yönelimin tamamlamasına yardımcı olabilir. Anne rolünü kendisi oynayarak, danışanın güvenli bir ortamda, çocukken anneyi bulamadığında hissettiği acıyı ufak dozlarda hisset​mesini sağlayabilir. Danışan bu sefer yalnız değildir. Acıyı hissettiğin​de terapist annesi olarak onu tutmaktadır. Böylece danışan, çocuk​lukta yaşadığını yetişkin hayatıyla sağlıklı bir şekilde bütünleştirebilir. Hellinger bu durumda bir dizim yapmak yerine, güvenli bir ortamda terapistin danışanın karşısına oturup danışandan kollarını kendisine doğru uzatmasını ister. Böylelikle terapist onu tutabilir. Aynı zamanda danışandan derin nefesler almasını isteyerek, danışa​nın bir çocuk olarak ana sevgisine duyduğu temel ihtiyaçla ve ihti​yacının karşılanmamasının verdiği acıyla bağlantı kurmasını sağlar. Danışan tüm bunları yaşarken, terapistin yapması gereken tek şey onu bir annenin bebeğini tutar gibi tutmasıdır. Bu basit tekni​ğin etkisi derindir. Danışan, anneden ayrı düşerek ölümle yüzleştiği travmatik deneyimden beri belki de hiç dokunmadığı bu derin acıyı bir dere​ceye kadar tekrar yaşar. Geçmişte hayatta kalabilmek için acıyı don​durmuş, hislerini uyuşturmuştur. Ancak şimdi terapistin kollarında tüm bunları güvenli bir şekilde deneyimleyebilir. Böylece ayrılmanın olumsuz deneyimi üzerine kavuşmanın ve desteklenmenin olumlu deneyimi yerleşir. Bu iyi bilinen bir NLP (Neuro-Linguistic Programming) tekniğidir. Olumsuz deneyim, olumlu bir deneyimle örtülerek silinir. Olumlu deneyim bedende kök salar, çünkü şimdi anne rolündeki terapist danışanı tutmaktadır. Terapistin yapacağı bu tutma hareketi seans boyunca yapması gereken tek şey olabilir. Terapistin sabırlı ve destekleyici olması gerekir, çünkü danışan geçmişte yaşadığı terk edilme deneyimine dönerek terapisti fiziksel olarak itmeye çalışabilir. Her şeye rağmen terapist danışanı tutmaya devam etmelidir. Terapist deneyim kendiliğinden tamamlanana kadar danışanın geçtiği tüm aşamalar sırasında onu kollarından bırakmamalıdır. Deneyimin kendiliğinden tamamlanmasıyla kastedilen danışanın derin ve yavaş nefes almaya başlayıp iyice sakinleşerek huzur bul​masıdır. Danışan terapistin kollarından ayrılarak ona bakmaya hazır olduğunda, anne rolündeki terapist iyileşme sürecine katkı​da bulunması için annesine söyleyeceği bazı cümleler önerebilir. Ayrıca danışanın bilinçli olarak annesine kendisini doğurduğu için teşekkür etmesi ve böylece anneden sevgi alma eylemini tamamla​ması gerekir. Kesintiye uğramış yönelim tek seansta tamamlanmayabilir ve her bireye göre değişik şekilde gelişebilir. Danışanın aile sistemin​den kaynaklanan başka sorunları da vardır. Terapist en önemli sorunu seçip diğer konuları başka zamana bırakmalıdır. Tek seansta iki farklı uygulama doğru değildir. Danışanın sorununun, anneye yönelimin kesintiye uğramış olma​sından mı, yoksa aile içi kilitlenmelerden mi kaynaklandığına seans öncesi yaptığımız konuşmada aldığımız bilgilere göre karar veririz. Anneden erken ayrılıp ayrılmadığı ya da o yaşlarda bir travma yaşa​yıp yaşamadığı bu konuşmada ortaya çıkar. Daha önce de belirttiğim gibi yönelimin kesintiye uğraması babayla ilişkili de olabilir. Babanın çocuk küçükken ölmesi örne​ğinde olduğu gibi. Böyle bir durumda, babayla çocuğun bağlan​masında aracı olarak anneye başvurmak yardımcı olabilir. Tüm çocuklar için anne en önemli figürdür ve danışanı babasına tanış​tırması gerekebilir. Bazı durumlarda hem anne hem baba çocuğu beraber tutarlar. Çözüm hareketinin ebeveynden geldiği tek durumun erken dönemde kesintiye uğramış yönelim olduğunu gözden uzak tut​mamak önemlidir. Çocuk tek başına hareket edemez. Annenin ona gitmesi gerekir. Danışan, bu travmayı yaşadığında henüz bir bebek olduğundan kendisi için hiçbir şey yapabilecek durumda değildir. Anne rolünü alan terapist, öz annenin yapmadığı veya yapamadığı​nı yapar ve çocuğu tutarak onunla ilgilenir. Tüm diğer durumlarda çözüm hareketinin çocuktan gelmesi gerekir. Çocuk bir şey istiyorsa anneye gitmelidir. Bunun tersi söz konusu olamaz. Normal bir dizim sırasında çocuk anne babaya gider, önlerinde eğilir ve onlardan almaya açık olur. Bu hareket sırasında ebeveynin rolü vericiliktir ve tüm varlığıyla yer alması önem taşır.

Svagito R. Liebermeister
Kaynak: Sevginin Kökleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here