Yaşar Kemal: İnanmış kişi, öbür inançlara saygı duyan kişidir…

Korkaklar
Hiçbir duyguyu hor görmem. Duygusal aşırılıklar varsa, ne yüzden olduğunu sorup soruşturmayı daha iyi bulurum. Sevinç hor görülür mü? Bir iyi olay, işlem karşısında sevinen insanın sevincine öteki insanlar da katılırlar, bu olağan bir duygudur. Katılmayanları, sevinci yerenleri ben olağan saymıyorum.

Çok az bir süre önceye kadar, korkuya, korkulara karşı koymayı insanlar büyük bir marifet sayıyorlardı. Korkuya karşı koyanlara kahraman diyorlardı. Hele bir adam hayatını göze alarak bir korkunun üstüne yürürse, iyice kahraman sayılıyordu. İnsanlar ne kadar korkmuşlarsa, o kadar korkuyu lanetlemişler. İnsanlar, ne kadar sevmişlerse, sevgiyi o kadar kutsamışlar da, korkuda tam bunun karşıtını yapmışlar, korkudan iğrenmişler. Gene korkunun tam karşıtı olan yiğitliği göklere çıkarmışlar. Gözüpek insanları baş tacı etmişler.

İş gelip çağımıza dayanmış. Artık çağımızda korku o kadar iğrenilecek bir duygu olmaktan çıkmış. Korkuyu kimse kutsamıyorsa da, kimse de artık korkudan iğrenmiyor. Korkan insanlar, azıcık olgun bir insansa o, artık korktuklarından dolayı kendilerini küçümsemiyorlar. Korku, insanın yerleşmiş, büyük duygularından bir tanesi… Bana göre, insanlar korkuyu inkar ettikçe korkuyorlar.

Çağımızda, bugün yiğit dediğimiz kişilerden var. Hem de bir hayli var. Bu kişiler düşünceleri uğruna, bunlardan bir sürü ad verebilirim, kellelerini koymuşlar, canlarını vermişlerdir. Düşünceleri için aç kalmışlar, hapislere girmişler, bir yıl, beş, on, on beş yıl yatmışlardır. Kalebent olmuşlar, kürek yemişlerdir.

Bu adamlar ölürlerken, tatlı canlarını verirlerken hiç mi korkmamışlardır? Öylesine korkmuşlardır ki, ödleri bile kopmuştur. Korkmamaları olağanüstü bir şey. İnsan korkar. On beş, yirmi yılı giyen korkmamış mı, elbette korkmuştur. Dayak yiyen korkmamış mı? Korkmaz olur mu?

İkinci Dünya Savaşında inanmış bir kişiyi Almanlar yakalamışlar, ona demişler ki: “Diyeceksin ki, ben bugünden sonra eski inandıklarıma artık inanmıyorum. Bunu böylece yazıp bize vereceksin… Bunu böyle yaparsan canını bağışlayacağız. Yoksa seni öldüreceğiz. Yaşamayı mı, ölümü mü?”

İnanmış kişi ölümü seçmiş.

Bu kişi ölüme giderken korkmamış mı? Elbette korkmuştur. Korkmuş ve ölüme gitmiştir. Yiğitlik yerini, anlamını değiştirmiştir. Bu, insan onurudur. Belki de insan insan oldu olalı eline geçmiş en güzel şey budur, en kutsal duygu budur. Belki insanlar böyle bir duyguya gelebilmek için çok şeylerini vermişlerdir. Yani demem odur ki, insan buraya gelmek için köprülerin altından epeyce su akıtmıştır. Gerçekten insan namusu dedikleri şey, insanı tek insan eden şeydir belki…

Ölüm kadar umutsuz bir şey yok. Bir insan yalnız insanlık zedelenmesin diye, korkunç umutsuzluk karanlığına kendini kapıp koyvermiyor.

Şimdi azıcık olsun korkudan, yiğitlikten ne anladığımı anlattım sanırım.

Yukarda anlattığım kişi gibi bir kişiyi bizim toplumumuzda bulamayız. Bizim toplumumuzda böyle bir kişinin bulunması olağan değildir. Çünkü bizim toplumumuzdaki insanlar ilkeldir. Yani aydınlar demek istiyorum. Bizim aydınlarımız içinde, bugünlerde düşünce onuru olan çok az kişi vardır.

Bazı inançlar için tarih boyunca can vermiş kişileri biliyoruz. Örneğin din uğruna… Din uğruna gidenler umutsuzluğun karanlığına değil, umudun aydınlığına, Cennete gidiyorlardı.

Bizim çağımızdaki inanmışlar salt insan onuruna, düşünce namusuna inanıyorlar. Ölümlerinden kendileri için hiçbir gelecek faydası beklemiyorlar. Gerçekten kutsanacak bir durum. İnsanlığıyla insanın övünmesi burada başlıyor olmalı.

