ÇAĞIMIZIN EN ZEVKLİ İNSANLARI: DİNO KARDEŞLER VE İLK OKUDUKLARIM – YAŞAR KEMAL

0
214

Ömrümde ilk okuduğum roman Alphonse Daudet’nin : Le Petit Cime idi. Ondan sonra Kerem ile Aslı’yı okudum. Bu bir ortaçağ türkülü hikayesidir. Kuruluş biçimi La Chanson de Roland’ın tıpkısıdır . Bu hikayeyi okumak yasaktı. Onu okuyanlar karasevdaya tutuluyor, deliriyordu. Bu hikaye üstüne, onu okuyanlar için halk arasında daha çok şeyler anlatılıyor, karasevdaya tutulanlara örnek gösteriliyordu. Ben onu okudum ve ne karasevdaya tutuldum, ne de delirdim. Bu iki kitabı okuduğumda ilkokul beşinci sınıftaydım.

Beni ilk etkileyen kitap Don Kişot. Onu okuduğumda onyedi yaşındaydım. Daha önce Don Kisot’un parçaları bizim ilkokul kitabından okumuştum ama, işte öyle, pek ciddiye almamıştım. Don Kişot‘u okuyunca yeni bir dünya buldum. Günlerce etkisinde kaldım. Cervantes bütün insanlığını!, yüreğimde sakladığım birçok gizi açıklamıştı. Bir karanlığa gömülmüş, sonra da içimde bir yücelme olmuştu. Bugünlerde de politik yüzden ilk karakola çağrılmıştım. Polisler bana hiç de iyi davranmamışlardı. Bu romanı okumadan, daha çok önceleri kitap yazmaya kararlıydım. Şiirler yazıyor, şiirlerim edebiyat dergilerinde yayınlanıyordu. Bana klasikleri. Don Kişot’u tanıtan Arif Dino’ydu. Arif Dino, ünlü ressam Abidin Dino’nun ağabeyiydi. İkisi de İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilmişlerdi, Ama orada eski Adana Valisi dedeleri Abidin Paşanın toprakları vardı. Arif Dino bu topraklardan birazını sarınca bana klasiklerden yüzden fazla kitap hediye etti. Eve götürüp paketi açınca üç tane Don Kişot ile karşılaştım. İkisini aldım, bir yanlışlık olmuştur diye Arif Dino’ya  götürdüm. Fazla olmuş, bir yanlışlık var, dedim. Arif Dino, yanlışlık değil, dedi. Ömrünün sonuna kadar durmadan bu kitabı okuyasın diye sana üç tane aldım, dedi. Yani Don Kişot’larımı gerisin geriye eve götürdüm. Arif Dino ressamdı. Hem de büyük bir ressamdı. Sergi açmak, yapıtlarını başkasına göstermek gibi bir derdi yoktu. Resimlerini sadece kendi için yapıyordu. Bir de bizim gibi dostlarına gösteriyordu. Onunla dostluğumuz aralıksız onyedi yıl sürdü. Fransızca ye Türkçe şiirler yazıyor, Türk yenilikçi şiirinin babalarından biri oluyordu. Abidin Dino’dan da Sait Faik’in ilk romanı Medarı Maişet Motorunu aldım okudum. Hayran kaldım.

Arif ve Abidin Dino’larla tanışmadan önce şiirler yazıyor, birçok dergide yayımlıyor, folklor derlemeleri yapıyor, büyük bilimsel kitaplar yazma hayalleri kuruyordum. Arif Dino Yunanca da bilirdi. Eskilere, yani klasiklere çok meraklıydı. Bana resim dersi bile verdi. Bir de Rimbaud’yu ezberden bilirdi. Sanırım bütün şiirlerini… Ve onunla onyedi yıl roman, sanat, sosyalizm tartıştık. Abidin Dino da beni epeyce etkiledi. Onunla da şiir, edebiyat, resim konuştuk çok Bu iki insan da belki çağımızın en ince en zevkli insanlarıydı. Şimdiki gibi aklımda, Arif Dino bir gün tutturdu, çağımızın romancıları tek tipten korkuyorlar, dedi. Örneğin bunların içinden Don Kişot gibi bir tipi yazmaya yüreklilik gösterecek bir kimse çıkmaz. Onu göre dünya romanı Don Kişot gibi tek tipin romanıydı. İlyada ya da Akhilleusla Hektor’un romanıydı. Abidin Dino’dan modernleri öğrendim. Abidin Dino’nun üniversitede Fransızca Profösörü olan karısı Güzin Dino bana Fransız klasiklerinden bir liste verdi- Yalnız onları tanıdığımda ben bir edebiyat bölüğünün içindeydim. Adana’daki bir çok şair, hikayeci arkadaşımdı.

Dinolar   Adana’ya geldiğinde ben onları çok iyi tanıyordum. Arif Dino’nun şiirlerini okumuş, Abidin Dino’nun resimlerini görmüş tüm. Benim bölgemin Türkiye’ye  armağan ettiği en büyük şair Karacaoğlan üstüne de Abidin Dino o zamana kadar yazılmamış bir anlayışla yazı yazmıştı.

Don Kişot’u okuduğumda, sosyalizmi benimsemiş, bir kaç kere de karakola düşmüştüm. Sosyalizm üzerine elime ne geçerse okuyordum. Gene de bu işte Arif Dino bana yardımcı oldu. Abidin Dino’nun çok başka özellikleri vardı. Sosyalist militanlığı edebiyatla birlikte götürmeye çalışıyordum. Memen oracıkta, Adana’da sosyalist gençlerden hatırı sayılır bir bölük kurulmuştu. Eski sosyalist işçilerle, aydınlarla bağlantı kurmuştuk. Gece gündüz sosyalizm konuşuyorduk. O zamanlar Türkiye’de yeterli sosyalist kitaplar yoktu. Örneğin Manifesto daktiloya çekilmiş olarak elden ele dolaşıyordu. Bunun için biz sosyalizmi usta-çırak işi ağızdan öğreniyorduk. Elbet sosyalizmle birlikte bu ağızdan öğrenmeler yüzünden çok da yanlış şeyler öğrendik.

Yaşar Kemal

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz