Okuma hakkı insanın elinden alınamaz – Yaşar Kemal

İnsanlar dünyaya geldikten sonra, ellerinden alınamaz, ya da alınmaması gereken birtakım haklara sahip olurlar: Yaşama hakkı, yeme hakkı, doyma hakkı, başını sokacak bir deliği bulma hakkı, işkence edilmeme, tutsak olmama, sömürülmeme hakkı, eğlenme, dinlenme, gülebilme hakkı…

Ne bileyim ben, bir sürü hak… Bunların hepsi insanların insanca yaşamasını sağlarlar. Bunlardan bir tanesi olmazsa insanoğlunun onuru zedelenir, yaşamasının tadı tuzu kalmaz. Şu yaşanası dünya ağı kesilir insanın başına. Yüzyıllardan beri insanoğlu yaşamasını sağlayan hakları için çetin savaşlar vermiştir. Daha da veriyor.

Dünya ilerledikçe, insanoğlu haklarını savundukça, dişiyle tırnağıyla koparıp aldıkça daha yeni, daha başka haklar da karşısında boy gösteriyor. Bu haklar da öteki haklar kadar önemli, onlar kadar yaşamaya karışmış, onlar kadar vazgeçilmez, onlar kadar olmazsa olmaz haklar oluyor: Hür olma hakkı. Bunun üstünde durmayacağım o kadar. Devrimiz bir hürriyetler savaşı devri.

Benim demem o ki, bunlar kadar önemli, vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir hak var devrimizde. Bu hakkın hak olması, öyle derinden duyulması o kadar uzak değil ama, şimdi hakların içinde birincilerden: Okuma hakkı…

Her insanın okuma, öğrenme hakkı var. Artık kimse bu hakkı insanların elinden alamamalı. Birçok milletler, yüzyılımızda halklarına bu hakkı çoktan sağladılar. Artık halklarına bakarlarken yüzleri kızarmıyor, utanmıyorlar. Halklarını yüzde yüz okutmamış milletlere de hiç çekinmeden “geri millet” diyorlar.

Şimdi bütün bunlar karşısında, gelelim bizim halimize… İstatistikler diyor ki, Türkiyenin yüzde otuzu okur yazar. Değil, iyi biliyorum ki, değil. Ben köylerde, gazete manşetini okuyamayan çok ilkokul mezunu gördüm. Anasına mektup yazamayan epeyce okuryazar gördüm. Şimdi buna, diyelim ki doğru, bu yüzde otuzun çoğunluğu şehirlerdedir. Köye düşse düşse yüzde onu düşer. Yani yüzde seksenin yüzde yetmişi şu atom, şu jet devrinde körkütük cahil, dünyadan habersiz. Bu adamlar ormanlarımızı yakıp, ocağımızı söndürüyorlar diyoruz. Bunlar bu gidişle adam olmazlar, diyoruz. Haklarında, onların hiçbir şeyden haberi olmadan, göğsümüzü gere gere türlü sözler ediyoruz. Halbuki bütün bu dertlerin, bu kötülüklerin, bu uykunun bir kaynağı var; o da, insanların ellerinden okuma haklarının alınması.

Halk toplulukları okuma haklarını almak için otoriteleri zorlarlar. Bizde de zorladılar. Ve bunun sonucu olarak Köy Enstitüleri kuruldu. Köy Enstitülerinin kuruluşu vatanda görülmedik bir iş oldu. Toprağın yüzü güldü. Vatan sathı canlandı. Cıvıl cıvıl. Yüzlerce binlerce toprak çocuğu Enstitülere geldiler akın akın. Kendi okullarını kendi elceğizleriyle kurdular. Beş yıl içinde yüzlerce inanmış toprak adamı bilgilerle, zanaatlarla köylerine geri döndüler. Bu inanmış toprak adamlarıyla kara güç arasında zorlu bir dövüş başladı. İftiralara kurban gidenler, vurulup öldürülenler oldu. Ama onlar yürüdüler. Bir ışık gibi yurdu bir uçtan bir uca sarıyorlardı ki… Karşılarına aşılmaz bir duvar çıktı ve her şey tersine döndü. Artık ağzına ve akla ne kötülük gelirse onlara yakıştırılıyordu. Vatan hiyanetliği karasını bile sürdüler onlara.

Sonra ne oldu. Köy Enstitüleri yön değiştirdi. Köy Öğretmen Okulları oldu.

Bundan ne değişti diyeceksiniz. Her şey değişti. Eskiden yalnız köy çocukları alınırdı Enstitülere, şimdi şehirliler de alınıyor. Ben söyleyim de siz anlayın, şimdi Öğretmen Okullarına, yüzdeye vurursak daha çok şehir çocukları giriyor. Başka değişen ne mi var? Bütün program değiştirildi. Köylerine dönenler eskiden, ellerinde köylünün işine yarar bir zanaatla gidiyorlar, yaralarına merhem oluyorlardı. Şimdi efendi efendi, elini ılıktan soğuğa vurmamışlar gidiyor köye. Eskiden kızlar vardı okullarda. Şimdi kızlar için bunlar yasak! Eskiden daha çok öğrenci giriyor, daha çok mezun oluyorlardı. Yani açıkçası bu Köy Öğretmen Okulları o Köy Enstitüleri değil.

Sözümü nereye getireceğim, bu yakınlarda iki Köy Enstitüsü savunucusunu Milli Eğitim Bakanlığı, bakanlık emrine almış. Daha da alacakları, işlerinden, ekmeklerinden edecekleri epeyi Köy Enstitüleri taraftarları varmış. Baştan aşağı yanlış bir davranış… Köy Enstitüleri bir ihtiyacın sonucuydu. Milletin okuma hakkını yerine getiriyordu. Durum bugün de böyledir. İhtiyaç ortada duruyor.

Bizim köylerde çok yalınayak gezenler vardır. Bunlar paraları olsa bile ayakkabı ihtiyacı duymayanlardır. İlkokulu bitirmiş birini yalınayak gezdirebilir misiniz? Demem o ki, ihtiyaçlar, insanın aklı erdikçe artar. İhtiyaçlar arttıkça insan çalışmak zorunda kalır… Her işin başı çağımıza uymak. Tek çaresi de, hiç olmazsa, ilkokul olarak, vatandaşlarımıza okuma hakkını tanımak. Bizde Köy Enstitüleri başarılı bir örnekti. Taraftarlarını yermek değil, gene de tek çare dinlemek.

“Köy Enstitülerinin sözünü bu memlekette bir daha ettirmem” diyenlere ne dersiniz?

09.08.19591
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: Temiz kalpli olmayan kimsenin idraki tam değildir
Ölüme Mahkum Edilen Filozof Sokrates – Bertrand Russell
Kapat