Bizim toplumumuzdaki aydınlar, düşüncenin getirdiği inançtan geçmek için ne kadar dolap çevirmek gerekirse çeviriyorlar. Vay bir düşünceye saplanmamak gerekir, vay bir açıdan dünyaya bakmak cehaletini göstermemek gerekir. Farkında değiller ki onlar daha dar bir açıdan bakıyorlar dünyaya. Açısızlık açısından. İnançsızlık fıkaralığından. İnanmış kişi, daha önce de birkaç kez yazdım, öbür inançlara saygı duyan kişidir. İnanmış insan, canını düşüncesi uğruna harcayabilecek insan, karşısındaki düşüncesi uğruna baş koymuş insana nasıl saygı duymaz?

Düşünceye saygı duymayanlar, yani acısızlar, her zaman toplumlar için baş belası olmuşlardır. Düşüncenin sorumluluğundan kaçmak için türlü yollara başvurmuşlardır. Hür düşünce… Ne demek hür düşünce… En hür düşünen insan bir dünya görüşü olan, dünyaya bir açıdan bakan insandır. Hür düşünce yoksulluğuna sığınanlardan insanlar uzak dursunlar.

Bizde başka bir insan türü daha var. Bunlar milliyetçi geçiniyorlar. Bunlar düşünceden yoksun, korkağın korkağı kişiler. Benim korkak dediklerim, yukardan beri yaptığım açıklamadan da anlaşılacak ki, düşünce namusları olmayan kişilerdir.

Bizde milliyetçilik hareketinin epeyce uzun bir tarihi var. Osmanlı toplumundaki milliyetçilerin bir kısmı bu düşünce uğruna birtakım çıkarlarından, rahatlarından olmuş kişilerdir. Bunların içinde milliyetçilik uğruna kelle vermişler var. Sonra, uzun bir çabadan sonra, bizim toplumumuz Osmanlılıktan çıkmış. Biz milli bir toplum haline gelmişiz.

Şimdi milliyetçiyim demenin bir suçu yok. Milliyetçilik uğruna kelle de istemiyor kimse. Ooooh, kolay iş, ben milliyetçiyim, diye sabahtan akşama kadar bağır, bu milleti sömürenlerle birleş, sonra vatansever ol. Bizim eski milliyetçilerimiz Osmanlılıkla, yobazlıkla dövüştü. Sen sırtını milliyetçilik sözüne daya, yobazlığı da, Osmanlılığı da yanına al, sonra milliyetçi ol. Bizim milliyetçilerimiz o senin şimdi öne sürdüğün kara irticayla yüz yıldır dövüşüyor.

Toplumun bütün donmuş, geri öğelerini yanına al, elinde pala, sonra bu toplumda milliyetçi geçin. Bu toplumu böyle geri, böyle sürüngen tutabilmek sana para veren ağalarının işine geliyor. Ne kolay, ne kolay, hem ağalara satıl beş on kuruşa, hem kahraman ol… Tırnağını bile kesip atmadan, kolayca yaşa bu toplumda. Yalan dolanla kandır milleti.

Şimdi düşükleri savunuyorlar ya, işte bu düşük dostları, şimdi Milli Birlik Komitesine çatan bu yiğitler var ya, ihtilalin ilk günü gazetelerine bir başlık çektiler ki, yani ihtilalle devrilen partinin gazetesinde, bir başlık çektiler ki, o partiyle yıllar yılı savaşmış gazeteler öyle başlık çekemediler. Bu devrik partinin gazetesi bir anda Milli Birlik Komitesinin baş savunucusu oldu. Korktular, ihtilalden ödleri patladı. İhtilali aşırı övdüler. Bu övgülere hiçbir başka gazete ulaşamadı.

Sonra ne oldu? Milli Birlik Komitesi serbest seçimle hükümeti partilere bıraktı. Bu övgücübaşılar Milli Birliğin baş düşmanı kesildiler. En küçük bir fırsatta, daha neler neler yapacaklar Milli Birliğe… Şimdi gene öyle açıkça yapamıyorlar. İçlerinde korkuları var.

Bir toplumda düşüncesi için can verenler… Bir toplumda düşünce sahtekarları… insan umutsuzluğa düşüyor, bu düşünce namussuzluğundan dolayı. İnsan yirminci yüzyıldan utanıyor. İşte benim korkaklık dediğim bu.

7.2.1962
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kafka İle Konuşmalar – Hasan Ali Toptaş

Kafka’nın bir öyküsünden söz ettim. ‘“Biz beş arkadaşız, günün birinde bir evden art arda çıktık dışarı’ cümlesiyle başlıyor bu öykü,”...

Kapat