“Süreç AKP’yi bitirecek… Erdoğan’cıymış gibi görünenlerin de bu kadar bağırmaları bundan”

Benim yazılarıma başladığımdan beri yazdığım Erdoğan – Gülen tartışması son seçimden sonra artık iyice su yüzüne çıktı. Bitakım Libre-el-al yazarlarla olan sert tartışmalar, Erdoğan – Taraf Gazetesi kavgası, Gülerce’nin yazıları, dün Bugün Gazetesi’nde Gülay Göktürk’ün yazısı, Fehmi Koru, Hasan Cemal yazıları ve tartışmaları, hepsine toplu olarak baktığınızda “Birdenbire ne oldu bunlara?..” diyebiliyorsunuz. Oysa olan bişey yok, bu saydığım isimlerin hiçbiri esas olarak Erdoğan’ı desteklemediler, onlar Fethullah Gülen’i desteklediler, Gülen de AKP’yi desteklediği için bu ekip Erdoğan’ı destekler göründü.

FETHULLAH GÜLEN’İN BAŞBAKANINA HAZIR OLUN!.. – Ahmet Nesin

Kimileyin Türkiye’de hiç tek başına bir parti oldu mu diye düşünüyorum, bunu düşünürken de önüme garip bir soru çıkıyor: “Türkiye Tek Parti dönemi yaşadı mı?..” Bu konuya geçenlerde yazdığım “CHP, DERSİM VE CHP’NİN SAĞCILARI…” adlı yazıda biraz girmiştim, daha da uzun yazacağım ama yanlış götürmeyen bir yazı olması gerektiğinden daha araştırma yapmam gerekiyor. Size tek tüyo verebilirim, “Tek Parti dönemi” diye tartışılan şeye artık inanmıyorum yani Türkiye bana göre böyle bir dönem yaşamamıştır.

Bu arada diğer yazılar yanlış götürür mü diye düşünebilirsiniz ama bu tip yazılar daha çok isimler ve tarihler üzerine yazılacağından daha titiz olunması gerekiyor diye düşünüyorum. Yoksa STAR Gazetesi yazarı Ergun Babahan gibi 60’lı yılların içişleri bakanı Faruk Sükan ile 71’de piyasaya çıkan Tofaş’ın arabalarını aynı tarihte sıralar durursunuz…

CHP’li Tek Parti dönemini sonraya bırakırsak aklıma ilk olarak Adalet Partisi geliyor. Demokrat Parti’nin devamı olduğu söylenen Adalet Parti ve genel başkanı Süleyman Demirel’e Celal Bayar ve arkadaşları uzun yıllar uzak durmuştur. Adalet Partisi’nin içinde Sadettin Bilgiç etrafında toplanan milliyetçi bir kesim vardı. Bu ekip MHP’ye rağmen hep AP içinde yer aldı ve ciddi sayılacak oyları vardı. Aynı şekilde MSP ve Erbakan’a karşın Nurcular ve kimi değişik tarikatlar da AP’yi desteklerdi. Tevfik Paksu ve Hüsameddin Akmumcu aklımda kalan Nurcu milletvekilleri mesela.

Adalet Partisi’nden sonra bunun en belirgin örneği 4 görüşlü (Nasıl bir mantıksa) ANAP’tır. Bu kadar değişik görüşü Süleyman Demirel yada Turgut Özal gibi biri belli bir süre bir arada tutabilir ama onlar gittiğinde doğal olarak parti sıfırlanır. ANAP ve Doğru Yol bunun en açık örnekleridir.

AKP bu partilerden farklı mı? Hayır değil, bunu daha önce defalarca yazdım, Recep Tayyip Erdoğan başbakan ve kendi başına bir siyasi kişilik, Milli Görüş çizgisinden geliyor, bıraktığını söylese de bana inandırıcı gelmiyor. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç Fethullah Gülen ekibinden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le beraber. Meclis başkanı Cemil Çiçek de partinin milliyetçi kesiminden. 4 önemli koltuğa baktığınızda bu partiye Tek Parti deme şansımız var mı?

Size şöyle bir soru sorsam yada böyle bir anket yapılsa ne sonuç çıkar çok merak ediyorum: “AKP’nin tabanı kimdir?..” AKP dediğime bakmayın, yazının başlığı AKP olduğundan onu soruyorum, aynı soruyu parti adını değiştirerek sorabilirsiniz. Bu soruyu belki şimdilik bitek BDP’ye soramazsınız, değişik görüşlerden tabanı olsa da şimdilik hepsinin hedefi aynı olduğundan onların ayrı bir inançları var yada böyle olma gerekçeleri çok farklı ve önemli.

Benim yazılarıma başladığımdan beri yazdığım Erdoğan – Gülen tartışması son seçimden sonra artık iyice su yüzüne çıktı. Bitakım Libre-el-al yazarlarla olan sert tartışmalar, Erdoğan – Taraf Gazetesi kavgası, Gülerce’nin yazıları, dün Bugün Gazetesi’nde Gülay Göktürk’ün yazısı, Fehmi Koru, Hasan Cemal yazıları ve tartışmaları, hepsine toplu olarak baktığınızda “Birdenbire ne oldu bunlara?..” diyebiliyorsunuz. Oysa olan bişey yok, bu saydığım isimlerin hiçbiri esas olarak Erdoğan’ı desteklemediler, onlar Fethullah Gülen’i desteklediler, Gülen de AKP’yi desteklediği için bu ekip Erdoğan’ı destekler göründü.

Ahmet Altan, Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklese dünkü yazıyı   [Yazıyı aşağıdan okuyabilirsiniz] yazar mı, eleştirir ama bu kadar ağır yazmaz. Lafı fazla uzatmayayım, şimdi kılıçlar iyice çekildi parti içinde ve Erdoğan cumhurbaşkanı seçilince yada seçilebilirse partinin başına Fethullah Gülen taraftarı biri gelecek. Parti içindeki 2 dönemden sonra seçilememeye hafiften başlayan isyanın nedeni de bu, Arınç gibi Gülen’in parti içindeki topları kalmak istiyorlar. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e düşünülen yurtdışı görevleri de bu olayın bir parçası.Hatta kılıçlar o kadar çekildi ki Gül’ün ayrı bir parti kurmasına kadar gitti. Gül bunu yalanlamadığı gibi bir de cumhurbaşkanlığının 5 yıl mı 7 yıl mı olması konusunda tavır aldı.

Milliyet Gazetesi’nde Mehmet Tezkan’ın dünkü “YENİ AKP” yazısını okumanızı öneririm. [Yazıyı aşağıdan okuyabilirsiniz] Bu yazı bir anlamda Tezkan’ın “İlk kez iktidar gibi davranmaya başladı..
Bakalım ne olacak?” sorusuna yanıt olabilir. AKP tek parti midir, yoksa esas partileşmeye bundan sonra mı gidecek yada önceki örnekleri gibi bitecek. Bence en büyük olasılık üçüncü dediğim, bu süreç AKP’yi bitirecek… Önceden Erdoğan’cıymış gibi görünenlerin de bu kadar bağırmaları bundan…

ahmetnesin.wordpress.com


Devlet yardakçılığı ve ahlak – Ahmet Altan

Devletin içindeki zehri temizlemeden o devleti on yıl boyunca yönetmeye kalkarsan, o devletin en tepesine tırmanabilmek için kendi halkına arkanı döner, devletin yardakçılığına soyunursan, o zehir kaçınılmaz olarak senin damarlarına da akar.

Sen de zehirlenirsin.

Zehirlenmiş bir devletin zehirlenmiş bir parçası haline gelirsin.

O zaman başlarsın tehditlere, yalanlara, saptırmalara, iftiralara.

O yönettiğini sandığın devlet senin emrinde halkını bombalar, sen devlete sahip çıkarsın.

Bir özür bile dilemezsin.

Senin başbakanlığını yaptığın devlet bu ülkenin 35 çocuğunu bombalarla parçaladı.

Ya seni kendi yönetimindeki devlet tuzağa düşürdü…

Ya sen bile bile öldürttün.

Hangisi?

Biz senin “tuzağa düşürüldüğünü” düşünüyorduk ama sen bombacılara sahip çıkarak, gerçekleri halkından saklayarak, olayları saptırarak, “tuzağa düşmediğini” anlattın bize.

O zaman öldürülen çocukların hesabını ver.

“Devlet halkını bombalamadı” diye tepineceğine, devlet halkı nasıl bombaladı onu anlat.

O insanların ölüm emrini kim verdi?

Niye verdi?

“Tugay komutanımla konuştum” diyorsun, tugay komutanın sana “bir dakika başbakanım, sınır karakoluna bir sorayım, orada gerçek kaçakçılar var mı” demedi mi?

Demediyse niye demedi?

Niye bombardıman başlamadan önce durumu kontrol etmedi?

Sordun mu bunu o senin “tugay komutanına”?

Sen milletin bir parçasıydın işbaşına geldiğinde, devletin bu millete yaptıklarına karşı çıkıyordun, gidip milletinle konuşuyor, milletine danışıyordun, devletin suçunu saklamaya çalışmıyor, devletin suçlarını aydınlatmaya, engellemeye uğraşıyordun, şimdi devlet yardakçılığına soyununca sadece istihbaratçınla, generalinle, “komutanınla” konuşuyorsun.

Sorsana o köydeki insanlara o gece neler olduğunu.

Bak BDP Eşbaşkanı Demirtaş sormuş: “Son bir aydır her gün gidiyorlar. Son bir aydır karakol izin vermiş durumda. 50 ve 100’er kişilik gruplar her gün katırlarla gidiyorlar. 28 aralıkta öğlen saatinde devletin karakolunun önünden gidiyorlar. Kaç kişinin gittiğini karakol biliyor. İki yol var, ikisi de karakolun önünden geçiyor. Bunların hepsi tanık anlatımıdır. Alışverişini yapıyorlar, geri geliyorlar. Öğlen geçtikleri iki yol da akşam saatlerine doğru köyün girişinde askerler tarafından kapatılıyor. İlk köylü grubu köye girmek üzereyken onlara kılavuzluk yapan bir kişi ‘Askerler köyü kapatmışlar, bekleyin’ diyor. Askerler mallarına el koyarlar diye bekliyorlar.”

Sana “komutanların” bunları anlatmıyor, değil mi?

Anlatıyorlarsa da sen bize anlatmıyorsun.

Biz senin dün yaptığın konuşmadan Uludere ile ilgili ne öğrendik?

Hiçbir şey.

Bir sürü boş laf.

Manasız bir bağırış çağırış.

Bu devletin zehrini yutan, milletiyle böyle konuşur zaten, korkutmaya çalışır, tehditler yağdırır, iftiralar atar.

Senin “komutanların” bunları daha önce çok yaptı, şimdi onların yerine sen yapıyorsun, yaşadığımız “büyük değişim” bu oldu, gerçek generaller yerine “sivil postuna bürünmüş generaller” çıkıyor artık karşımıza.

Bize, o sınır karakolunun varlığından haberdar olduğu 35 çocuğu nasıl, neden, kimin emriyle öldürttüğünüzü anlatmıyorsun, o akşam sınır karakoluna neden danışmadığınızı anlatmıyorsun, danıştıysanız karakolun size gerçeği niye söylemediğini anlatmıyorsun, yanlış istihbaratın nereden geldiğini anlatmıyorsun, o istihbaratı neden “çek edemediğinizi” anlatmıyorsun, sen bize hiçbir şey anlatmıyorsun bu katliamla ilgili.

Bu çocukları niye öldürdünüz, bize bunu söyle.

Niye bir özür bile dilemediniz?

Bu umursamaz, aldırmaz, devlet yardakçısı hallerinizle bütün bir Kürt halkını da kurban haline getirdiniz, sadece o çocukları bombalayarak değil, o bombardımandan sonraki o korkunç umursamazlığınızla bu ülkeyi hiç kimsenin beceremeyeceği biçimde böldünüz.

Ölenler Türk askeri olsa o kürsüde öyle mi konuşacaktın?

Askeri sivilden, Türk’ü Kürt’ten üstün gördüğün için öyle konuştun, senin gibiler yıllardır öyle gördüğü için zaten bu ülkenin acıları hiç dinmiyor.

Yazık sana, şu düştüğün hale bak, milletin yiğidiydin, devletin oyuncağı oldun.

Bir de kalkmış hiç yüzün kızarmadan bizim gazeteye laf ediyorsun, “bizim gazetenin arkasındakileri, emelleri, amelleri biliyormuşsun”.

Bu gazetenin “arkasındakilerle”, gizli emelleriyle, amelleriyle ilgili ne biliyorsan dürüst bir adam gibi lafı dolaştırmadan açıkla.

Açıklayamazsın çünkü yalan söylüyorsun.

28 Şubat’ın andıççı generalleri gibi iftira atıyor, kendi ahlakından da hepimizi kuşkuya düşürüyorsun.

Değer miydi bir Köşk için bu zillete?

Değer miydi gidip devletin zehrini içmeye?

Bak sen de zehirlendin sonunda.

Ahmet Altan 04/01/ 2011 Taraf


Aslında NE OLDU? – Mehmet Tezkan

Dün biraz bahsettim.. Uludere’deki bombardıman bir başka gerçeği ortaya çıkardı..
Karşımızda artık yeni bir AKP var..
İsimler aynı.. AKP’yi de hükümeti de yöneten kişilerde bi değişiklik yok..
Sadece politika değişti o kadar..
Peki eskisi neydi, yenisi ne?
AKP, dokuz yıldır hem iktidardaydı hem muhalefette.. Yeri geldiğinde iktidarmış gibi davranıyor, yeri geldiğinde kabına sığmayan muhalefet rolünü üstleniyordu..
Çok sık elbise değiştiriyordu..
Bu sebepledir ki, karşısında başka bir muhalefet partisi tutunamadı..
En sert muhalefeti iktidardayken kendisi yaptı..
Kime karşı..
Devlete karşı..
Devletin çalışamaz hale gelen organlarına karşı..
AKP’ye göre devlet denen şey, askeri bürokrasi, yüksek yargı ve sivil bürokratik oligarşinin ittifakıydı..
Kırılmalıydı..
*
Aslında bu solun hayaliydi.. 12 Eylül darbesi sol cepheyi tarumar edince hayaller de uçup gitti.
O rolü AKP üstlendi..
Sol söylemden hareketle muhalefet yaptı, muhalefet yaptığı kurumları punduna getirip muhafazakâr yapısına uygun hale getirdi..
Dokuz yıldır yaşadığımız buydu..
Hemen örnek..
YÖK’ü ortadan kaldırmak solun hedefiydi.. Sol bu uğurda yüzlerce gösteri yaptı.. AKP de yola YÖK’ü kaldıracağız diye çıktı..
Prof. Erdoğan Teziç döneminde YÖK’le en sert tartışmalara girdi.. ‘Özgürlük’ sloganı attı..
Ne zamana kadar?
YÖK’ün başına kendi seçtiği ismi atayıp muhafazakârlaştırana kadar..
*
Devam edelim..
Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını beğenmiyordu, yapısını değiştirdi..
Danıştay’ı elini ayağını tutan kurum olarak görüyordu, halletti..
Yargıtay’ı kokuşmuş buluyordu, altüst etti..
YÖK üzerinden üniversiteleri dizayn etti..
Laf geçiremediği, başına buyruk gördüğü, taraf bulduğu HSYK’yı sil baştan yaptı..
Meclis’te zaten çoğunluktaydı..
Bürokraside el atmadık yer bırakmadı.. Bütün yönetim kadroları yenilendi.. Özerk kurumlar keza.. (En son bilimler akademisiyle, borsa kalmıştı onlar da kararnameyle halloldu)
Ama en büyük değişim asker cephesinde yaşandı..
Temmuz ayındaki istifalar nedeniyle Başbakan ilk kez Genelkurmay Başkanı’nı seçme fırsatı buldu.. O Genelkurmay Başkanı da orduyu yeniden şekillendirmeye başladı..
Yani..
Kısaca..
AKP devlet oldu..
Ve devlet gibi davranmaya başladı..
*
Hemen örnek mi?
Başbakan, partisinin grup toplantısında Uludere için ‘gösterdikleri hassasiyet sebebiyle gerek Genelkurmay Başkanı gerek bölgedeki komuta kademesine teşekkür ediyorum’ dedi..
Bu şu demek..
Kızılay’a da kızsanız, polise de çatsanız, YÖK’ü de eleştirseniz, trenlerden de şikâyetçi olsanız, yargı kararlarına da isyan etseniz artık karşınızda bir tek kişiyi bulursunuz..
Başbakan’ı..

AKP bundan sonra nasıl beslenecek?
Merak edilen şu..
Yeni AKP’nin politikası ana hatlarıyla belli de AKP’nin nasıl besleneceği soru işareti..
Bu ne demek mi?
Şu..
AKP, aslında Başbakan hep birileriyle mücadele ederek, birileriyle kavga ederek, sürtüşerek, itişip kakışarak beslendi..
Enerji buldu..
Kendine hedefler koydu.. Mücadele alanları yarattı.. O hedeflerin üzerine gitti..
Örnek; Anayasa değişikliği hedefledi, acayip mücadele etti..
Yukarıdaki yazıda değindim.. El atmadığı, mücadele etmediği kurum kalmadı..
Peki şimdi ne yapacak?
Uğraşacağı kurum kalmadı.. Dizayn edeceği..
Eee, bu ortamda nasıl beslenecek, kimle uğraşarak enerji bulacak, tabanını nasıl diri tutacak?
CHP’ye çatarak desem olmaz..
CHP’yi dövmek için 70 yıl öncesine gitmenin esprisi kalmadı.. MHP desem tabanları çok yakın, girmez..
Geriye kala kala BDP kalıyor..
İki gram da medya!..
*
Zaman’da yazan İhsan Dağı AKP için eskiden çok rahattı, işi kolaydı demiş..
Şimdi zor..
Yönetmek açısından değil, söylem geliştirmek açısından, birilerine muhalefet etmek gereğinden..
İşi zor..
Çünkü, AKP kurulduğu günden beri hep muhalefetteydi, iktidarken de muhalefetteydi..
Muhalefet geninde vardı..
İlk kez iktidar gibi davranmaya başladı..
Bakalım ne olacak?

Mesele başka!
Mesele Hakan Şükür değil..
Eski futbolcu, taze milletvekili Hakan Şükür Lig TV’de yorumculuğa başladı ya..
TRT’deydi.. Şahane para alıyordu, milletin vekili olmak için bıraktı..
İkisi bir arada olmazdı, olmamalıydı..
Yorumculuğu önceki gün geri döndü, dün de ekrandaydı..
(Genel Kurul saatinde, 357 sayılı KHK görüşülürken, Şükür, Ordu- Fenerbahçe maçını izliyordu)
Dün görmüşsünüzdür.. Bu duruma karşı çıktım..
Niye mi?
Çünkü milletvekilliğini ikinci iş, ek iş haline getiriyordu..
Değerini düşürüyordu.. Değersizleştiriyordu..
Futbol yorumculuğunu milletvekilliğinin önüne koyuyordu.. Dünkü yazımda, madem bu kadar meraklıydın Meclis’te ne işin vardı dedim..
Okurlardan haklısın diyen de oldu, canım ne var bunda diyen de.. Art niyet arayan da..
*
Şunu söyleyeyim, mesele Hakan Şükür meselesi değil.. Bir milletvekilinin Genel Kurul saatinde başka yerde çalışma meselesi..
Özel sektörden ücret alma meselesi..
*
Bu konuda çarpıcı örnek var..
Yıl 2004.. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce taze milletvekilidir.. Öğrenir ki Çankaya Balgat’taki Ömer Seyfettin Lisesi’nde Fizik dersleri boş geçmektedir.. İnce, eski Fizik öğretmenidir.. Şöyle düşünür.. Meclis saat 15.00’te çalışmaya başlıyor.. Sabahtan okula gidip ders veririm, öğlenden sonra da Meclis’e gelirim..
Vekilliğin dışında kamuda görev yapacağı için Anayasa’ya göre Meclis’ten izin alması gerekir..
Dilekçe yazar.. Ücret almadan ders vermeye talibim der..
Dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç karşı çıkar..
Şahane bir cevapla İnce’nin talebini reddeder..
Der ki: Öğretmen atamaları Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.. Yani yürütme organının.. Bağımsızlığını korumak durumunda olan milletvekili, ücretsiz de olsa yürütme organının emrine giremez..
*
Meclis bu kadar hassas.. Hassas da ücretsiz öğretmenliğe bile izin vermezken, ücretli yorumculuğa nasıl ses çıkarmıyor anlamış değilim!..
*
Hakan Şükür’e birkaç sorum var..
Meclis’e ücret aldığı kurumu ilgilendiren bi düzenleme gelirse ne yapacak?
Yorum yaptığı kulüpler, futbolcular için bir karar alınması gerekirse?
Gündemde şike mevzuu var..
Üç gün sonra belki de bazı kulüplerin puanı silinecek, bazıları küme düşürülecek, bilemiyoruz..
Bu konuda ne diyecek?
Koskoca yorumcu ekranda, bana sormayın büyüklerim bilir diyemez herhalde.
(Gırgır yapmıyorum.. Hakan Şükür böyle dedi valla.. Şike olayları patlayınca futbolun içini en iyi bilen milletvekili olarak mikrofon tutuldu; ‘Ben bilmem büyüklerim bilir’ dedi)
*
Demem şudur..
Milletvekilinin aynı zamanda özel sektörde çalışması, para alması sakattır..
Benim bu bakışıma..
Bülent Arınç ne der acaba!

04/01/2012 Milliyet

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here