Halk Tembel mi? Halk çok çalışkandır ama çalışması verimsizdir – Yaşar Kemal

Bazı aydınlarımız arasında yer etmiş bir düşünce var, halk tembel. Çalışsalar, didinseler bu durumlara düşmezler. Böyle sefil, böyle perperişan olmazlar. Yılın ancak iki üç ayı çalışıyorlar, sonra da bütün yıl esneye esneye yatıyorlar. Üstelik de bu iki üç ayda erkekler değil, kadınlar çalışıyorlar…

Bu düşünce bazı aydınlarımızın kafasına nereden gelip yerleşmiş, bilemiyorum.

Halkın yaşama ortamı çok düşük. Bunun kabahati de halkta. Eline para geçenler, çok kazananlar bile hiç mi hiç durumlarını değiştirmiyorlar. Gene parasızlar gibi pis yaşıyorlar. Durumlarını değiştirmek için parmaklarını bile kımıldatmıyorlar. Halkın tembelliği, ekonomik durumları değiştiği halde yaşayışlarının değişmemesi güçlü kalemlerimize gülünç hikayeler bile yazdırıyor. Nerdeyse tembel halk, pis, görgüsüz halk üstüne koskocaman bir güldürme edebiyatı doğacak.

Benim gördüğüm, halk çok çalışkandır. Atıyla itiyle, çoluğu çocuğuyla çok çalışıyor. Ama çalışması verimsizdir. Müthiş çalışmasının karşılığı karnını bile doyuracak kadar kazanamaz.

Bizim memleketimiz bir tarım memleketidir. Ortalama toprağı bire beşten fazla vermez.

Topraktaki çalışmayı ele alalım. Bir çiftçi sabahtan erken kalkar. İki zabın öküzünü önüne katar geceden. O da varsa… Ya da öküzünün birinin karşısına eşeğini koşacaktır. Ya da kendisi geçecektir. Ya da karısı… Bırakalım bunları. Bunlar istisna. Diyelim ki, sabanın ardına iki öküzünü koştu. Bu ilkel sabanla bir günde, öküzün ardında ölürcesine, boyunlarının damarları şişercesine bir günde sürdüğü yer ancak bir evlektir. (Bir dönüm sürdüğünü de kabul edebilirsiniz.) Beş dönüm tarlası varsa yirmi gün eder. Tarla on dönümse kırk güne çıkar. On dönüm tarlayı ekip biçmek bir evi geçindirmez. Yirmi otuz dönüm şöyle böyle. Elli dönümü siz hesaplayın. Bu tarlayı iki kere sürmesi gerekir. Birincisine herk derler. Herk edilen tarla ikinci yıla yeniden sürülmek için bırakılır. Bunun da hesabını varın siz yapın. Bir de hasat vardır. Ekini ya orakla günlerce çalışarak biçerler, ya da yolarlar. Ondan sonra döğen zamanı gelir. İki öküzü döğene koşarlar, çoluk çocuk, avrat uşak döğenin üstünde günlerce dön babam dön ederler. Malların bakımı, yemek pişirmek, daha türlü türlü işler. Kimse gözünü bile açamaz işten. Yaz bitti mi, o zaman gene herk, gene ekin ekmek başlar. Kışa kadar sürer. Kışınsa boş zamanlar sayılır. O zaman da iki öküzün bakımı, bir ineğin bakımı. Çorap, kilim dokumak… Bütün günü alır. Kahvede oturanları hiç mi görmedin diyeceksin. Gördüm. Gördüm ama, iş sizin gördüğünüz gibi değil. Bir kere, çok köylerde kahve yoktur. Varsa da kahvede oturanlar, köydeki bir azınlıktır. Bir laf vardır köylerde. Ağa gibi kahveye dadanmış, derler.

Bir öldürücü çalışmadır köylü çalışması. Bir düzensiz, verimsiz çalışmadır.

1950’den az sonra traktör girdi köylere. Az bir zaman için köylü ürünü para etti. Bu yılları iyi biliyorum. Birdenbire köylünün yüzü gülüverdiydi. Çiçek gibi açıldıydı köyler. Çocuklarını okula, kasabadaki ortaokula gönderen çok köylü gördüydüm. Üstleri başları birden değişi değişiverdiydi. Şaşılacak bir iş olduydu o zamanlar. Evlerine karyola alan çok köylü gördüydüm gene. Çoğunluk köylü eline para geçince, hemencecik yaşayışını değiştiriveriyor.

Sonra birden, ne oldu ne olmadı, traktörler bozuldu. Köylü ürünü gene eski haline düştü. O zaman gördük ki, köylü yaşayışını, azıcık da olsun, değiştirdiğine, eline geçen parayı har vurup harman savurduğuna bin pişman oldu. Köylünün bu yıllardaki hovardalığının dedikodusu gazetelere kadar yükseldi. Gözlerimizi fal taşı gibi açtı. Şimdi soruyorum, böyle durumlardan sonra, kan ter içinde kazandığı parayı köylü yaşayışını değiştirmek için harcayabilir mi? Köylünün yıllık kazancını hesaplayan var mı? Hesaplandığında bu adamlar nasıl edip de bu kadar parayla yaşayabiliyorlar diye parmaklarınız ağzınızda kalır.

Hayvancılıkla geçinen bazı bölgelerimiz var. En kötü, ilkel şartlar altında yetiştirirler hayvanlarını. Onun zorluklarını anlatsam buraya sığmaz. Yıl on iki ay çalışır çabalarlar. Bir kıran gelir, bütün emeklerini ellerinden alır götürür çoğunluk. Bir baytar, bir hayvan yetiştirme usulü öğretenimiz var mı?

Uzun sözün kısası, bilmem, kırık dökük de olsa durumu anlatabildim mi? Köylümüz çalışıyor ama, hem de ölürcesine çalışıyor ama, çalışması verimsiz. İlkel.

Halk tembel değil. Halk kötü, sefil yaşamakta inat etmez. Buldum da yemedim mi ki…

Yüzyıllar önce Karpuzu Büyük Hasan Dede bakın ne demiş:

İnsan vardır cismi semiz
Aptest alır olmaz temiz
Halkı taneylemek nemiz
Bilcümle vebal bizdedir.

15.11.1959
Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Avrupa’da Demokrasi ve Diktatörlük: Faşizmin sosyal refah vaadi üzerine – Sheri Berman

Faşizm sadece nefretten ibaret değildi; istikrar ve sosyal refah önermişti. Dünya genelindeki faşist hareketler, kendi ‘milletlerine’ istikrar ve toplumsal refah...

Kapat