Yaşar Kemal: Önce biz kendi kendimizle hesaplaşmalıyız

Eski bir Anadolu filozofu diyor ki: “İnsanların yasalarını yapanlardan, türkülerini söyleyenler daha güçlüdür.” Bu söz hala geçerlidir. Çünkü türküleri halkların yürekleri yapar. “İlkin söz var idi” sözü de doğrulanmıştır. İlkin söz vardı, sonunda da söz olacaktır. Çünkü söz insanın kendisidir. İnsanın kanıdır. Gücünü de işte buradan alır. Ve biz söz adamları bugün, dünyamızın bu belalı günlerinde barış için, özgürlük, eşitlik için burada toplanmışız.

Gücünü de işte buradan alır. Ve biz söz adamları bugün, dünyamızın bu belalı günlerinde barış için, özgürlük, eşitlik için burada toplanmışız. Önce biz kendi kendimizle hesaplaşmalıyız. Söz ustaları düşünmeliler ki, söz, çağımızda gerekeni, kendi kendine düşeni yapabildi mi? Bu soru her gün, hepimizin başsorusu olmalı. Söz çağımızda ne yaptı?

Şöyle görünüre uzaktan bir bakacak olursak, söz sanatı, bu bütün çağların en etkili sanatı, sonuna kadar da etkisini sürdürecek olan söz sanatları gerekeni pek yapabilmiş gözükmüyor. Örneğin çağımızın birkaç büyük ozanının dışında şiir halklardan kopmuş durumda. En çok satan şiir kitabının baskısı on bini geçmiyor. Oysaki çağlar boyunca insanlığımızı şiir besledi, avundurdu, umutlandırdı, sevindirdi, yerindirdi… Çağımıza gelinceye kadar her halk insanında bir şiir eğitimi, bir şiirden kaynaklanma gücü vardı. Bunu çağımızda nasıl yitirdik, bunun üstünde de durmalıyız. Çağımıza gelinceye kadar epope ustaları geceler boyunca destanlarını halklara durmadan söylerlerdi. Ulu ateşler boyunca söz sanatı, halklarla birlikte büyürdü. On dokuzuncu yüzyılın romanı bile halklara bizden daha yakındı, halkın desteğini, gücünü ne için bu kadar çabuk yitirdik, bunun da üstünde ilkönce söz ustaları durmalılar. Biliyoruz bugünler geçecek; halklar etle kemik gibi, yağmurla toprak gibi söz sanatlarıyla biribirlerinden ayrılamazlar. İnsanlar söz sanatları olmadan yapamazlar, bundan önceleri yapamadıkları gibi… Şiir, anlatım, insanların yaşamalarını sağlayan güçlerden olmuşlardır, insanlık onlarsız edemez. Bunu da bilmemiz iyi olur. Gene insanlar bir gün şiiri, destanı, romanı altın tahtına oturtacaktır. Halklardan ne kadar kopmuşsak da, gene de söz ustalarının etkileri bugün de bütün etkilerden fazladır. Elimizdeki bu en etkili silahla çağımıza, başı beladaki insanlığımıza yardım edebiliriz. Örneğin barışa yardım edebiliriz. Bütün olumsuz çabalara karşın, barış için bizim sözlerimiz daha etkili olabilir. Yeter ki, barış dileğimizi eskiden olduğu gibi yürekten, yalınlıkla söyleyebilelim.

İnsanlığımız çağımızda baskı altındadır. Hükümetlerin, rejimlerin, görünür görünmez başka etkenlerin baskısı altındadır. Kişiler, kişiliklerinden yoksun kalsınlar diye her gün, her yönden, yüzlerce biçimde saldırıya uğruyor. Kişilerin kişiliklerine kimse yardımcı olmuyor. Kimse kişiliklerin güçlenmesi için bir şey yapmıyor; halklardan, kişilerden her şeyi alıyor, onlara kişiliklerini geliştirsinler diye hiçbir olanak tanımıyor, tam tersi, halklar kişiler insanlıklarından çıksınlar diye, büyük baskılar altında tutuyorlar. Maddi ya da manevi… Biz söz sanatçıları halklarla birlik olursak, dileğimizi onlara yürekten söyleyebilirsek, bu baskılara karşı, halkları ve de kişileri, az da olsa, bir dirence yöneltebiliriz. Halklar ve kişiler özgür olmadıkça dünya barışını bir düş sayabiliriz. Ancak özgür kişilerden oluşmuş toplumlar barış sağlayabilirler. Ancak kendi kendilerini yöneten halklar ve kişiler savaş yapmayabilirler. Savaş her zaman halkların dışında yönetici sınıfların ve tabakaların faydaları uğruna olmuştur. Kişinin ve halkların özgürlüğü sömürücü sınıflar dışında hiç kimsenin zararına olamaz. Biz, sözün adamları, özgürlük babında insanlığı etkileyebiliriz. Daha o güce az da olsa sahibiz. Yinelemek zorundayım: Hala türküleri yapanlar, yasaları koyanlardan daha güçlüdür. Buna inanırsak, işimiz biraz daha kolaylaşır.

