Yaşar Kemal: Altta kalanın canı çıksın düzeni sömürü düzeninin başka bir adıdır

Doğanın Öldürülmesi
Çağımızda doğanın yok edilmesi artık dünyamızın başlıca sorunudur. Havanın, suyun kirlenmesi, doğanın dengesinin bozulması insanlığın bugünkü sorunlarından başlıcasıdır. Toprak aşınması çağlardan bu yana vardır. Toprağın dengesi çağımıza kadar bozularak gelmiştir. Eski yerleşme yerleri, en büyük yıkıma uğramış yerlerdir.

Büyük Çinin şu anda karşılaştığı en büyük sorun toprak sorunudur. Nehir kıyılarının dışında koca Çin kıtasında aşınmaya uğramamış çok az toprak parçası vardır. Çin, sosyalizmden bu yana ölmüş topraklarını yeniden yaratmak için insanüstü bir gayret içindedir. Bir ülkenin gelişmesinde temel olan, öz olan topraktır. Bir ülkede toprak ölmüşse o ülke ağzıyla kuş tutsa kolay kolay kalkınamaz. O ülke sanayisini kurar diyelim, birtakım teknolojik gelişmeler sağlayabilir diyelim, bu da zor ya, haydi öyle diyelim, eğer o ülkenin toprağı ölüyse o ülkede pek öyle mutluluğa doğru büyük değişiklikler olamaz. Ve artık dünyadaki bütün insanlar bu gerçeği biliyordu. Sovyetler Birliğinin, Amerikanın büyük çabalarından belki de birincisi ölmüş toprakları diriltmek, ölmekte olan toprakların ölümlerinin önüne geçmek olmuştur. Bu iki ülkenin toprak üstüne bilimsel savaşları bütün dünyaya gerçekten örnek olmalıydı.

Artık dünyada gemisini kurtaran kaptandır düşüncesi sökmüyor. İnsanları kurtarmak toprakları kurtarmakla orantılıdır.

Azgelişmiş ülkeler, daha da çok Ortadoğu ülkeleri, toprak ölümü belasına uğramış ülkelerdir. Ortadoğuda az da olsa bu ülkeleri yeraltı ürünleri kurtarıyor. Bu olanaklar bile Ortadoğu ülkelerini kurtarmak için, büyük bir süreçte, yeterli değildir. Bu ülkeler ergeç, toprakları böyle ölü kaldığı sürece açlık belasından kurtulamayacaklardır. Dünyamızda bunun herkes farkında.

Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, azgelişmiş bir ülkede, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Bozuk düzen, altta kalanın canı çıksın düzeni sömürü düzeninin başka bir adıdır. Ve bu düzene en yakışan addır.

Yurdumuzu ele alalım. Çok söyledim, yıllar yılı okuyucularımı bıktıracak kadar söyledim ama, gene de söyleyeceğim, kimseyi eğlendirmeye niyetim yok. Ya gerçekleri söleyeceğiz bin kere de iki bin kere de, ya da yazar olarak biribirimizi eğlendireceğiz. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiyenin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.

Son yangınlar, çok geç kalmamıza karşın, gene de bugünlerde bizi uyarmalıydı. Görüyoruz ki bu son yangınlar da bizi uyarmıyor. Bunu da bir politika oyunu haline getirdik. Uyansak, her şeyin farkına varsak ki ne olacak, ne değişecek.

Bu düzen bir sömürü düzenidir. İnsanların en büyük değerleri, emekleri sömürülürken, hem de bu sömürüyü yabancılarla birlikte bu ülkenin birtakım insanları yaparlarken, bu sömürüden toprakları nasıl kurtarırız. Her şey biribirine bağlıdır.

Kapkaççı düzen yalnız gününü düşünür. Benden sonra tufandır, onun bütün düşüncesi… Kapkaççı düzenin vatanı yoktur. Onun vatanı da parasıdır. Parasını da dünyanın herhangi bir yerinde kullanabilir. Bunu ben söylemiyorum, bunu bütün dünya biliyor ve söylüyor, kapitalin vatanı yoktur. Giderek kapitalistin de vatanı yoktura geliyor iş. Bir ülke sömürdüğü vatanıdır kapitalistin. Sonrasıysa tufan. Bu azgelişmiş ülke için geçerli. Yoksa bir İngiltere, bir Fransa, bir Amerika için değil. Ora kapitalistlerinin vatanı vardır. Bir İngilterede aşınmaya uğramış bir karış toprak bulabilir misiniz, bir Almanyada, bir Amerikada. Varsa da ora kapitalistlerinin başlıca uğraşları bu topraklardır. Ama azgelişmiş ülkelerin kapitalistleri böyle mi?

Toprak sorunu, doğa sorunu gelişmiş ülkeler için de söz konusu. Onların da bu kapitalist düzen, her şeye karşın büyük sorunları. Bu düzen onları da onarılamayacak büyük yıkımlara uğratıyor. Doğanın dengesinin bozulmasının önüne onlar da kolay geçemiyorlar. Kapitalist düzen orada da gemisini kurtaran kaptandır, düşüncesinde. Oralarda da kapitalist düzenin ana düşüncesi, azgelişmiş ülkeler kadar değil, olamaz ama, benden sonra tufan düşüncesidir.

Dünya doğanın dengesinin bozulmaması için çırpınıyor ama, benden sonrası tufan düşüncesinin buna pek kulak astığı yok. O, gününü gün ediyor. Bilim adamları ha çırpınsınlar, de çırpınsınlar. Dünya, doğanın dengesini bozanlarla büyük bir savaş veriyor. Veriyor ama doğanın dengesinin çok tehlikeli bir yönde bozulmasının sebebi üstünde öylesine çoğunlukla kimse durmuyor. Doğanın dengesinin bozulması bu kapitalist düzenin doğal sonucu olduğu üstünde pek öyle belirlice kimse durmuyor.

Büyük Amerikalı yazar Faulkner’ın Ayı adlı bir yapıtı var. Bu yapıt, sembolik bir yapıttır. Küçücük bir yönünden dokunuyor soruna. Ama onun dokunduğu sorunu genişletirsek dünyamızın can alıcı sorunu çıkıyor ortaya. Eski bir orman var. Bu ormanın uzun bir tarihi ve macerası var bu toprakların. Yılda bir kere bu ormana birtakım insanlar ava çıkıyorlar. Daha da çok tuzu kurular. Bu ormanda da bir ayı var. Bu ayı bir efsane ayı oluyor giderek. Ormana gelenler bu ölümsüz ayıyı vurmayı, yakalamayı kafalarına koymuşlar. Ayı çok görkemli bir ayı. Doğanın harikalarından biri. Yıllar yılı bu çok görmüş geçirmiş ayıyı ne yakalayabiliyorlar, ne de vurabiliyorlar. Bu ayı onlara dert oluyor. Ayı da gözlerinde gittikçe efsaneleşiyor.

Sonunda oraya gelenlerden biri, bir halk adamı yabanıl bir köpek yakalıyor. Yabanıl köpek de bir görkemdir. Doğanın güzelliğidir. Ayı gibi o da yabanıl bir görkemdir doğa içinde. Adam bu köpeği aylar ayı eğitiyor. Ve ayı çıktığı zaman bu köpeği ayının üstüne sürüyorlar. Doğanın iki görkemli gücü ve güzelliği biribirlerini öldürüyorlar. Ve bu doğanın yıkımıdır.

Faulkner bunu görmüş, yaşamıştır. Faulkner bunu bir sembol olarak vermiştir. Bir güneyli olan ve doğa içinde yaşayan Faulkner buna benzer yüzlerce olay görmüştür yaşadığı bölgede. Bu onun doğaya karşı işlenen cinayetler için sembolik bir çığlığıdır.

Bize gelince, bir kördövüşüdür bizim doğa anlayışımız. Daha doğrusu şimdiye kadar, birkaç ormancının dışında, bizim hiçbir doğa anlayışımız olmamıştır. Orman, toprak diye bir sorunumuz yoktur daha. Onun için de bizim doğamız bitiyor, yok oluyor. Biz de bu her gün biraz daha ölen doğamız üstünde biribirimizin gözlerini oyuyoruz.

Şunu açıkça bilmeliyiz, belirtmeliyiz, bizim doğamızı öldüren bu bozuk düzendir. Bu düzen böyle sürüp gittikçe bütün değerleriyle Türkiye yıkıma gidiyor. Türkiyenin yıkımının önüne, bu düzen sürüp gittikçe, hiç kimse geçemez.

Toprağı, doğayı korumak bir düzen sorunudur. Türkiyedeki bugünkü düzen yıkım düzenidir her yönüyle. Ormandaki dokuz milyon kişiye bu düzen iş bulamıyor. Bu düzen ormandaki dokuz milyon kişiyi oralardan çıkaramaz, çıkaramıyor. Bu düzen, bir kapkaççı, günü gün eden düzendir. İnsan emeğini de, doğayı da bütünüyle sömürecektir.

Düzen değişikliği işte bunun için bize her ulustan daha çok gereklidir. Biz bütünümüzle bir yıkım karşısındayız. Bizim için düzen değişikliği bir hayat memat sorunudur.

Türkiyeyi ya kurtaracağız, ya da yıkılıp gideceğiz. Ölmüş toprakların diriltilmesi herhangi bir düzende, her şey bittikten sonra kolay değildir. Bilim adamları bunu çok iyi biliyorlar. Dünyanın bu büyük sorununu ve Türkiyenin bu ölüm kalım sorununu bilmeyen yok gibi. Bütün Türkiye de bilse, dünya da bilse, bu benden sonrası tufan düzeni sürüp gittikçe kimse Türkiye topraklarının ölümünün önüne geçemez.

Sömürü bir bütündür. Ve azgelişmiş bir ülkede insan emeğiyle birlikte doğa da sömürülüyor. İnsan emeği, bu kadarla kalsa, yalnız emek sömürüsünde kalsa iş, kendini her zaman kurtarabilir. Ama doğa ölünce, dengesi bozulunca onu kimse kurtaramaz. İstediğin kadar insan emeğini kurtar, istediğin kadar büyük sanayiye git, doğa ölmüşse mutluluğa kavuşamazsın. Doğanın dengesini yeniden bulmak, onu yeniden yaratmak pek öyle kolay değil.

Biz diyoruz ki, yol yakınken, her şey daha yakılıp yıkılmadan, yurdumuzu kurtarmalıyız. Her gün geçtikçe biraz daha geç kalıyoruz ve yıkım uçurumuna yuvarlanıyoruz.

29.8.1973
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here