Nabokov: Kafka, Gregor’un sert kabukları altındaki kanatlardan hiç söz etmez!..

0

Edebiyat Dersleri: Franz Kafka – Dönüşün

Sahne 1
Kınkanatlılardan Gregor’u beslemek üzere ilk girişimde bulunulur. Çok kötü ama umutsuz da olmayan, zamanla geçebilecek bir hastalığa yakalandığı varsayımına dayanılarak önce hasta insan perhizine sokulur ve kendisine insanların yediği sütlü bir yemek verildiğini görür, öyküde hep o kapılar, alacakaranlıkta sinsice açılıp kapanan kapılar vardır. Mutfaktan, koridor boyunca ilerleyen usul adımlar Gregor’un oda kapısına gelir (kız kardeşinin adımlarıdır bunlar), onu uykusundan uyandırır ve Gregor odasına süt dolu bir tas konulduğunu görür.
Babasıyla çarpışmasında ince bacaklarından birisi zedelenmiştir; giderek iyileşecektir, ama bu sahnede Gregor topallar ve hiçbir işe yaramayan bu bacağını ardından sürükler. Büyük böcek olmasına büyük böcektir ama, insandan daha küçük ve çeviktir. Gregor süte yanaşır. Heyhat, hâlâ insan aklı olan aklı, süte yumuşak beyaz ekmek doğranarak hazırlanmış bu tatlımsı paparayı düşünce olarak benimserken böcek midesi ve böcek tat duyusu bu memeli besinini reddeder. Çok aç olmasına rağmen süt midesini bulandırır ve tekrar geriye, odanın ortasına döner.

Sahne II
Kapı izleği devam eder ve süre izleği işin içine girer. 1912 yılının bu inanılmaz kış mevsimi boyunca Gregor’un olağan bir gününe, bu günün bitişine ve onun bir divanın güvenliğini seçişine tanıklık etmeye başlayacağız. Fakat önce gelin, Gregor’la birlikte soldaki oturma odasına açılan kapının aralığından bakıp içeride olanlara kulak verelim. Eskiden babası karısıyla kızına yüksek sesle gazete okurmuş. Evet, bu alışkanlıktan vazgeçilmiş, daire sessiz, ama evin sakinleri bir yere gitmiş değiller, genel olarak duruma hakim olmaya çalışıyorlar. Oğulları ve kardeşleri onları çığlıklar, gözyaşları içinde sokaklara fırlayıp, yalvar yakar yardım istemek zorunda bırakması gereken korkunç bir değişime uğramış; ama işte onlar, bu üç philistine oturmuş, olup bitenleri rahat rahat içlerine sindirebiliyorlar.

Nabokov: Gregor Samsa’ya en acımasız davranan kişi en çok sevdiği kız kardeşidir!

Gazetede okudunuz mu bilmem, birkaç yıl önce çocuk denecek yaşta bir kızla oğlan, kızın annesini öldürmüşlerdi. Olay, çok Kafkavari bir sahneyle başlıyordu: kızın annesi eve gelmiş, kızıyla oğlanı yatak odasında bulmuş, oğlan da anneye bir çekiçle —hem de defalarca— vurmuş ve onu sürükleyerek götürmüş. Ama kadın mutfakta debelenip inlediğinden oğlan yavuklusuna: «Versene şu çekici. Galiba bir defa daha indireceğim kafasına», demiş. Oysa kız çekiç yerine bıçak vermiş, oğlan da bununla kadını öldürünceye kadar, defalarca bıçaklamış, kendini çizgi romanlarda sanıyordu herhalde; hani bilirsiniz, birine vurursunuz da o kişi bir sürü yıldızlar, ünlem işaretleri görür, ama bir sonraki karede yavaş yavaş kendine gelir ya… Oysa bedensel yaşamda bir sonraki kare olmadığı için, kızla oğlan çok geçmeden cesedi ortadan kaldırmak zorunda kalmışlar. «Ah, alçı, onu tamamıyla ortadan kaldırır!» Tabiî kaldırır —harika buluş—, cesedi küvete yerleştir, alçıyla ört, işte bitti. Bu arada anne alçının altında yatarken kızla oğlan art arda bira partileri verirler. Ne eğlence! Nefis konserve müzik, nefis teneke bira. «Ama yok, banyoya giremezsiniz arkadaşlar. Banyo leş gibi.»
Size gerçek yaşam dediğimiz şeyin de bazan Kafka’nın düşsel öyküsündeki duruma çok benzediğini anlatmak istiyorum. Kafka’da, apartman dairelerinin ortasındaki akıl almaz dehşete aldırmaksızın akşam gazetelerinin tadını çıkaran şu kuş beyinlilerin garip mantığına bakın:
«’Şu bizim aile ne kadar sessiz bir hayat sürüyor,’ dedi Gregor kendi kendine. Önündeki karanlığın içine doğru gözlerini dikmiş bakarken, anasıyla babasının ve kız kardeşinin böyle güzel bir evde böyle bir hayat sürmesinden ve bu hayatı onlara kendisinin sağlamış olmasından dolayı koltukları iyice kabardı.»
Oda havadar ve boştur, böcek insana üstün gelmeye başlar:
«Karnı üstünde yatmak zorunda kaldığı bu yüksek tavanlı kocaman oda, nedenini bilemediği bir korku salıyordu içine. Burası onun beş yıldan beri oturduğu odasıydı. Yarı bilinçsiz bir hareketle ve hafifçe utanarak kendini kanepenin altına attı. Sırtı birazcık ezilmekle birlikte, başını da artık kaldıramıyorsa bile, çok geçmeden tam bir rahatlık duydu. Yalnız bedeninin çok geniş olmasına, bu yüzden kanepenin altına iyice yerleşemediğine hayıflandı.»

Sahne III
Gregor’un kız kardeşi birtakım yiyecekler getirir. Süt çanağını çıplak elle değil, ucundan bezle tutarak kaldırır, çünkü o iğrenç canavar çanağa dokunmuştur. Gene de akıllı bir yaratıktır bu kız kardeş, epey çeşitli şeyler —çürük sebzeler, kokmuş peynir, üzerindeki donmuş beyaz sosla sırlanmış gibi görünen kemikler— getirir ve Gregor bu yiyeceklere ok gibi atılır:
«Peyniri, sebzeyi ve yemek yağlarını birbiri ardından yutuverdi. Yerken duyduğu hazdan gözleri yaşarıyordu. Buna karşılık taze yemeklerin tadından hoşlanmıyordu. Bunların kokusuna bile dayanacak hali yoktu. Yemek istediği şeyleri onlardan ayırıp uzaklaştırdı.»
Kız kardeşi onu uyarmak amacıyla anahtarı kilitte döndürür, içeri girer ve karnı tıka basa dolmuş olan Gregor divanın altında saklanmaya çalışırken ortalığı temizler.

Sahne IV
Grete, kız kardeş, yeni bir önem kazanır. Böceği besleyen odur. Göğüs geçirip, arasıra da azizlerden yardım dilenerek —pek Hıristiyan bir ailedir bunlar— böceğin inine giren bir tek odur. Bu sahnenin nefis bir yerinde ahçı, Bayan Samsa’nın önünde diz çöküp yalvararak ayrılmasına izin verilmesini ister. Bu izni verdikleri için gözlerinde yaşlarla Samsalara teşekkür eder —özgürlüğüne kavuşmuş bir köledir sanki— ve daha onlar bir şey söylemeden Samsalarda neler olup bittiğini hiç kimseye söylemeyeceğine dair yeminler eder:
«Gregor artık her gün böyle besleniyordu. Sabahları, anasıyla babası ve hizmetçi henüz uykudayken bir kez, öğleyin herkes yemeğini yedikten sonra da ikinci kez yiyordu. Öğle yemeğinden sonra anasıyla babası birazcık uyurlarken, kız kardeşi hizmetçiye de bazı işler verip onu savıyordu. Şüphesiz onlar da Gregor’un açlıktan ölmesini istemezlerdi, ama belki de onu görmeyi içleri götürmüyor, nasıl yiyip içtiğini başkasından öğrenmeyi daha uygun buluyorlardı. Belki de kız kardeşi, onların mümkün olduğu kadar az üzülmesine çalışıyordu. Ne de olsa gerçekten yeteri kadar acı çekmişlerdi.»

Sahne V
Bu çok acıklı bir sahne. Burada Gregor’un insan geçmişinde ailesi tarafından kandırıldığı sezdirilir. Gregor beş yıl önce iflas eden babasına yardım etmek istediği için kâbus gibi bir şirkette çekilmez bir iş bulmuştur :
«Ailesi de, kendisi de buna alışmıştı artık. Anasıyla babası parayı teşekkür ederek alıyor, o da isteyerek teslim ediyordu. Ama işin coşkunluk verici yanı bir gün kaybolmuştu. Yalnız kız kardeşi Gregor’a karşı yakınlığında hiçbir değişme göstermemişti. Gregor’un gizli bir planı vardı. Meydana gelecek büyük masraflara aldırmaksızın gelecek yıl onu konservatuvara yollayacaktı. Kız kardeşi, Gregor’un tersine, müziği çok seviyordu. Kemanı içten gelerek çalmasını biliyordu. Bu işin gerektirdiği masrafları başka bir yerden çıkarırdı. Gregor, şehirde geçirdiği kısa zamanlarında kız kardeşiyle konuşurken, sık sık konservatuvar işine dokunurdu. Ama bu iş güzel bir rüya olmaktan öte gitmezdi. Gerçekleşmesini düşünmek bile zordu. Anasıyla babası, onların bu konudaki masum konuşmalarını bile duymaktan hoşlanmazdı. Ama Gregor bu işi çok ciddiye alıyor, noel akşamı niyetini törenle açıklamayı tasarlıyordu.»
Gregor, babasının açıklamasını işitir:
«Gregor, yıkımın ağırlığına rağmen eski günlerden küçük bir servet kaldığını iyice öğrenmişti. Para azdı, ama ondan bu yana faizler de üstüne binmişti. Bunun dışında, Gregor’un kendisine birkaç gulden harçlık ayırdıktan sonra her ay eve getirdiği paranın da hepsi harcanmamış, küçük bir sermaye birikmişti. Gregor, kapının ardından coşku ile başını salladı, bu beklenmedik öngörüye ve tutumluluğa sevindi. Şüphesiz bu artırılan paralarla babasının patrona olan borcunu ödeyebilirdi. Böylece şimdiki işinden kurtulacağı gün çok yaklaşmış olurdu. Babasının işi şimdiki gibi ayarlamış olması elbette daha iyi sayılırdı.»
Aile bu paranın kötü günler için, dokunulmadan saklanılması görüşündedir ama bu arada nasıl geçineceklerdir? Baba beş yıldır çalışmamıştır, elinden pek fazla iş gelmesi beklenemez. Gregor’un annesinin nefes darlığı da onu çalışmaktan alıkoyacaktır:
«Ya kız kardeşi? O mu para kazanacaktı? Henüz on yedi yaşında bir çocuktu o. Bugüne kadar yaptığı iş, güzel giyinmek, bol bol uyumak, ev işlerine yardım etmek, bazı ufak tefek eğlencelere katılmak, özellikle de keman çalmaktı. Hayatı hep böyle geçmişti. Konuşmalar para kazanmanın zorunluğu konusuna gelince, Gregor kapının yanından ayrılır, hemen yakında bulunan deri kanepenin üstüne kendini atardı. Utanç ve üzüntüden yanan bedenini kanepe derisinin serinliğinde giderirdi.»