Şimdi diyeceksiniz ki, yazarlar içerde, yazarlar baskı altındayken, siz halkları, kişileri nasıl özgür kılacaksınız, kendiniz özgür değilken… Bileklerimizde kelepçe varken kimsenin ellerini açamayız. Buradan bütün insanlığa seslenmeliyiz, bir tek yazar hapiste kalmayıncaya kadar uğraşmalıyız. Hiçbir söz ustası, hiçbir şey için baskı altında tutulmamalıdır, burada rejim, şu bu dinlemeden önce sözün özgürlüğü için savaşmalıyız, insanlığa özgür olmadığımızı anlatmalıyız. Derdimizi halklara kendi dilimizce anlatırsak, hiçbir hükümetin bir yazarı hiçbir şairi hapiste, baskıda tutmaya gücü yetmez. Halklarla sözün geleneksel ilişkilerine güvenmeliyiz. Yazarları, sanatçıları baskı altında olan, hapiste tutulan bir ülkenin halkları da özgür olamazlar.

Başka bir şey daha var, halkların kişilerin özgürlüğünden başka, o da toprağın doğanın özgürlüğü. Dünyamız korkunç bir ecosidle karşı karşıya bugün. Endüstriyel toplumlar başka türlü öldürüyor doğayı, azgelişmiş toplumlar başka türlü. Benim ülkemde son yirmi yılda korkunç bir ağaç kıyımı oldu. Yılda, Anadoludan yarım milyon metreküp toprak denize gidiyor. Dağlar çırılçıplak kaldı. Benim yoksul halkımla, benim sorumsuz hükümetlerim, bizim oturduğumuz dünyanın parçası olan Anadolu toprağını birlikte yok ediyoruz. Anadoluda orman içinde oturan yoksul on milyon kişi ormanı yedi bitirdi. Buna kimse bir şey demedi. Ne bizim aydınlarımız, ne hükümetimiz, ne dünya, ne de Birleşmiş Milletler. Her ülke de, aşağı yukarı, benim ülkem gibi. Gelişmiş ya da gelişmemiş… Bir sömürü düzeni doğayı da sömürüyor. Yakında, böyle gidersek, dünyamız bir atom bombası düşmüş gibi olacak. Bunu sanatımızla, söz gücümüzle halklara söyleyebiliriz. Bu korkunç yıkımdan dünyamızın kurtuluşuna yardım edebiliriz, insanlarla söz sanatçıları arasındaki geleneksel bağ bize bu kutsal olanağı sağlayabilir.

Bir de çocuk eğitimi var. Bugün dünyamızda önce babalar, sonra eğitim kurumları, sonra sözümona çocuk yayınları çocukları birer ayrı yaratıkmış gibi ele alıyorlar. Dünyamızdaki çocuklar bu çok kötü koşullar altında yetiştiriliyorlar. Çocuklar doğaya ve insanlara yabancılaşsınlar diye her şey yapılıyor. Ey söz ustaları kardeşlerim, herhangi bir ülkede çocuklar için, çocuklar adına yapılan korkunç edebiyatı izlemeyenimiz var mı, o korkunçluktan haberi olmayanımız var mı? Böylesine yetiştirilmiş çocuklar bu dünyaya yabancılaşmazlar da ne olurlar… Savaş da yaparlar, dünyayı da yıkarlar. Söz ustaları, bunun da üstünde ısrarla durmalıyız. Yeni bir eğitim için, insanlığımıza has yeni bir eğitim için savaş açmalıyız, önce bu korkunç beladan, baskılardan çocukları kurtarmalıyız. Bin yıllık ezberci eğitim, yaşama, insana zıt bir eğitimdir. Herkes çocuğu küçük görüyor ve bunu da her gün çocukların başlarına kakıyoruz. Çocuklara yardım etmeliyiz. Hiç olmazsa çocukları o çocuk edebiyatı denen kötülükten, çocukları küçümseyen, onlara ayrı bir yaratıkmış gibi davranan edebiyattan kurtarabiliriz. Bu, biraz da bizim elimizde.

Burada toplanan arkadaşlarım, şu yukarda söylediklerim, bizim başımızdan aşkın işler, sanatçı, edebiyatçının cirmi ne kadar ki, o kadar yer yaksın derseniz, belki ben de size katılırım… Ama hiç olmazsa, çoktan beridir yitirdiğimiz halkları yeniden bulabilmek, kazanabilmek, ona varabilmek, onunla dünyamızın sorunlarına eğilebilmek yolunu arayabiliriz. Bu da mı gelmez elimizden dersiniz?

“İnsan bir tektir ve en büyük değerdir, hiçbir zaman tekrarlanamaz, yeri doldurulamaz,” sözlerini yüzyılımızın başlıca ilkesi yapmalıyız. Yukarıdaki sözlerin derin gerçeğini insanlığın yüreğine işleyemezsek ne barışa, ne sevgiye, ne de eşitliğe kavuşabiliriz. Bu kutsal işlevi de biz yazarlardan başka kimse gereğince yerine getiremez.

Haziran 1977
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü
(Söz Çağımızda Ne Yaptı?)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir