CESARE PAVESE: HER BAKIMDAN ÖZGÜR BİR KARAKTER YARATMAK İMKÂNSIZDİR

9 Ocak

Doğal büyüye, ‘ilkel’ olan şeylere, bitkilerde, sularda, kayalarda, kırlık yerlerde yaşayan ruhların gerçekliğine karşı duyduğun aşırı tutku, bir çekingenlik, insan dünyasının ödev ve sorunlarından kaçma isteğinin bir belirtisidir.
Nesnelerin gerçekliğini kavramak için duyduğun bu efsane ihtiyacının yanı sıra, insanlara ve insanların tutkularına da aynı gözlerle bakabilme yürekliliğini göstermelisin. Ama güç, aykırı bir şeydir bu – doğanın değişmezliği, geniş yorum olanakları, sessizliği yoktur insanlarda. İnsanlar kendilerini zorla kabul ettirerek, kendilerini anlatarak karşımıza çıkarlar. Gerçi sen onları doğa içinde bir yere yerleştirerek, kaderlerine indirgeyerek en doğal anlarda yakalamaya, onlar böylece dondurmaya çalıştın. Ama gene de durmadan konuşuyor senin insanların – ruhlar dile geliyor, ortaya çıkıyor. Bu senin gerilimin. Ama bunu yaratmak acı veriyor sana, gerçek hayatta hiç karşılaşmak istemiyorsun onunla. Doğanın hareketsizliğini, sessizliği, ölümü arıyorsun. Bunlardan çeşitli anlamları olan, sonsuz, ele gelmeyen, ama tarihsel gerçekliğe çekicilik katan, ona anlam ve değer kazandıran efsaneler yaratıyorsun.

10 Ocak
Yazgının mit, yabanıllık (‘Üzüm Bağı’ndaki duygu) olduğu ve bu yüzden -bir kez açıklandığında- eski biçimiyle var olursa boş inanç haline geldiği şeklindeki verimli görüş. Yazgı, bütün bir mitsel varoluşu. dramı olan şeydir. Meydana gelmiş ve henüz meydana geldiği bilinmeyen şeydir. Özgürlük gibi görünen, oysa şematik, kesin, önceden belirlenmiş olduğu ortaya çıkan şeydir. Yazgı, bağları ve gerekliliği – özgürlüğü çerçevesinde anlaşılmadan önce tarihsel olandır. İnsanlar söz konusu olduğunda, şiir hep yazgıları hedef alır – yazgılar üzerinde hareket eder, hatta onları anlar, açıklığa kavuşturur, onlardan öyküler kurar.

Ama sen (9 Ocak) açıklanmış insanlardan yola çıkıyor ve onları şiire dönüştürmek için yazgıya indirgiyorsun. Bu, miti söze dönüştüren sanatın tam tersi bir süreçmiş gibi görünüyor. Ama öyle değil. Bu geçiş sürecinde çaba gösteriyor insan. Onu tartışıyor. Biçime, masala eğilim göstermekle, doğal biçime, özerk organizmaya eğilim gösteriyor, dolayısıyla akıl yoluyla anlamayı temel alarak mityazgı örgüsünü yeniden kuruyor. Yaşamı yeniden kurmak isterken, doğal biçimlere başvuruyor, bir başka deyişle mitsel burgaca, doğanın, yaşamın tükenmez biçimde şaşırttığı gibi şaşırtan biçimlere yeniden dalıyor.

Biz yazgıyı özgürlüğe dönüştürmek için varız dünyada

17 Ocak
Yazgının boş inanç ile ilişkisi

Yazgı Poetikası’ndan sonra ben yazgıyım, insan yaşamının gerçek mitselliğiyim; boş inanç, bilinen mitsellik, sahte demek ki. Mitsel bir iniş çıkışa, rasyonel bilgi yoluyla çözülmesi olanaksız (bu onu mahvederdi) önceden belirlenebilen bir ritme sahip bir yaşam yazgısal’dır; öyle olmadığını bilerek kendini mitsel düzen olarak görmekte ısrar eden bir yaşam boş inançlı’dır ve rasyonalist yoldan anlaşılır. Ritmi, dönüşleri bilinçli, belirli bir amaca dönük olan bir yaşam.
Biz yazgıyı özgürlüğe (ve doğayı nedenselliğe) dönüştürmek için varız dünyada.

10 Ocak’ın II. paragrafına dönersek.
Şiir yinelemedir. Neşeli bir havayla Calvino gelip söyledi bunu bana. O halk sanatını, çocukları, vb. düşünüyordu. Benim için, mitsel bir yapının kutlanması anlamında yinelemedir şiir. Doğadan gelen esinin, sanatı doğanın biçimlerine ve dizilerine göre biçimlendirmenin gerçekliği buradadır. Bunlar yinelemeli bir yapı gösterir (tek tek öğelerin deseninden -yapraklar, organlar, mineral damarlar- öğelerin sonsuzcasına yinelendiği gerçeğine uzanan bir zincir içinde). Öyleyse doğaya (mekaniklik) onu mitsel biçimde (ritimler, dönüşler, yazgılar) taklit ederek üstün geliriz. Ama her kuşak, doğa hakkında neler bildiğini göz önünde bulundurmak ve onu bu bilginin ele veremeyeceği mitsel yapılarla aşmak zorundadır. (Eski sanatın bilmediği evrimsel öğe; bu yüzden eski sanatın görevi daha kolaydı, akla dayalı kavramları değişmez olduğundan, çok önceden bildiği mitsel yapıları kullanıyordu.)

30 Ocak
Boş inançlı bir insan, tarihin eskittiği, artık geçerli saymama olanağına sahip olduğumuz bir efsaneye inanmaya devam eden insandır. 17 Ocak’ı düzeltiyorsun. Artık inanmadığı bir efsanenin sözcülüğünü eden bir insan ise, ikiyüzlü, gerici bir insandır. Boş inançlı kimse bağnaz olabilir, gerici ise köpeksidir. Şüpheci hiçbir efsaneye inanmayan insandır. Kaderci, kendi içinde inandığı gerçek bir efsane olduğunun farkına varan kimsedir; böyle bir insan özgür değildir.

Her bakımdan özgür bir karakter yaratmak imkânsızdir. Kendi hayatının (önüne geçilmez) iniş çıkışları onun kaderi olacaktır.
Bir gün daha da ileri gidip özgürlüğün bile bir efsane olduğunu düşünebilecek miyiz? Yani özgürlüğe alınyazımız olarak karşımıza çıktığı açıdan bakabilecek miyiz?

Cesare Pavese
Yaşama Uğraşı / Günlük (1935-1950)
Türkçesi: Cevat Çapan – Can Yayınları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz