Yerliler ve zenciler gibi, kadın da ikinci sınıf vatandaş – Eduardo Galeano

0
319

“Herkes çalıyor. Ben çalıyorum ve benden çalıyorlar.”

Yerliler ve zenciler gibi, kadın da ikinci sınıf vatandaş ama bir tehdit unsuru. “Erkeğin kötülüğü kadının iyiliğinden daha üstündür,” diye uyarıyor Kilise (42, 14). Erkekleri tutsak eden ve kaybeden deniz kızlarının şarkılarına dikkat etmesi gerektiğini Odisseas da iyi biliyordu. Silahlar ve söz üzerindeki erkek tekelini haklı göstermeyen kültürel gelenek yok, tıpkı kadının hor görülmesini ya da bir tehlike olarak ihbar edilmesini sürdürmeyen popüler gelenek olmadığı gibi.

Nesilden nesle aktarılan atasözleri kadın ve yalanın aynı gün doğduğunu, kadının sözünün zerre değer taşımadığım öğretiyor ve Latin Amerika köylü mitolojisinde geceleri gelip geçenlerin yolunu gözleyen korkunç ruhlar, kötü ışıklar neredeyse daima intikam peşinde koşan kadın hayaletleri. İster uyanık olsun ister uykuda, zevkin ve iktidarın yasak topraklarına yönelik olası bir kadın işgali karşısında erkek paniğe kapılıyor; asırlardan beri bu böyle devam ediyor.

Cadı avlarının kurbanlarının, üstelik sadece Engizisyon döneminde de değil, hep kadınlar olması boşuna değil. Şeytan tarafından ele geçirilenler: Kasılmalar ve ulumalar belki de orgazmın işaretiydi; bu da yetmezmiş gibi bir de çoklu orgazmlar var. Bunca yasak ateşi ancak ateş yüzünden cezalandırılmış olan Şeytan açıklayabilirdi. Tanrı, ateşli günahkar kadınların canlı canlı ateşte yakılmalarım emrediyordu. Kadın zevki karşısında kıskançlık ve korku yeni bir şey değildi. En eski, en evrensel, farklı zaman ve yerden birçok kültürün ortak efsanelerinden biri dişli vajina, ağız gibi dişlerle dolu kadın cinsel organı, erkek etiyle beslenen doymak bilmez pirana ağzıdır. Ve bugünün dünyasında, bu yüzyıl sonunda, klitorisi sünnet edilmiş yüz yirmi milyon kadın var.

Kötü davranış şüphesi uyandırmayan kadın yok. Bolero şarkılarına göre bütün kadınlar nankör; tangolara göreyse hepsi fahişe (anne hariç). Dünyanın güneyindeki ülkelerde yaşayan her üç kadından biri, evlilik hayatının rutin bir parçası olarak, yapmış olduğu ya da yapabileceği şeylerden ötürü dayak yiyor:

“Biz uykudayız,” diyor Montevideo’nun Casavelle mahallesinden bir işçi kadın. “Prensin biri seni öpüp uyandırıyor. Uyandığında ise pataklıyor.”

Bir diğeriyse:

“Bende annemin korkusu var, annemdeyse anneannemin korkusu varmış.”

Mülkiyet hakkının teyitleri: Mülkiyet sahibi erkek, kadının üzerindeki mülkiyet hakkını döverek kanıtlıyor, tıpkı çocukları üzerindeki mülkiyet hakkını onları döverek kanıtlayan kadın ve erkek gibi.

Peki ya tecavüzler? Onlar da söz konusu hakkın şiddet vasıtasıyla kullanımı değil mi? Tecavüzcünün zevk aradığı ya da zevke ulaştığı falan yok: O boyun eğdirmeye ihtiyaç duyuyor. Tecavüz bir mülkiyet damgası kurbanının kalçasına kızgın demirle dağlıyor ve dünya var olduğundan beri ok, kılıç, top, tüfek, füze ve diğer ereksiyonlarla ifade edilegelen kudretin erkek cinsel organıyla özdeşliğinin en kaba ifade biçimi. Birleşik Devletler’de her altı dakikada bir kadın tecavüze uğruyor. Meksika’daysa her dokuz dakikada bir. Bir Meksikalı kadın şöyle diyor:

“Daha sonra adamların sana hoşuna gitti mi diye sormasının dışında, tecavüze uğramakla bir kamyonun çarpması arasında bir fark yok.”

İstatistikler sadece karakola bildirilen tecavüz vakalarım kaydediyor ki Latin Amerika’da bunlar her zaman için gerçekleşen tecavüz vakalarının küçük bir kısmı. Çoğu zaman, tecavüze uğrayanlar korkularından seslerim çıkaramıyor. Evlerinde tecavüze uğrayan çok sayıdaki genç kızın sonu sokak köşelerinde dikilmek oluyor: Ucuz bedenler piyasa yapıyor ve bunların bazıları, sokak çocukları gibi, asfaltı kendilerine yuva ediniyor. Rio de Janeiro sokaklarında Tanrı’nın inayetiyle büyüyen on dört yaşındaki Lelia şöyle diyor:

“Herkes çalıyor. Ben çalıyorum ve benden çalıyorlar.”

Eski Ahit’e göre Havva’nın kızları ilahi suçun cezasını çekmeye devam ediyorlardı.

Zina yapanlar, büyücüler ve evlenene kadar bekaretini korumayanlar taşlanarak ölebiliyorlardı;

din adamlarının kızı olup da fahişelik yapanlar odun ateşini boyluyorlardı;

ve ilahi yasa, kendisi ya da kocasını koruma maksadıyla bile olsa, bir erkeği teslislerinden yakalayan kadının elinin kesilmesini emrediyordu.

Erkek çocuk doğuran kadın kırk gün boyunca kirli kabul ediliyordu. Eğer doğan bebek kızsa bu süre seksen güne çıkıyordu.

Regl olan kadının yedi gün, yedi gece boyunca kirli kabul ediliyor ve bu kirlilik, ona ya da onun oturduğu iskemleye ya da onun uyuduğu yatağa dokunan herkese geçiyordu.

Eduardo Galeano
Kaynak: Kadınlar*


*Farklı coğrafyalardan, ahir zamanlardan, yakın geçmişten, her yaştan, her sınıftan kadınlar… Kimi büyük kimi küçük eylemlerle, kimi konuşarak kimi yalnızca susarak, yaparak ya da yapmayarak tarihin akışını değiştirmiş kadınlar… Engizisyona, senatoya, kiliseye, sömürgecilere, faşizme direnen kadınlar… Dans eden, seven, sevişen, ağlayan ve gülen kadınlar… Eduardo Galeano yine dünyanın bütün köşelerini dolaşarak, kadınlar şahsında bir insanlık tarihine davet ediyor okuru. Yalnızca tekerrürden ibaret olmayan, çomak da sokulabilen bir insanlık tarihine… Her satırıyla etkileyen, öfkelendiren ve umut veren bir derleme. Galeano ölümünden sonra da “dünyanın vicdanı” olmaya devam ediyor.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz