Yaşar Kemal: Kahramanlar içinde en çok Don Kişot’u seviyorum çünkü;

Belki her insanın içinde bir kahraman özlemi, bir kahraman olma çabası vardır. Şu dünyada haline, gününe razı olan çok az kimse var. Olmaması daha iyi ya. Ben, bu kahramanlık çabasına, kahraman özlemine hiçbir şey demiyorum. Biraz da hoşuma gidiyor.

Şu kahramanlığı da epeyce yemişler. Bu kahramanların içinde belki de en hoşu Don Kişot. Bana kalırsa dünyadaki geçmiş kahramanların en işe yaramış, en gerçeği, en insanı da Don Kişot. Don Kişot olmasaydı, kahraman sayılan insanları biz daha çok tanrılaştıracaktık. Bana bir kahramandan söz açtılar mı, hemencecik Don Kişot geliyor gözümün önüne. Ona saygıyla, sevgiyle bakıyorum. O ne güzel adam, candan adam, gözünü daldan budaktan sakınmaz, alçakgönüllü adam! Ben Don Kişot’u çok seviyorum. İnsanlığımızın şişirilmiş bu yönünü çok seviyorum.

Yukarıda dedim ya, şu kahramanlığı epeyce yemişler, anasını bellemişler. Kim yapmışsa yapmış, şu kahramanlık denilen şeyi insanlıktan çıkarmış. Kahramanlık şiirlerine bakın, amanallah… Bunlar insan değil, bunlar etten, kemikten değil, bunlar kımıldanan, kükreyen, dövüşen, ne biçim büyük bir iş gördüğü sanılıyorsa, o işi gören kocaman kaya parçaları. Kocaman, erişilmez tanrılar.

İşte bu kaya parçalarının, bu tanrıların anasını Don Kişot aslanıyla Cervantes bellemiş. İnsanlar da yüzyıllarca kutsadıkları, taptıkları palavra kahramanlığa gülmüşler. Daha da gül babam gül ediyorlar ama, bir türlü de cart curtlarını bırakamıyorlar.

Ben kahramanlığa karşı değilim. Büyük de bir saygım var kahramanlığa. Niçin saygım olmasın, bütün insanların saygısı var. Ben onlardan ayrıksı mıyım?

Don Kişotla birlikte, ondan sonraki düşünürler tanrı kahramanlığı yavaş yavaş dize getirmişler. Ama insanlar durur mu, onların kahramanlığa ihtiyaçları var. Bir adamı sivriltip mutlaka yakasına yapışacaklar. Önlerine katıp oradan oraya, esen yellerin önündeki yaprak misali sürükleyecekler.

Kahramanlık çağımızda kabuk değiştiriyor. Tanrılıktan sıyrılıp insan oluyor. Kahraman olağanüstüden aşağıya usul usul iniyor.

Bir kılıçta yetmiş kafayı uçuran artık kahraman değil. Yalansa da, doğruysa da yetmiş kelle uçuran bu çağda bize hiçbir şey söylemiyor. İkinci Dünya Savaşında üç yüz düşman uçağı düşüren pilot bile o kadar önemli bir kahraman sayılmıyor. Bakın bu üç yüzlük kahramanın adını bilseydim burada anardım. Biliyorum. İnsanlar ona eskiden verdikleri önemi verselerdi, şimdi ben değil, o kişinin adını bebeler bile öğrenirdi. Hiroşimaya atomu atan kişi kendini kahraman saymıyor. Yetmiş değil, yetmiş bin cana kıyan kişi kahraman olmaz mı? Bu kişi ne oluyor biliyor musunuz, kendini suçlu sayıyor, bu işi yaptığından dolayı utanıyor, insanların yüzüne bakamıyor. Kendini cani sayıyor. Bir kanlının acısıyla insanların arasında dolaşıyor.

Bütün bunlardan ne çıkıyor? Bizim kahramanlık saydıklarımız, artık çağımızda kahramanlık değil.

Eski çağlardan, çağımızda kahramanlık sayılan bir kahramanlık yok mu? Olmaz olur mu? İnsan tarihi ne kadar kötü, iğrençse o kadar da güzeldir. Köleliğin zincirini kırıp dağa çıkan, hürriyet için baş veren Spartaküs her çağın kahramanıdır. Her çağda insanlar onu kutsayacaklardır. Spartaküs insan gibi, insanlar arasında anılacaktır.

Bütün bu sözler ne için? Çağımızdaki kahramanlığı, bundan önceki kahramanlık anlamıyla hiçbir şekilde karıştırmamalıyız. Çok az ilişiği var. Bu çağın kahramanlığına, başka bir ad bulmalı. Bu da benim gücümün dışında. İnşallah bulurlar, başkaları.

Çağımızın kahramanlığının babası Galileo olsa gerek. Bununla çağımız kahramanlığını bir iyice anlattım sanıyorum. Yani, düşüncesi uğruna canını, başını koymuş kişi. Düşüncesi için gözünü kırpmadan ölüme giden kişi. Demem o ki, bu da artık, o eski anlamında kahramanlık sayılmamalı. Doğal bir olay bu. İnsanın ilk şartı, artık çağımızda böyle, bir düşüncesi olması, düşüncesini savunmak için gerekirse kellesini ortaya koyması. Gene tekrar ediyorum, bu da kahramanlık sayılmamalı, doğal bir olay olarak görülmeli.

İnsanlar toptan kahramanlığa mı yükseliyor, diyenler çıkar. Bence gittikçe her şey güzelleştiği gibi, insan kafası da güzelleşiyor, ilerliyor.

Boş, tangırtı kahramanlık çoktan iflas etti.

Gelin görün ki bizim memleket ağzına kadar kahramanlarla dolu. Bir kahraman bolluğu ki, olmaya gitsin. Ne yana baksan bir kahraman… Her gün yüzlerce, binlerce kahraman türüyor. Nereden çıkıyor bu kahramanlar, nasıl çıkıyorlar, akıl almaz. Dünya sosyologlarının yerinde olsam, gelir Türkiyeye bu kahramanlık hastalığını bir iyice araştırırım. Bu kahramanlar da çağımıza uygun kahramanlar mı, ne gezer. Eski çağların tanrı kahramanlarına mı benzerler, ne gezeeer! Bu, yepyeni, apayrı bir kahraman türüdür.

1946 yılını göz önüne getirin. DP’liler nasıl kahraman gibi karşılandılar? Ne yapmıştı bu adamlar, hangi düşünce uğruna tırnaklarını kesmişlerdi? Milli Şef diktatörünün kanatları altından çıkıp, ona karşı durmuşlardı. Yıllarca eller üstünde taşındılar. Sonra onlar iktidarı ele aldılar. Birtakım gazeteciler, hepimiz ona karşı geldik. Ve hepimiz kahraman olduk. Ama onun zulmüne karşı koymak o kadar büyük cesaret isteyen bir iş değildi. Olağan bir şeydi. Batıda böylesi karşı koyanlara kimse kahraman demiyor. Öyle olsa bütün grevciler kahraman sayılır. Herkes ödevini yapmış sayılıyor. Kimsenin burnu büyümüyor.

Bir Anadolulu, köylü yazar olarak, yazı yazarken Anadolunun yoksulluğuna karşı koymak zorundaydım. Bu benim ödevimdi. Bu çerçeve içinde romanlar yazıyordum. Ne güzel roman yazıyor bu adam demiyorlardı da, bakın ne biçim bir yiğitlikle yoksulluktan söz açıyor, diyorlardı. Belki de yoksulluktan söz açmak bir zamanlar kahramanlıktı. Belki şimdi de kahramanlık. Ama daha çok bir ödev. Bir yazar bu memlekette yaşıyor da yoksulluğu görmüyorsa o yazar kınanmalı, kötülenmeli, sen vicdansızın birisin, iyi insan değilsin denmeli ona. Ama yoksulluktan söz açan yazara, kahraman gözüyle bakılmamalı. İşte buna tam düşünce yoksulluğu denir.

Sonra efendim, bizim toplumumuzda başka kahramanlar da türedi.

Bizim yurdumuz çok kötü durumda. Karmakarışık. Korkunç. Dört başı mamur bir yoksulluk içindeyiz. Bunun kurtuluş yolu olsa gerek. Bu gerçeği görüp söyleyenler kahraman… Bunlar kahraman değil. Bunlar kahraman olmak da istemezler. Nelerine gerek kahramanlık, ne yapacaklar kahraman olup da. Bunların karşılarına dağarcıklarında azıcık unları bile olmayanlar çıktılar. Bunlar gericilerdi. Durumu olduğu gibi tutmak istiyorlardı. Sırtlarını ağaların, fabrikacıların paralarına dayamışlardı. Halkın soyulmasında onların yardakçılarıydılar. İşte bunlar da bizim toplumda kahraman oldular.

Şimdi memlekette kahramandan geçilmiyor. Necdet Elmas kahraman, hani geçen gün şu balıkçıyı öldüren on altı yaşındaki çocukcağız kahraman…

Herkes herkes kahraman. Daha çıkacağından başka… Dedim ya, ben sosyologların, psikologların yerinde olsam hemen Türkiyeye koşar, sonucu müthiş gerçeklere ışık tutacak araştırmalara başlardım…

Haa… Az daha unutuyordum, Yassıadada Anayasayı çiğnemekten, ihtilastan, örtülü ödenek yolsuzluğundan mahkum edilmişler, daha bin türlü kirli işlere girip çıkmışlar, yavaş yavaş kahraman oluyorlar.

28.1.1962
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Erkeğin ve Kadının Kıskançlığı Arasındaki Farklar – Theodor Reik

Psikoloji ve psikiyatri literatüründe kıskançlıkla ilgili tanımlayıcı ve yorumlayıcı malzeme bolluğu vardır. Freud ve takipçileri patolojik kıskançlığın anlaşılmasına değerli katkılarda...

Kapat