Sahne VI
Kardeşler arasında bu defa da kapı yerine pencereyle ilgili yeni bir ilişki başlar.
«Gregor, bazan binbir zahmete katlanarak koltuğun birini pencerenin önüne iter, pencerenin kenarına kadar tırmanır, koltuğa sımsıkı basıp pencereden dışarı sarkardı. Böylece, etrafı seyretmekten çok eskiden camlara bakıp duyduğu kurtarıcı şeyi içinde tazelemek isterdi.»
Gregor ya da Kafka, Gregor’un içinden gelen pencereye yaklaşma dürtüsünün insan yaşantılarının anısı olduğunu sanırlar. Aslında bu, böceklerin ışığa karşı tipik tepkileridir; pencere kenarlarında türlü türlü tozlu böcekler, sırtüstü dönmüş güveler, aksak örümcekler, bir köşedeki örümcek ağına tutsak düşmüş zavallı böcekler, hâlâ pencere camını fethetmeye çalışan vızıl vızıl vızıldayan sinekler görürsünüz. Gregor’un insan gözleri giderek zayıfladığı için sokağın karşı yakasını bile seçememektedir. Genelde, böceklik fikri insana özgü ayrıntılara üstün gelir. (Gene de gelin bizler böceklik etmeyelim. Bu öyküdeki her bir ayrıntıyı gözden geçirelim; gerekli bütün verileri toplayınca geneldeki fikir de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.) Kız kardeşi Gregor’un insan kalbine, insan duyarlığına, insana özgü terbiye, utanç, alçakgönüllülük duygularına, insanın içine dokunan bir gurura sahip olduğunu anlamamaktadır. Biraz temiz hava almak üzere pencereyi acele ve gürültüyle açarken onu son derece ürkütür ve inindeki korkunç kokudan duyduğu tiksintiyi gizlemek konusunda hiçbir çaba göstermez. Sonunda onunla yüz yüze geldiğinde de saklamaz duygularını. Bir gün, Gregor’un değişiminden bir ay sonra:
«Artık kız kardeşinin bu değişim yüzünden Gregor’un aldığı biçim karşısında şaşkınlık duymasının nedeni kalmamıştı. Bir gün kız kardeşi, her zamankinden biraz erken geldi ve Gregor’u hareketsiz, insanda derin bir korku uyandıracak durumda, pencereden bakarken buldu. Eğer içeri girmeseydi, Gregor için umulmadık bir durum ortaya çıkmayacaktı. Ama o haliyle kız kardeşinin pencereyi hemen açmasına engel olduğu için, kız kardeşi içeri girmekle kalmayıp geriye doğru koştu ve arkasından kapıyı kilitledi. Yabancı birisi olsaydı Gregor’un onu gözlediğini ve sonra da ısırmak istediğini düşünebilirdi. Şüphesiz Gregor hemen kendini kanepenin altına gizledi, kız kardeşinin tekrar geleceği öğle vaktine kadar orada bekledi. Kız kardeşi geldiğinde her zamankinden daha kuşkulu görünüyordu.»
Bunlar onu incitir, ne kadar incittiğini ise hiç kimse anlamaz. Gregor bir gün yüce bir incelik gösterisi içinde, iğrenç görüntüsünü kız kardeşinden gizlemek üzere;
«Yatak örtüsünü sırtına alıp kanepeye götürdü —bu iş için tam dört saat uğraşmak zorunda kaldı—, onu kanapenin üstüne öyle bir serdi ki, artık bedeninin hiçbir yanı görünmüyordu. Kız kardeşi gelse, eğilip baksa bile onu göremeyecekti. Üstelik Gregor, kız kardeşinin bu yeni durumu nasıl karşıladığını görmek için örtüyü başıyla birazcık aralayınca, gözlerinde minnet dolu bir anlatımın bulunduğuna inandı.»
Zavallı küçük canavarımızın ne kadar iyi yürekli, ne kadar iyi niyetli olduğuna dikkat edin. Sanki böcekliği, bedenini bedenlikten çıkarıp alçaltırken, içindeki bütün insan sevimliliğini de ortaya çıkarıyor. Mutlak bencillikten o kadar uzak, başkalarının gereksinimlerine duyduğu ilgi öylesine sürekli ki; korkunç ızdırabının arka planı önüne konduğunda bunlar nasıl da belirginleşiyor. Kafka’nın sanatı bir yandan Gregor’un böcek özelliklerini, onun böcek gövdesinin bütün acıklı ayrıntılarını sayıp dökmekte, bir yandan da Gregor’un sevimli, yumuşak insan yaradılışını canlı ve açık seçik bir biçimde okuyucunun gözü önünde tutmakta odaklaşıyor.

Sahne VII
Mobilya yerleştirme sahnesi. İki ay geçmiştir. Şimdiye kadar yanına bir tek kız kardeşi girip çıkmıştır; ama Gregor kendi kendine, kız kardeşim daha çocuk, demektedir; bana bakma görevini de çocukça bir düşüncesizlik sonucunda üstlendi. Annem durumu daha iyi anlayacaktır. İşte, burada yedinci sahnede astımlı, güçsüz, bunak anne odaya ilk olarak girer. Kafka bu sahneyi özenle hazırlar. Gregor boş zamanlarını geçirmek üzere duvarlarla tavanda yürüme alışkanlığını edinmiştir. Böcekliğinin sağlayabileceği pek kısıtlı mutluluğun doruğuna erişmiş bulunmaktadır.
«Kız kardeşi, Gregor’un bulduğu bu yeni eğlenceyi derhal farketti. Çünkü Gregor, sürünerek dolaşırken ötede beride yapışkan izler bırakıyordu. Kız kardeşi, Gregor’un sürünerek dolaşmasını iyice kolaylaştırmayı, bunun için de ona engel olan eşyaları, özellikle çekmeceyle yazı masasını kaldırmayı aklına koydu.»
İşte böylelikle mobilyaları çekmeye yardım etsin diye anne odaya sokulur. Oğlunu görmek için neşeli sabırsızlık çığlıkları atarak onun kapısına kadar gelir ama esrarengiz odaya girdiğinde bu yersiz ve mekanik tepkinin yerini belli bir suskunluk alır:
«Kız kardeşi, önce her şey yerli yerinde mi diye odanın içine bir göz gezdirdi. Sonra yavaşça annesini içeri aldı. Gregor, aceleyle örtüyü daha aşağıya indirdi ve kıvrımlarını daha çok artırdı. Öyle ki, kanepenin üstüne bir örtünün rastgele atılmış olduğu sanılırdı. Gregor, bu kez örtünün altından gizlice gözetlemekten vazgeçti. Bu seferlik annesini görmemeye katlanacaktı. Onun içeride bulunmasından duyduğu hoşnutlukla yetindi. ‘Gelsene, görünürlerde yok,’ dedi kız kardeşi.»
Kadınlar ağır mobilyaları çekiştirip dururken anne safça ama iyi niyetli, pek geçerliliği olmayan ama duygudan da yoksun olmayan bir düşüncesini dile getirerek şunları söyler:
«Eşyaları kaldırmakla, Gregor’un iyileşeceğinden umudumuzu kestiğimizi, hiçbir şeye bakmadan onu kendi haline terketmek istediğimizi anlatmış olmaz mıyız? Bence, en iyi şey, odayı eski halinde aynen bırakmaktır. Böylece Gregor, bize döndüğü zaman her şeyi değişmemiş bulsun, arada geçen olayları da öylesine kolay unutsun.»
Gregor iki duygu arasında kalmıştır. Böcekliği ona duvarları çıplak bir odanın sere serpe dolaşmaya daha elverişli olacağını —tek gerek duyacağı şey altında saklanacağı divandır— bunun dışında bütün o insan süsleriyle kullanım eşyalarına hiçbir gerek duymayacağını söylemektedir. Oysa annesinin sesi ona insan geçmişini hatırlatır. Ne yazık ki kız kardeşi garip bir kendine güven geliştirmiş ve ana babasına karşı Gregor meselesinde kendisini tek sorumlu olarak göstermeye alışmıştır:
«Belki de onun yaştaki kızlarda görülen ve her fırsatta doyum arayan coşkunluğun da bunda payı vardı. Onun için bugüne kadar olduğundan daha çok şeyler yapabilmek amacıyla Gregor’un durumunu daha korkunç gösterme isteğine Grete’yi sürükleyen belki de bu duyguydu.»
Dikkat edin: buyurgan kız kardeş, masallardaki güçlü kız kardeş, ailenin budalası üzerinde egemenlik kurma heveslisi işgüzar, Külkedisi’nin kendini beğenmiş kız kardeşleri, yıkıma, toza toprağa belenmiş evdeki sağlık, gençlik ve yeni gövermeye başlayan güzelliğin simgesi… Sonunda bütün mobilyaları dışarı çıkarmaya karar verirler ama bir komodin onları oldukça uğraştırır. Gregor korkunç bir panik içindedir. Evde yalnız kaldığı zamanlar ufak tefek tahta işleri yaptığı —tek eğlencesidir— oyma testeresi o komodinin içinde kalmıştır.

Sahne VIII
Gregor hiç değilse çok sevdiği oyma testeresiyle yaptığı çerçevedeki resmi kurtarmaya çalışır. Kafka, aile tarafından her görülüşünde böceği yeni bir konumda, odanın yeni bir yerinde göstererek etkileri farklılaştırmaktadır. Burada Gregor saklandığı yerden hızla çıkar, yazı masasını çekmeye uğraşan kadınlar onu görmez, o da kendini duvardaki resme yaslamak, sıcak, kuru kamını ferahlık veren serin cama dayamak üzere duvara tırmanır. Bu mobilya çekiştirme sahnesinde anne pek bir işe yaramadığından sürekli olarak Grete’nin yardımına gerek duymaktadır. Grete her zaman güçlü ve dinç kalacaktır, oysa sadece erkek kardeşi değil, yakında (elma fırlatma sahnesinden sonra) anası babası da miskin bir rüyaya, tutuk, uyuşuk bir belirsizliğe dalma derecesine geleceklerdir; oysa Grete gürbüz ilk gençliğinin acımak nedir bilmez sağlıklılığıyla onlara destek olmayı sürdürecektir.

Sahne IX
Grete’nin çabalarına rağmen anne Gregor’u görür:
«Çiçekli duvar kâğıdının üstündeki kocaman koyu lekeyi gördü. Bunun ne olduğunu, Gregor’un bu leke olup olmadığını anlamaya kalmadan boğuk bir sesle, ‘Aman Allahım, aman Allahım!’ diye bağırarak, artık her şeyden vazgeçiyormuş gibi kollarını salıverip kanepenin üstüne yığıldı. Orada ölü gibi hareketsiz kaldı. Kız kardeşi, yumrukları havada, sert sert bakarak Gregor’a, ‘Ah, Gregor ah!’ diye bağırdı.
Gregor biçim değiştirdiğinden bu yana, kız kardeşinin ona doğrudan doğruya söylediği ilk sözlerdi bunlar.»
Kız annesini ayıltacak bir şeyler bulmak için oturma odasına koşar:
«Gregor da ona yardım etmek istedi. Ne de olsa resmi kurtarmak için daha vakit vardı. Ama fotoğrafın camı üstüne zamk gibi yapışmıştı. Kendisini oradan ayırmak için epeyce zahmet çekti. Sonra, eskiden olduğu gibi sanki kız kardeşine bir öğüt verebilecekmiş gibi bitişik odaya koştu. Ama hiçbir şey yapamadı. Kız kardeşi şişeleri karıştırırken arkasında durdu. Üstelik kızcağız geriye döndüğü zaman onu görünce çok korktu. Şişelerden biri yere düştü ve kırıldı. Sıçrayan cam parçalarından, biri Gregor’un yüzünü yaraladı. Ayaklarının altına da yakıcı bir sıvı yayıldı. Grete, elini çabuk tutup tutabildiği kadar şişeyi aldı ve annesinin yanma koştu. Kapıyı da ayağı ile itip kapadı. Gregor, onun yüzünden belki de şimdi can çekişmekte olan annesinden uzak kalmıştı. Kız kardeşini kaçırmamak için kapıyı açmalıydı. Çünkü onun annesinin yanında kalması gerekliydi. Gregor için beklemekten başka yapacak şey yoktu. Üzüntü ve kuşkunun verdiği sıkıntı içinde dolaşmaya başladı. Duvarların, eşyaların, tavanın, her şeyin üstünde dolaşıyordu. En sonunda, sanki bütün oda etrafında dönmeye başlamış gibi, tam bir umutsuzluk içinde odanın ortasındaki büyük masanın üstüne düştü.»
Ailenin çeşitli üyelerinin konumlarında eskisine oranla değişiklikler olmuştur. Anne (divanın üzerinde) ve kız kardeş odanın ortasındadırlar; Gregor soldaki odada köşededir. Derken baba eve gelir ve oturma odasına girer:
«Gregor, kendi odasının kapısına doğru seğirtti. Kapıya sımsıkı yapıştı. Bütün niyetinin hemen odasına dönmek olduğunu, onu içeri zorla sokmanın gerekmediğini, kapıyı birazcık aralık bırakmanın yeteceğini, çabucak ortadan kaybolacağını babası holden içeri girerken görebilsin istiyordu.»

Sahne X
Elma fırlatma sahnesi. Gregor’un babası değişmiştir, artık gücünün doruğundadır. Yorgun argın yatakta yatıp selam vermek için bile olsun kolunu kaldıramayan, bastonuna dayanıp ayaklarını sürüye sürüye yürüyen adamın üzerinde şimdi:
«Banka odacılarının giydiği cinsten sarı düğmeli, kırışıksız bir mavi üniforma vardı. Yüksek ve dik yakasının üstüne katmerli gerdanı sarkmıştı. Çalı gibi kaşlarının altında fıldır fıldır dönen siyah gözlerinin keskin bakışları ileri doğru fırlıyordu. Her zaman karmakarışık olan beyaz saçları, bu kez ortadan özenle ayrılmış, güzelce taranıp yatırılmıştı. Görünüşü pırıl pırıldı. Üzerinde bir bankanın yaldızlı markası bulunan şapkasını çıkarıp fırlattı. Şapka, odanın içinde bir uçtan öteki uca kadar bir kavis çizerek kanepenin üstüne düştü. Üniformasının uzun ceketinin etekleri arkaya doğru atık olduğu halde ellerini pantolon ceplerine soktu, suratını asıp Gregor’un üstüne yürüdü. Ama galiba ne yapacağını o da bilmiyordu. Yürürken bacaklarını adamakıllı kaldırıyordu. Gregor, tabanlarının büyüklüğüne şaşıp kaldı.»
Her zaman olduğu gibi Gregor gene kendi tüy gibi bacaklarından öylesine farklı olan insan bacaklarının, iri, kalın insan ayaklarının hareketiyle son derece ilgilidir. Yavaş çekim izleği tekrarlanır. (Ayağını sürüye sürüye geri geri kaçarken başkâtip de yavaş çekimde odadan çıkmıştı). Baba ile oğul yavaş çekimde odayı çepeçevre dolanırlar; hattâ bütün bunlar öylesine yavaş yapılır ki kovalamaca olduğu anlaşılmaz bile. Derken baba Gregor’a oturma-yemek odasında bulabildiği tek kurşunla —elmalar, küçük kırmızı elmalar— ateş etmeye başlar. Gregor tekrar odanın ortasına, böcekliğinin en can alıcı noktasına döner:
«Yavaşça atılan bir elma Gregor’un sırtını yaladı, ama bir yerini acıtmadan yere düştü. Bunun ardından gelen elma ise Gregor’un sırtına iyice gömüldü. Gregor, yerini değiştirince bu inanılmayacak kadar derin acıyı giderecekmiş gibi ileriye doğru süründü. Ama sanki olduğu yere mıhlanmıştı. Tam bir şaşkınlık içinde bütün bedenini gerdi. Son olarak etrafına bir göz gezdirdi. O sırada odanın kapısı açıldı. Önde annesi, arkada kız kardeşi bağırışarak içeri koştular. Annesinin sırtında yalnız gömleği vardı. Baygın yattığı sırada rahat nefes alsın diye kız kardeşi onu soymuştu. Annesi, babasına doğru atıldı. Koşarken beline sarılı etekleri birbiri ardından yere düşüyor, ayaklarına takılıyordu. Kadın sendeleyerek kocasının üzerine abandı, onu kollarının arasına aldı, bağrına sımsıkı bastırdı. Gregor bundan sonrasını göremez olmuştu. Annesi, ellerini kocasının ensesine koymuş, Gregor’un hayatını bağışlaması için yalvarıyordu.»
İkinci bölümün sonu. Durumu şöyle bir toparlayalım. Kız kardeş ağabeyine açıkça düşman kesildi. Bir zamanlar onu sevmişti belki ama şimdi ona tiksinti ve hınçla bakıyor. Bayan Samsa’nın nefes darlığıyla duyguları savaş halinde. Anneliği oldukça mekanik, oğluna olan sevgisi mekanik bir oğul sevgisi ve onun da yakında oğlundan vazgeçebileceğini göreceğiz. Demin söylediğim gibi baba ise ürkütücü bir güç ve acımasızlık noktasına erişmiş durumda. Daha başından beri bedenen çaresiz olan oğlunu incitmek niyetindeydi zaten; işte fırlattığı elma zavallı Gregor’un böcek etine gömüldü.

Vladimir Nabokov
Kaynak: Edebiyat Dersleri  ( Kafka / Bölüm 2 – Bölüm 1>)

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz