Sevginin Kökleri: Aile Diziminde Çocuk Sahibi Olmak – Svagito R. Liebermeister

0
241

Çocuk Sahibi Olmak
Kadınla erkek arasındaki ilişki, doğalarındaki çocuk sahibi olma dürtüsüyle gelişir. Yaşamın devamlılığını ve türün tta kalmasını sağlamak doğadaki en temel dürtüdür. Kadınla erkeğin bir araya gelerek bağlanmalarını ve yeni yaşam yaratmaları​nı, yani bebek sahibi olmalarını ister. Çocuğun hayatta kalmasını sağlayan kadınla erkek arasındaki bağdır. Bundan dolayı onları birleştiren güçlü bağ cinsellikle kuru​lur, sevgiyle değil. Kadınla erkek arasındaki bağ, ebeveyninin bakı​mı olmadan hayatta kalması olanaksız olan çocuk büyüyene kadar onları bir arada tutar. Bu ortamda büyüyen sadece çocuk değildir. Çocuk da ana baba​sının büyümesine yardımcı olur. Aileye yeni bir bireyin katılmasıyla eşler, ilişkilerine bu yeni geleni dahil ederek sınırlarını genişletir ve kendilerini aşarlar. Kişisel isteklerinin, sevip sevmediklerinin bir önceliği kalmaz. Bir ya da birden çok çocuk sahibi olma kararları tüm yaşamlarını şekillendirecektir. Daha büyük ve daha kuvvetli bir biyolojik gücün kendilerini kullanmasına izin vererek kararla​rının tüm sonuçlarını göze alır, kişisel sınırlarının ötesine geçer ve güç kazanırlar.

Çocuk sahibi olmak istemeyen sevgililer genişleme konusunda aynı biyolojik dürtüyü duymazlar. Ancak onlar da kendilerini ortak bir projeye ya da kişisel gelişimlerine adayarak benzer bir kendini aşmaya ve güce ulaşabilirler. Burada önemli olan kendilerini, kişi​sel isteklerinin ötesinde yürekten hissettikleri bir konuya adamaları ve bunun tarafından yönlendirilmeye izin vermeleridir. Böylelikle onlar da sınırlarını genişletebilirler. Önceki bölümlerde ebeveyn-çocuk ilişkisine hep çocuğun açı​sından baktık. Bu bölümde aynı konuya ebeveyn açısından bakaca​ğız. Bir bakımdan ikisinde de aynı Aile Dizimi kuralları geçerlidir: Çocuğun çocuk, ebeveynin ebeveyn olması gerekir. Ancak ebeveyn olmanın zorluğu çok farklıdır. Ebeveyn olmak kendi gücüne sahip çıkıp çocuğa şartsız vererek anne ya da baba olmanın sorumluluğu​nu almaktır. Bu gerçekleştiğinde çocuk rahattır ve ana babası adına hiçbir şey taşımak zorunda kalmaz; ana babasından geleni rahatça alır. Bir süre sonra aldıklarıyla dolar ve yetişkin olduğunda kendisi​ne verileni çocuklarına aktarabilir. Yaşam bu doğal döngüyle kuşak​tan kuşağa akar. Doğa bu şekilde türün devamını sağlar. Öte yandan, eğer ana baba çocuğu başka nedenlerden istemişlerse, örneğin, kadın hamile kalarak erkeği bağlamak istemiş ya da eşlerden biri veya her ikisi yaşamın anlamsızlığıyla yüzleşmemek için çocuk yapmışlarsa bu, belki de kendi ana babalarından yete​rince alamamış olduklarını gösterir. Bunun sonucunda çocukluk​larında alamadıklarını şimdi kendi çocuklarından almaya çalışırlar.

Daha önce de gördüğümüz gibi çocuklar ana babalarının ihti​yaçlarına çok duyarlıdır ve sahip oldukları güçlü ve derin aidiyet dürtüsünden dolayı onlar için her şeyi yaparlar. Ana babalarına ver​mek isteyerek aile düzenine göre hadlerini aşarlar. Bu hareket içle​rinin boş kalmasına ve yetişkin olduklarında kendi çocuklarından almak istemelerine neden olur. Bunun böyle sürmesiyle geçmişin yükleri kuşaktan kuşağa aktarılır. Anneyle baba, sorumluluklarını üstlenip veren taraf olma​nın gücünü deneyimlediklerinde, ana baba rolü ve ebeveynlik yükümlülükleri onlara ağır gelmez. Kafalarını nasıl iyi bir ana baba olunacağına yormazlar. Çocuklarına vermek onları tatmin etmeye yeter, çocukları da doyumlu ve huzurlu yetişir. Ebeveyn iyi bir ana baba olup olamadığı konusunda sürekli endişe içindeyse çocuk da bunu algılayarak tedirgin ve güvensiz büyür. Hatırlamamız gereken bir başka nokta da çocuğun büyürken aldıklarının yarısını annesinden, yarısını da babasından aldığıdır. Çocuk annesiyle babasını tek bedende birleştirmiştir. Eğer anne ya da baba çocuğunu gerçekten seviyorsa, aynı zamanda eşini de sev​melidir, çünkü eşi sevdiği çocuğun bir parçasıdır. Hiç kimse eşinden nefret ederken bu kişiyle yaşamış olduğu cinsel birleşmeden doğan çocuğunu sevemez. Önceki örneklerden birinde gördüğümüz gibi eşlerden biri, “bu adamla evlenmek hataydı” dediği anda kendi çocuğuna da sevgisiz davranmış olur. Bu tutum, ilişkide sevginin tanınmadığının başlıca göstergesidir ve Aile Dizimine benzer sorunla gelen katılımcılara bunu açıkça göstermek gerekir.  Her çocuk ana babasının beraber olmasını ister, çünkü bu şekil​de kendini bütün hisseder.

Sadakati bölünmez. Burada anneyle babanın ayrılmasının doğru olmadığını söylemiyoruz. Söylediği​miz, çocuklarını gerçekten seven ebeveynin eski eşine karşı bir sevgi ve minnet duyması gerektiğidir. Bu durumda anneyle baba, ilişki​lerine devam etmeseler de çocuk huzurludur. Bir başka önemli nokta ise bir erkekle bir kadının çocuk sahibi oldukları anda, kendi ebeveynlerine veda etmiş olmalarıdır. Artık bu rolde kendileri vardır. Eğer bu veda adımını atmazlarsa çocuk​larına gerçek anlamda ebeveynlik edemezler ve sonunda çocuklar ana babalarının köken ailelerindeki kaderleri yüklenmek zorunda kalabilirler. Avustralya’nın Sidney kentinden Patricia iki kız çocuk annesiydi. Güncel ailesini dizdiğinde çocukların farklı yönlere baktıklarını gördük. Biri yukarı, biri yere bakıyor, ikisi de anneye bakmıyordu. Annenin bakışlarıysa onlardaydı. Köken ailesinde ne olduğunu sorduğumuzda Patricia hem annesinin hem de babasının küçük yaştayken iki kız kardeşleri​ni kaybettiklerini anlattı. Ölü teyze ile halalar dizime katılıp yere uzandıklarında Patricia’nın iki kızı da onlara karşı güçlü bir çekim hissetmişti. Seansın devamında danışanın annesinin kız kardeşlerinin peşinden ölüme gitmek istediğini gördük. Ancak danışan annesine, “Senin yerine ben giderim” derken şimdi de kızları Patricia’ya aynı şeyi söylemekteydi. Bu noktada Patricia annesini, ölmüş kız kardeşlerinin acısıyla yalnız bırakmaya hazır değildi; hareketinin sonuçları olarak iki kızı​nın ölüme çekildiğini ve kendi hayatlarını yaşayamadıklarını gör​mesine rağmen Patricia, annesiyle kalıp ısrarla ona yardım etmek istemekteydi. Bu dinamiği ve danışanın daha fazla ilerlemeye hazır olmadığını gördükten sonra dizime son verdik. Çalışmayı daha sonra tekrar ele alıp başlamış olan hareketi tamamlayabilirdik. Patricia annesinin önünde saygıyla eğilerek “Artık kardeşlerine gidebilirsin. Ben çocuklarımla kalacağım” diye​rek onu onurlandırmaya ve kardeşlerine gitmesine izin vermeye hazırdı. Böylece çocuklarıyla yüzleşecek gücü buldu ve onlara “Ben annenizim ve sizinle kalıyorum” dedi. Bu sefer ilk iki seanstaki gibi gözyaşlarına boğulmamıştı, kızlarını kucaklamaktan mutluluk duydu. Burada annesiyle kendi kızları arasında kalmış bir annenin iç çatışmasını görüyoruz. Sonunda kızlarına duyduğu sevgi galip gele​rek annesiyle vedalaşmasını sağlamış, bir anne olarak kızlarıyla kala​bilmişti. Ana baba olmak kişinin olgunlaşmasına yol açar ve kişiyi bütünleştirerek köken ailesinden biriyle yaşadığı düğümü çözebilir. Gördüğümüz gibi, çocuk sahibi olmak bir çeşit sınav olabilir. Aile sisteminizdeki çözülmemiş düğümlerle yüzleşmenize, gerçeklerle karşı karşıya kalmanıza ve birini beslemek, ona bakmak, ana baba​lık yapmak için kendi kaynaklarınıza ulaşmanıza yardımcı olur. Sizi, çocuksu tavırlarınızı bir yana bırakıp olgunlaşmaya davet eder. Bu sınavı göğüsleyip göğüsleyememek tamamen bireyin kendisine kalmıştır.

Aile sistemi yasalarına göre ebeveyn, çocuklarını da ilgilendiren bazı kararları onlara danışmadan alma sorumluluğunu üstlenmeli​dir. Günümüzde güce ve bütünlüğe ihtiyaç duyan bazı ebeveynle​rin kararsız kaldıklarında çocuklarına danışmalarına sık sık rastlarız. Bunun çocuk için iyi olduğunu düşünseler de aslında kendilerinin ana baba olacak güce ve sorumluluğa sahip olmadıklarının bir gös​tergesidir. Bu hassas bir konudur. Burada otoriter ya da “çocukların görül​düğü ama duyulmadığı” eğitim sistemlerini savunmuyoruz. Ancak sosyal akımlar bir uç görüşten diğer uç görüşe giderler; otoriter eğilimden otorite karşıtı eğilime ve sonra tekrar gerisin geriye. Ebe​veyn bir karar aldı mı bu karar gerçekten çocuğun lehine olmalıdır. Dizimde ebeveynin, sadece kendine ve geçmiş kilitlenmelerinden kaynaklanan sorunlarına mı odaklandığı, yoksa çocuğuna karşı sorumlulukla mı davrandığı belirgin olarak ortaya çıkar.

Çocuklar genelde yaşamlarını etkileyecek kararlar alamayacak kadar toy ve deneyimsizdirler. Eğer onlara danışılırsa her şey, orta​daki olayı anlayacak ve özgün bir seçim yapacak kadar anlayış kapa​siteleri olup olmadığına bağlı olacaktır. Örneğin eğer anneyle baba ayrılıyorlarsa hangisiyle kalacağı seçimi çocuğa bırakılmamalıdır. Bu, çocuğa “Kimi daha çok seviyorsun?” demekle aynıdır. Çocuğu çıkmaza sokar. Eğer anneyle baba, çocuğun kiminle yaşayacağına kendileri karar verirse çocuk masumiyetini koruyarak her ikisini de eşit sev​meyi sürdürebilir. Kızınıza sizinle mi, yoksa babasıyla mı kalmayı tercih ettiğini sormanız her yaştaki çocuğa ağır gelir. Eşler genelde kendi aralarında dostça bir uzlaşmaya varamadıklarında bu çare​ye başvururlar. Ancak çocuktan böylesine hayati bir karar vermesi nasıl beklenebilir ki? Çocuk içinden anasını da babasını da sever. Eğer dışından birini izlemeye zorlanırsa diğerini içsel olarak izleye​cektir. Buna uç bir örnek olarak babası sabıkalı bir çocuğu ele alalım. Anne, ona benzememesi için çocuğun babasıyla görüşmesini engel​ler. Çocuk babasıyla görüşmeyerek annesinin isteğine uysa da okul​da suçlar işleyerek dışlanmış babasına sevgisini ifade eder.

Çocuklar Varken Ayrılmak
Ayrılan çiftlerin sorunlarından bahsettik. Arada çocuk varsa eşler arasındaki bağ daha güçlü olur ve ayrılık daha zordur. Ancak hepimiz bazen çiftlerin yollarını ayırmaları gerektiğini biliriz. Ne kadar zor olursa olsun bu onların hakkı ve özgürlüğüdür. Çocuğun iyiliği için en büyük tehlike ana babasının kötü bir şekilde, suçlamalar ve kavgayla ayrılmasıdır. Hatta bazen araların​daki tüm bağları koparırlar. Bu çocuğun sırtında acı dolu bir yük​tür, çünkü annesiyle babasına bağlılığı umutsuzca bölünmüştür. Bu travmatik durumda, bariz olan gözden kaçar: Her çocuk hem annesinin hem de babasının ürünüdür. Ayrılık ne kadar acı olursa olsun, kadınla erkek aralarına ne kadar mesafe koyarlarsa koysunlar, çocuklarına her baktıklarında diğer eşi hatırlayacaklar​dır. Çocuk özünde bir kadınla bir erkeğin aralarındaki sevginin ürünüdür ve aralarındaki sevgi bitse de bu gerçek değişmez. Çoğu çiftin inkar ettiği ve kabullenmekte zorlandığı gerçek, karşılıklı sevgilerinin çocuklarında devam ettiğidir. Baba oğluna veya kızına baktığında bir açıdan eski eşine de bakmaktadır. Bir​çok boşanmış babanın dediği gibi “Çocuğumu seviyorum ama eski karımdan nefret ediyorum” diyemez. Aile sistemi terapisine göre eski eşinden nefret ediyorsan çocuğunu da tam anlamıyla sevemezsin. Bundan dolayı çocuğun iyiliği için ana babanın sevgiyle ayrılması gerekir. Mahkeme çocuğun velayetinin kimde olması gerektiğine çeşitli verilere bakarak karar verir. Ancak Aile Dizimindeki genel kural, çocuğun diğer eşi daha çok seven ebeveynle kalmasıdır. Çocuğa her bakışında onda gördüğü eski eşinin varlığını yüreğiyle kabul eden ve ilişkide paylaşılanlar için sevgi ve minnet hissedebilen ebeveynle kalmalıdır. Her zaman olmasa da çoğunlukla, ayrılıktan sonra en kızgın taraf kadındır. Annenin eski eşine öfkeli olduğu bir durumda çocuk anneden çok babayla kendini güvende ve mutlu hissedeceğinden velayetin babaya verilmesi daha uygundur. Ancak her vaka kendi özelliklerine göre ele alınmalıdır. Köken ailedeki kilitlenmeler ile bunların ebeveynler üzerindeki etkileri de göz önüne alınmalıdır. Genel bir kural olarak çocuk daha az yük taşıyan ebeveynle güven​dedir ve bu kural çift ayrı olsa da olmasa da geçerlidir. İspanyol bir kadın kocasından boşanmıştı. Evliliklerinden iki oğulları vardı. Dizim sırasında kadının büyükbabasının iç savaş sırasında kurşuna dizildiğini öğrendik. Kendisi de büyükbabasını vuranla özdeşleşmişti. Kendi kilitlenmesini anladığında eski koca​sını onurlandırıp ona, “Özür dilerim, seninle kalamadım” diyebi​lecekti. Böyle bir durumda çocukların babalarıyla kalmaları daha güvenlidir. Babası ve büyükbabası Mafya üyesi olan bir adam, evl i ve iki çocuk sahibiydi. Dizimde çocukların Mafya kurbanlarıyla özdeş​leştikleri ortaya çıktı. Anneleriyle olmaları onlar için daha güvenli olacaktı. Çocuğun yaşı da göz önüne alınmalıdır. Küçük bir bebek elbet​te annesiyle kalmalıdır. Baba çocuğuna, “Sana baktığımda anneni ne kadar çok sevdi​ğimi hatırlıyorum” ya da annesi ona, “Baban gibi olmanın benim için bir sakıncası yok” dediğinde çocuğun üzerindeki yük hafifler. Bu sözler hissedilerek, içtenlikle söylendiğinde çocuk rahat ve nis​peten mutlu olacaktır.

Danışan Kimdir?
Dizimde ele aldığımız sorunların doğası gereği, kimin için seans yaptığımız hakkında baştan kesin bir fikrimiz olması önemlidir. Danışanın sorunu, ebeveyniyle yaşadığı bir kilitlenme mi, yoksa bir ebeveyn olarak çocuğuyla yaşadığı bir sorun mudur? İlk durumda, sorumluluğu çocuktan alıp ebeveyne vermemiz gerekir. Böylece çocuğun yükü hafifler ve masumiyetini korur. Ancak danışan, çocuğuyla yaşadığı bir soruna bakmak isteyen bir anneyse, yapmamız gereken yetişkin bir kadın olarak kendi gücü​nün farkına varmasını ve sorumluluğunu almasını sağlayarak çocu​ğuna yüklenmesini engellemektir. Dizimi kimin için yaptığımızı bilmek önemlidir, çünkü hangi açıdan yaklaştığımıza göre seans farklı gelişir. Dizimler sırasında ebeveyn-çocuk ilişkisindeki uzlaşma hareketinin çocuktan gelmesi gerektiğini gördük. Çocuğun ebeveynine gitmesi gerekir. Eğer ebe​veyn çocuğuna giderse, ondan bir şey istediğini gösterir ve bu da çocuk için bir yüktür. Adam, ağlayarak oğluna yaklaşır, kucaklaşırlar. Adamın bir yetişkinden çok, bir çocuk gibi davrandığı ortadır. Babasını arka​sına getirdiğimizde ağlamayı keser ve kendini daha güçlü hisseder. Oğlu rahatlamıştır.

Kardeşler Arası Rekabet
Seansa, kız ya da erkek kardeşiyle yaşadığı sorundan dolayı gelenlere de sık rastlarız. Bu dizimlerde çoğunlukla kardeşler ara​sında yaşanan çatışmanın ya ebeveyne ya da akrabalara ait olduğu ortaya çıkar. Ailenin önceki bireyleri arasındaki çatışma, akraba​lardan biriyle özdeşleşmiş çocuklar tarafından tamamlanmaktadır; çocuklar “doğru” yerlerinde değillerdir; birileriyle kilitlenmişlerdir. Kimi zaman böylesine bir çatışmayı çözmek için kardeşleri aile düzenindeki hiyerarşiye göre yerleştirmek yeterli olur. Ancak eğer çatışma buna rağmen devam ediyorsa bu, özdeşleşmenin çok derin olduğu anlamına gelir. Bazen kız kardeşler arasındaki çatışma, anne resme dahil edildiğinde çözülebilir. Eğer bu işe yaramazsa kızlardan birinin anneyi onurlandıramadığını, annenin yerini aldığını ve kar​deşlerinin de bundan rahatsızlık duyup ona direndiklerini anlarız. Kökteki asıl çatışma dizim sırasında çözülürse, kız kardeş aile düze​nindeki doğru yerine döner ve uyum sağlanır. Kardeşine söyleyeceği bir çözüm cümlesi, “Senden biraz daha büyük/küçük olsam da ben sadece senin kardeşinim. İkimiz de çocuğuz” olabilir. Böylelikle aynı ebeveynin çocukları olarak aynı geminin yolcuları olduklarını birbirlerine hatırlatmış olurlar. Kimi zaman çocuk küçük yaşta ölen ağabeyini ya da ablasını izlemek ister ya da ölmüş kardeşin ailedeki yerini doldurması gerek​tiği duygusuna kapılır. Buradaki çözüm, unutulmuş çocuğu resme dahil ederek danışanın onu görüp onurlandırmasını sağlamaktır. Bazen hayattaki kardeşin ölmüş kardeşe, “Sen benim sevgili erkek/ kız kardeşimsin ve biraz erken gittin ama ben seni sevgiyle hatırlı​yorum. Biraz daha kalırsam lütfen bana dostça bak. Vakti geldiğin​de ben de yanına geleceğim” demesi iyileştirici olabilir.

Svagito R. Liebermeister
Kaynak: Sevginin Kökleri

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz