Tolstoy’un Anna Karenina’sını anlayabilmemize yarayacak anahtar – Vladimir Nabokov

0
148

Tolstoy’un büyük romanı Anna Karenin, in yapışım doğru biçimde anlayabilmemize yarayacak anahtar hangisidir acaba? Romanın yapısını açan tek anahtar Anna Karenin’i zaman açısından değerlendirebilmektir. Tolstoy’ un amacı ve başarısı belli başlı yedi insan yaşamını alıp bunları eşleştirmek olmuştur; Tolstoy’un sihirbazlığının bizde uyandırdığı hazzı akıl düzeyine çıkarmak istiyorsak bizim de bu eşleştirmeyi izlememiz gerekir.

İlk yirmi bir bölümün ana konusu Oblonski’lerin başına gelen felakettir. Bunlar iki yeni konunun da filizlenmesine yol açar; 1) KittyLevinVronski üçgeni, 2) VronskiAnna izleğinin belirmesi. Dikkat ederseniz, erkek kardeşiyle karısının arasını bulan (bunu ateş gözlü tanrıça Athena’ya yaraşır bir zarafet ve bilgelikle yapar) Anna, aynı zamanda Vronski’yi ele geçirerek KittyVronski olasılığını şeytanca ortadan kaldırır. OblonskiDolly anlaşmazlığı ile Kitty’nin hıncı kadar doğallıkla çözüme kavuşturulamayacak olan VronskiAnna izleğini hazırlayan olaylar, Oblonski’nin evlilik dışı serüvenleriyle Çşerbatski’lerin kırgınlığıdır. Dolly, kocasını çocuklarının hatırı ve aslında onu sevdiği için bağışlar; Kitty ise iki yıl sonra Levin’le evlenir ve bu, tam Tolstoy’un gönlüne göre, kusursuz bir evlilik olur. Ama kitabın karanlık güzeli Anna, önce aile yaşamının yerle bir olduğunu görecek sonra da ölecektir.

Birinci kitap boyunca (34 bölüm) bu yedi kişinin yaşamı zamana karşı yarışta başabaştır; Oblonski, Dolly, Kitty, Levin, Vronski, Anna ve Karenin. Evli çiftlere baktığımızda (Oblonski’ler ve Karenin’ler) bunların birlikteliğinin başından zedelenmiş olduğunu görürüz. Gene başta, Oblonski’lerin birlikteliği onanlırken Karenin’kilerinki çatlamaya başlar. Çift olmaları olası kişilere gelince, bunların aralarındaki bağlar da tamamıyla kopar; henüz tasan halindeki VronskiKitty çiftiyle gene henüz taslak halindeki LevinKitty çifti… Sonuç Kitty’nin eşsiz kalması, Levin’in eşsiz kalması, Vronski’nin de CAnna ile çift olmaları henüz kesinlik kazanmamıştır) Karenin çiftini ayıracak bir tehlike olarak belirmesidir. O halde ilk kitaptaki şu önemli noktalara dikkat çekelim; yedi ilişki iskambil kâğıtları gibi yeniden karıştırılmıştır; başa çıkılması gereken yedi insan yaşamı vardır (kısa bölümler arada mekik görevi görür); bu yedi insan yaşamı zamana karşı yarışta başabaştırlar, zaman ise 1872 Şubat’ında başlayan zaman’dır.

35 bölümden oluşan ikinci kitap bütün kişiler için aynı yılın, 1872’nin Mart’ında açılır. Derken garip bir durumla karşı karşıya kalırız. VronskiAnnaKarenin üçgeni hâlâ eşsiz Levin ve hâlâ eşsiz Kitty’den çok daha çabuk yaşanır. Romanın yapısı açısından çok ilginç bir noktadır bu; eşler, eşi olmayanlardan daha hızlı bir varoluş sürdürürler. Önce Kitty çizgisini izleyelim. Eşini bulamamış Kitty, Moskova’da solup gitmektedir. 15 Mart sıralarında ünlü bir doktor tarafından muayene edilir. Kitty, kendi başındaki dertlere karşın gene de Dolly’nin kızıla yakalanmış altı çocuğunu (bebek henüz iki aylıktır) sağlığa kavuşturmayı başarır. Derken 1872 Nisam’nın ilk haftasında anne babası onu alıp Soden adlı bir Alman kaplıcasına götürürler. Bu olaylar ikinci kitabın ilk üç bölümünde olup biter. Çşerbatski’lerin peşine takılıp Soden’e gitmemiz ise 30. bölümü bulur. Orada zaman ve Tolstoy, Kitty’i tamamen iyileştireceklerdir. Bu iyileşme sürecine beş bölüm ayrıldıktan sonra, Kitty, Rusya’ya dönerek Oblonski’lerle Çşerbatski’lerin taşradaki arazisine gider; arazi Levin’in arazisinden birkaç mil ötede, tarih 1872 yılının Temmuz sonudur ve Kitty açısından ikinci kitap bitmiş bulunmaktadır.

Gene ikinci kitapta, Levin’in Rus taşrasındaki yaşamı, Kitty’nin Almanya’daki günleriyle doğru olarak eşleştirilir. 12’den 17’ye kadar olan altı bölümlük bir öbekte Levin’in taşradaki arazisinde yaptığı işleri öğreniriz. Levin, Vronski’yle Karenin’lerin St. Petersburg’daki yaşamlarını konu edinen iki bölüm öbeği arasına sıkıştırılmıştır. Buradaki en önemli nokta, VronskiKarenin takımının Kitty’ den ya da Levin’den bir yıl kadar daha önde yaşamalarıdır. İkinci kitabın ilk bölüm öbeğinde (5’ten ll’e kadar) koca surat asar. Vronski üsteler, derken II. bölümde, yani neredeyse bir yıllık üstelemenin sonucunda, Vronski teknik terimle, «Anna’nınâşığı» olur. Ekim 1872. Levin ile Kitty’nin yaşamında ise zaman hâlâ 1872 ilkbaharıdır. Onlar aylarca geridedirler. 18’den 29’a kadar olan on iki bölümlük öbekte, VronskiKarenin zamantakımı (güzel bir Nabokov buluşu: zamantakımı. Kaynak belirtmeden kullanmayınız!) yeni bir atağa kalkar. Burada ünlü at yarışı sahnesi, ardından Anna’nın kocasına itirafı yer alır. Ağustos 1873. (Romanın bitimine daha üç yıl var.) Derken gene mekik; 1872 ilkbaharına, Almanya’daki Kitty’nin yanma geri döneriz. Böylece ikinci kitabın sonunda garip bir durumla karşı karşıya kalırız; Kitty’nin yaşamıyla Levin’in yaşamı, VronskiKarenin’lerin yaşamının on dört ya da on beş ay gerisindedir. Tekrarlamak gerekirse, eşliler eşsizlerden daha hızlı hareket etmiştir.

32 bölümlük üçüncü kitapta biraz Levin’in yanında oyalanır, sonra onunla birlikte, tam Kitty’nin oraya gelmesinden önce Oblonski’lerin arazisinde Dolly’i ziyaret ederiz. Sonunda 12. bölümde, yani 1872 yazında, Levin, Almanya’dan dönen Kitty’i tren istasyonundan dönerken atlı arabada görür. Çok hoş bir karşılaşmadır bu. Bir sonraki bölümler öbeği bizi Petersburg’a, Vronski’nin ve hemen yarış sonrası (1873 yazı) Karenin’lerin yanma götürür, sonra gene 1872 Eylülü’ne, Levin’in arazisine döneriz. Levin, buradan 1872 Ekimi’nde ayrılarak Almanya, Fransa ve İngiltere’yi kapsayan amacı belirsiz bir yolculuğa çıkar.

Şimdi, şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Tolstoy zor durumdadır. Tolstoy’un âşıklar’ı ile aldatılmış koca’sı hızlı yaşarlar. Bekâr Kitty ile Levin’i çok geride bırakmışlardır. Dördüncü kitabın ilk on altı bölümünde zaman, Petersburg’da kış ortasıdır. Ne var ki Tolstoy bize hiçbir yerde Levin’in yurtdışında tam olarak ne kadar kaldığını söylemez. AnnaVronski zamanı ise, sadece ikinci kitabın bölümündeki Anna’nın Vronski’nin sevgilisi olmasıyla ilgili zamandizinsel bir not ile desteklenir. Vronski, Anna’ya «evet» dedirinceye kadar bir yıl onun peşinden koşmuştur. LevinKitty zamanı da tam bu kadarlık bir gecikme gösterir işte. Ama okuyucu zaman çizelgesini her an gözünün önünde bulundurmadığı için —iyi okuyucular bile çok ender olarak yapar bunu— VronskiAnna bölümlerinin KittyLevin bölümleriyle tamamen eşzamanlı ilerlediğini ve her iki yaşam çevresindeki çeşitli olayların aşağı yukarı aynı zamanda olup bittiğini düşünüp hissetmek yanlışına düşeriz. Okuyucu uzamda mekik dokuduğumuzun, Almanya’dan Rusya’ya, taşradan Petersburg’a ve Moskova’ ya gidip geri döndüğümüzün farkındadır tabiî. Ama zaman içinde de, mekik dokuduğumuzu bilmeyebilir. VronskiAnna için ileriye doğru, LevinKitty için geriye doğru.

Dördüncü kitabın ilk beş bölümünde St. Petersburg’da, VronskiKarenin izleğinin gelişmelerini izleriz. 1873 yılının kış ortasıdır. Anna’nın Vronski’den çocuğu olacaktır. 6. bölümde Karenin politik bir görev dolayısıyla Moskova’ ya gider. Bu sırada Levin de yurt dışına yaptığı bir yolculuktan dönmüş, Moskova’ya gelmiştir. 9’dan 13’e kadar olan bölümlerde, Oblonski evinde bir akşam yemeği verir (1874 yılının Ocak ayının ilk haftası), bu yemekte Kitty ile Levin yeniden karşılaşırlar. Bendeniz zamanbekçisi, o ünlü tebeşirle yazma sahnesinin romanın başlangıcından tam iki yıl sonraya rastladığını söyleyeceğim size; ne var ki, hem okuyucu, hem de Kitty için (iskambil oyunu oynanan masada Kitty’nin Levin’le konuşurken yaptığı kimi göndermeleri hatırlayın) yalnızca bir yıl geçmiş bulunmaktadır. Demek ki şöyle bir şaşılası gerçekle karşı karşıyayız: Anna’nın bir yandaki fizikî zamanıyla Levin’in öte yandaki ruhanî zamanı arasında, boşboğazca bir fark bulunmaktadır.

Dördüncü kitaba, yani romanın tam ortasına geldiğimizde, yedi kişinin yaşamı gene başta 1872 Şubatı’nda olduğu gibi başabaştır. Anna’yla benim takvimime göre tarih 1874’ün Ocak ayı, okuyucuyla Kitty’nin takvimine göre ise 1873’ün Ocak ayıdır. Dördüncü kitabın ikinci yarısı (1723 bölümler arası) bize Anna’nın Petersburg’da çocuk doğururken handiyse ölüşünü anlatır. Bunu Karenin’in Vronski’yle geçici olarak barışması ve Vronski’nin intihar girişimi izler. Dördüncü kitap 1874 Mart’ında sona erer. Anna kocasından kopar, sevgilisiyle İtalya’ya gider.

Beşinci kitap otuz üç bölümdür. Yedi kişinin yaşamı uzun süre başabaş gitmez. İtalya’daki Vronski ile Anna gene öne geçerler. Bu oldukça sıkı bir yarıştır. Levin’in ilk altı bölümdeki evliliği 1874 ilkbaharının başlarına rastlar. Levin’ler yeniden, önce taşrada sonra da Levin’in kardeşinin ölüm döşeğinin başucunda (1420. bölümler arası) ortaya çıktıklarında, tarih 1874 Mayısı’nın başlarıdır. Oysa Vronski ile Anna (bu iki bölüm öbeği arasına sıkıştırılmışlardır) iki ay önde olup, Roma’da pek de içlerine sinmeyen bir Temmuz geçirmektedirler.

İki zamantakımı arasındaki eşleştirme halkası, eşsiz kalan Karenin’dir artık. Belli başlı yedi roman kişisi olduğuna, romanın olay örgüsü onların çiftler halinde düzenlenmesine dayandırıldığına, yedi de tek sayı olduğuna göre, bir kişinin dışarıda (ve eşsiz) kalması zorunludur. Başlangıçta grup dışı olan, fazladan olan Levin’di; şimdi Karenin’dir. 1874 yılının ilkbaharına, Levin’lerin yanına döner, sonra da Karenin’in çeşitli uğraşlarına eşlik ederiz. Bu da bizi giderek 1875 Mart’ına kadar getirir. Bu arada Vronski ile Anna, İtalya’da bir yıl kaldıktan sonra Petersburg’a geri dönmüşlerdir. Anna, onuncu yaş gününde küçük oğlunu görmeye gelir. Aşağı yukarı 1 Mart sıraları. Dokunaklı bir sahne. Hemen bunun ardından o ve Vronski, Vronski’nin taşradaki arazisinde oturmaya giderler. Elverişli bir rastlantı sonucu Vronski’nin arazisi, Oblonski ile Levin’in arazilerinin bulunduğu bölgededir.

Bir de bakarız ki, bizim yedi kişi altıncı kitapta gene başabaş götürüyorlar yarışı. (Altıncı kitap 1875 Haziranından Kasımına kadar otuz üç bölüm sürer.) 1875 yazının ilk yarısını Levin’ler ve onların akrabalarıyla geçiririz; derken Temmuz’da Dolly Oblonski bizi arabasına alır, Vronski’lerin arazisinde biraz tenis oynamaya götürür. Geriye kalan bölümlerde, Oblonski, Vronski ve Levin 1875 Ekimi’nin ikinci günü yerel seçimlerde bir araya gelirler, bir ay sonra da Vronski’yle Anna, Moskova’ya dönerler.

Yedinci kitap otuz bir bölümden oluşur. Romanın en önemli kısmı, trajik doruk noktası burasıdır. Şimdi hepimiz 1875 Kasımı’nda Moskova’da, hepimiz başabaşızdır; içimizden altısı, üç çift, güvensiz, çoktan araları açılmış AnnaVronski, çoğalan Levin’ler ve Oblonski’ler Moskova’dadır. Kitty’nin bebeği doğar ve 1876 Mayısı’nınbaşlarında Oblonski’nin yedeğinde St. Petersburg’daki Karenin’i ziyaret etmeye gideriz. Sonra geriye Moskova’ya. Bundan sonra, 23’ten yedinci kitabın son bölümüne kadar süren, Anna’nın son günlerine ayrılmış bir öbek bölüm başlar. Bu ölümsüz sayfalara ayrıca değineceğim.
Sekizinci yani son kitap on dokuz bölümden oluşur, fazlalıkları olan bir kitaptır. Tolstoy kitap boyunca çeşitli yerlerde kullandığı bir yöntemi, kişileri bir yerden ötekine taşıyarak olayı da bir gruptan ötekine aktarma yöntemini kullanır. Romanda trenler ve atlı arabalar önemli bir yer tutar; ilk kitapta Anna’nın Petersburg’dan Moskova’ya sonra da geriye, Petersburg’a yaptığı iki tren yolculuğu vardır. Oblonski’yle Dolly romanın kimi noktalarında öykünün gezginci temsilcileri olarak okuyucuyu Tolstoy’un istediği yerlere alıp götürürler. Aslını isterseniz, Oblonski gidişgeliş yazara yaptığı hizmetler dolayısıyla bol maaşlı kolay bir işe kapılanır. Sekizinci ve son kitabın ilk beş bölümünde Levin’in üvey kardeşi Sergey’in Vronski’yle aynı trende yolculuk ettiğini görürüz. Savaş haberlerine yapılan çeşitli göndermeler yüzünden tarihi kestirmek kolaydır. Doğu Avrupalı Slavlar, Sırplar ve Bulgarlar Osmanlılara karşı savaşmaktadırlar. Tarih Ağustos 1876’dır; bir yıl sonra Rusya, Osmanlılara resmen savaş açacaktır. Vronski’yi cepheye giden gönüllülerin başında görürüz. Aynı trende yolculuk eden Sergey, Levin’leri ziyaret etmeye gitmektedir, böylece sadece Vronski değil Levin izleği de bir sonuca bağlanır. Son bölümler Levin’in taşradaki aile yaşamına ve Tolstoy’un yol göstericiliğinde el yordamıyla Tanrı’yı arayıp bulmasına ayrılmıştır.

Tolstoy’un romanının yapısı konusunda bu söylediklerimden romandaki geçişlerin, Madame Bovary’nin12 bölümleri arasındaki gruptan gruba geçişlerden çok daha az ayrıntılı, çok daha az esnek olduğu anlaşılacaktır. Flaubert’deki akıcı bir paragrafın yerini Tolstoy’da ansızın çıkagelen kısacık bir bölüm tutar. Ama Tolstoy’un Flaubert’ den daha fazla sayıda kişinin yaşamıyla başa çıkmak zorunda olduğu bir gerçektir. Flaubert’de, at üzerinde bir gezinti, bir yürüyüş, bir dans, kasabadan kente at arabasıyla yapılan bir yolculuk, sayısız küçük olay, küçük gidişgelişler, bölümler içinde sahneden sahneye geçişleri sağlar. Tolstoy’un romanında ise düdüklerini çalıp buharlar saçarak gelip giden trenler roman kişilerini taşımaya ya da öldürmeye yarar. Bölümden bölüme geçişlerde, aradan şu kadar zaman geçti ya da şu, şu insanlar şurada şunu yapıyorlar gibi geleneksel yöntemler kullanılır. Flaubert’in şiirinde çok daha fazla müzik vardır; yazılmış yazılacak en şiirli romanlardan biridir onunkisi. Tolstoy’un büyük romanında ise kas gücü vardır.

Kitabın yarış terimleriyle özetlemeye çalıştığım iskeleti budur işte; önce yedi kişinin yaşamları başabaştır, sonra Vronski ile Anna bastırır. Levin ile Kitty’i geride bırakır, sonra yedisi yeniden başabaş gelir, derken harika bir kurmalı oyuncağın öne fırlamasına benzer bir hareketle Vronski ile Anna yeniden başı çekerler, ama uzun sürmez bu. Anna yarışı bitiremez. Öbür altısı arasında Tolstoy’un ilgisini ayakta tutmayı başarabilenler ise sadece Kitty ve Levin olur.

TOLSTOY’DA ZAMANLAMA
Anna Karenin’in zamandizini edebiyat tarihlerinde benzerine rastlanmayacak sanatsal bir zamanlama duygusu üzerine kurulmuştur. Okuyucu, birinci kitabı bitirdiğinde (tamamı 135 sayfa tutan otuz dört kısa bölüm) birçok roman kişisinin yaşamlarını kapsayan belli sayıda sabah, öğleden sonra ve akşamın, en azından bütün bir haftanın en ince ayrıntılarına varıncaya kadar titiz bir biçimde anlatıldığı izlenimini edinir. Gerçekte kullanılan zaman çizelgesine ise biraz sonra göz atacağız, ama önce şu yemek saatleri meselesini açıklığa kavuştursak iyi olacak.
Geçtiğimiz yüzyılın yetmişli yıllarında varlıklı bir MoskovalI ya da Petersburglunun günlük öğünlerinin sırası şöyleydi: sabah 9 sıralarındaki kahvaltı, çay ya da kahve ile tereyağ ve ekmekten kuruluydu. Ekmek —Oblonski’nin sofrasında olduğu gibi— pandispanya çeşidi olabilirdi. (Örneğin, kalaş adı verilen üstüne un serpilmiş, dışı kızarmış içi yumuşacık bir çeşit tatlı tava ekmeği sıcak sıcak peçete içinde sofraya getirilirdi.) Öğleden sonra 2 ya da 3 sıralarında yenen hafif bir öğle yemeğini saat 5.30 sıralarında rus likörleri ve fransız şarapları eşliğinde yenen mükellef bir akşam yemeği izlerdi. Akşam çayı pasta, reçel ve son derece lezzetli, türlü rus mezeleri eşliğinde saat 9 ya da 10 sıralarında içilir, bundan sonra da yatılırdı. Ama ailenin daha keyfine düşkün üyelerinin saat 11 sıralarında ya da daha geç bir saatte, dışarıda yenilen bir yemekle günü taçlandırdıkları da olurdu.
Romandaki olaylar 1872 yılının 11 Şubatı ’nda (eski takvime göre) bir cuma günü sabah saat 8’de başlar. Bu tarihe kitabın hiçbir yerinde rastlayamazsınız ama aşağıdaki noktalar göz önünde tutulduğunda bu tarih kolayca çıkacaktır:
1) Romanın son bölümünde sözü geçen, Osmanlılarla savaş öncesindeki politik karışıklıklar 1876 Temmuzu’nda sona erer. Vronski 1872 Aralığında Anna’nınsevgilisi olur. At yarışı sahnesi 1873 Ağustosunda geçer. Vronski ve Anna 1874 yazıyla kışını İtalya’da, 1875 yazını da Vronski’nin arazisinde geçirirler; sonra Kasım’da Moskova’ya dönerler ve Anna orada 1876 Mayısı’nda bir pazar akşamı intihar eder.
2) Birinci kitabın altıncı bölümünde Levin’in kışın ilk iki ayını (Ekim ortasından Aralık 1871’in ikinci haftasına kadar) Moskova’da geçirdiğini, sonra iki aylığına kent dışındaki arazisine çekildiğini, şimdi de (yani Şubat’ta) Moskova’ya geri döndüğünü öğreniriz. Üç ay kadar sonra, gecikmiş bir ilkbaharın bütün coşkunluğu ile geldiğinden (ikinci kitabın 12. bölümü) söz edilir.
3) Oblonski sabah gazetesinde, İngiltere’ye geri dönerken Wiesbaden üzerinden yolculuk eden Avusturya’nın Londra büyükelçisi Kont Beust hakkında bir haber okur13. Bu, Galler Prensi’nin sağlığına kavuşması nedeniyle yapılan Şükran Günü ayininden çok kısa bir süre önceye rastlar. Ayin, 1872 yılının 15/27 Şubat’a rastlayan Salı günü yapılmıştır; bu durumda en akla yakın Cuma 1872 Şubat’ının 11/23’ü olan Cuma’dır.
Birinci kitabı meydana getiren otuz dört kısa bölümden ilk beşi hiç kesintisiz Oblonski’nin yapıp ettiklerinin anlatılmasına ayrılmıştır. Sabah 8’de uyanır Oblonski, 9 ile 9.30 arası kahvaltı eder. 11 sularında dairesine gelir.

Öğleden sonra saat 2’den biraz önce de Levin çıkagelir. 6. bölümün başından 9. bölümün sonuna kadar, Oblonski bir yana bırakılıp Levin ele alınır. Tolstoy’un, Levin izleğini ele almak için zamandizinsel olarak geriye gitmesi ilk olarak burada işin içine girer. Kısa bir geriye dönüşle dört ay öncesine gittikten sonra (79. bölümler arası) Levin’i Cuma sabahı Moskova’ya vardığı andan, evine indiği üvey kardeşiyle konuşmasına, Oblonski’nin bürosunu ziyaretine (geriye dönüşte) oradan da öğleden sonra saat 4’te Kitty ile paten kaydığı buz pistine kadar izleriz. Oblonski, 9. bölümün sonunda yeniden ortaya çıkar. Saat 5 sularında Levin’i akşam yemeğine götürmeye gelecektir. Hotel d’Angletterre’de yedikleri yemek 10. ve 11. bölümleri kapsar. Sonra Oblonski gene ortadan yok olur. Levin’in akşam için kıyafet değiştirmek üzere eve gittiğini anlarız; Çşerbatski’lerdeki davete yollanacaktır, biz de gider onu orada bekleriz (12. bölüm). Levin orada yeniden ortaya çıkar (13. bölüm). Saat, akşam 7.30’dur. Bir sonraki bölümde LevinVronski buluşması anlatılır. Bir düzine sayfa boyunca Levin ve Kitty ile birlikte olmuşuzdur (Bölüm 1214). Levin saat 9 sularında çıkar, Vronski bir iki saat daha oyalanacaktır. Çşerbatski’ler yatmadan önce günün olaylarını konuşurlar (Bölüm 15) ve Vronski’nin gecesinin geri kalanı —aşağı yukarı gece yarısına kadar— bölüm 16’da anlatılır. Okuyucu bu noktada, Levin’in Çşerbatski’lerden ayrıldıktan sonra geçirdiği saatlerin daha sonra anlatılacağına dikkat etmelidir. Bu arada, romanın bu ilk günü, yani 11 Şubat Cuma, on altı bölümlük bir dizinin sonunda, yemekten sonra otel odasında mışıl mışıl uyuyan Vronski ile bu heyecanlı ve şen günü bir lokantada tamamına erdiren Oblonski ile bitmiş bulunmaktadır.

Ertesi gün, yani 12 Şubat Cumartesi, Vronski ile Oblonski’nin sabah saat ll’de, Vronski’nin annesiyle Oblonski’nin kız kardeşini getirecek olan Petersburg ekspresini karşılamak üzere ayrı ayrı tren istasyonuna gelmeleriyle açılır (Bölüm 1718). Anna’yı eve bıraktıktan sonra Oblonski, öğle sıralarında dairesine gider ve bizler Anna’ yı Moskova’da geçirdiği ilk gün boyunca, akşam saat 9.20’a kadar izleriz. Cumartesi gününün olaylarını aktaran bölümler (1718) yirmi sayfa kadar tutar.
Bölüm 2223 (on sayfa kadar) üç ya da dört gün sonra, diyelim 1872 yılının 16 Şubatı’na rastlayan Çarşamba günü verilen baloya ayrılmıştır.

Bir sonraki bölümde (24) Tolstoy önceden sezdirdiği (68 arası bölümler) ve kitap boyunca sık sık karşılaşacağımız bir yöntemi kullanır; Levin’in yapıp ettikleri söz konusu olduğunda zaman içinde geriye gitmek. Burada 11 Şubat Cuma gününe, Levin’in Çşerbatski’lerden çıkıp saat 9.30’da kardeşine gitmesine ve onunla akşam yemeği yemesine (2425 arası bölümler) geri döneriz. Ertesi sabah, cumartesi günü Anna’nınindiği tren istasyonundan (Peterburgski) farklı bir istasyondan (Nizhegorodski) trene binen Levin, Orta Rusya’da, büyük olasılıkla Moskova’nın üç yüz mil güneyindeki Tulsa’daki arazisine gider. Orada geçirdiği gece 26. ve 27. bölümlerde anlatılır.

Derken, oradan 17 Şubat 1872 Perşembe gününe atlarız ve Anna’nınbalo gecesinin ertesi Petersburg’a gitmek üzere trene binişini ve bir gece yolculuğundan sonra (2931 arası bölümler), 18 Şubat Cuma günü sabah saat ll’de oraya varışını izleriz. (Bu Cuma, 3133 arası bölümlerde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.) Tolstoy burada alaylı bir biçimde, Karenin’in inceden inceye hesaplanmış —oysa yakında yerle bir olacaktır— bir günlük zaman çizelgesini vermek için amaçlı bir zamanlama harikasına başvurur. Karenin, Anna’yı istasyonda karşıladıktan hemen sonra bir komite toplantısına başkanlık etmeye gider, öğleden sonra 4’te eve gelir, karı koca 5’te akşam yemeğine konuk ağırlarlar, Karenin 7’de kabine toplantısına katılmak üzere evden çıkar. 9.30’da döner, karısıyla akşam çayı içer, çalışma odasına çekilir ve tam gece yansı yatak odasına karısının yanma gelir. Son bölüm (34) ise Vronski’nin gene aynı Cuma günü eve dönüşünü anlatır.

Birinci kitaptaki zaman çizelgesinin bu kısa özetinden de anlaşılacağı gibi, Tolstoy zaman’ı sanatsal bir araç olarak değişik biçimlerde ve çeşitli amaçlarla kullanır. Oblonski’nin zamanının ilk beş bölüm boyunca süregiden düzenli seyri, onun kendine hafta içindeki çalışma günlerinde uyguladığı telâşsız, gündelik rutini vurgulamaya yarar. Sabah 8’den akşam saat 5.30 sularında yenen yemeğe kadar süren, karısının mutsuzluğunun hiçbir biçimde kesintiye uğratamayacağı hayvansal bir varoluşun akışı… Birinci kitap bu rutin ile açılır ve simetrik bir yapı içinde, başka bir günün, Oblonski’nin eniştesi Karenin’in gününün daha oturaklı, daha katı düzeni içinde sona erer. Bir dizi komite toplantısını ve diğer idari görevleri ardına bırakarak, sessiz ve kendinden emin bir düzen içinde yatma vaktine ve bunun yasal hazlarma doğru yol alırken, Anna’nın içten içe baştan aşağı değişmesi kocasının zaman çizelgesinde hiçbir değişikliğe yol açmaz. Levin’in zamanı ise Oblonski’nin hiç tasasız akıp giden gününü düzensiz aralıklarla keser. Heyecanlı ve hemen hüzünlenen Levin, Tolstoy’un örmekte olduğu zamandizinsel ağa beklenmedik, sıçramalı, düzensiz ilmekler atarak eklenir. Bir de, birinci kitapta yer alan belli başlı iki sahnenin kurduğu çarpıcı dengeyi unutmamalıyız; Kitty’nin Anna’nınçekiciliğinin farkına varırken geliştirdiği aşırı, esrik bilincin anlatıldığı balo gecesi; bir de Anna’nınkarmakarışık zihninden geçen türlü türlü delice düşünceye sahne olan Petersburg’a dönüş yolculuğu gecesi… Bu iki sahne, benzetme yerindeyse, iki kanadı Oblonski’nin zamanı ile Karenin’in zamanı olan yapıyı içeriden omuzlamış birer temel direğidir.

KIRMIZI ÇANTA
Tolstoy, Anna’nınkırmızı çantasını birinci kitabın 28. bölümünde ortaya çıkarır. Bu çanta «oyuncak gibi» ya da «minicik» olarak tanımlanır ama büyüyecektir. Anna, Pe
tersburg’a gitmek üzere Dolly’nin Moskova’daki evinden çıkarken birden nedeni belirsiz bir gözyaşı seline kapılacak, al basmış yüzünü içine bir gecelik başlığı ve keten mendiller koyduğu bu küçük çantanın üzerine eğecektir. Trenin kompartımanına yerleştiğinde küçük bir yastık, İngilizce bir roman ve bunun sayfalarını açmak için bir kâğıt keseceği çıkarmak üzere kırmızı çantayı bir kere daha açacaktır; bundan sonra kırmızı çanta yanında uyuklayan hizmetçinin ellerine emanet edilir. Dört buçuk yıl sonra (1876 Mayısı) yaşamına son verdiğinde silkip attığı son eşya da bu çanta olacaktır. Kendini trenin altına atarken bileğinden çıkarmaya çalıştığı bu çanta onu kısacık bir an oyalar.
Şimdi gelelim teknik açıdan kadının düşüşü olarak adlandırılan olaya. Ahlaki açıdan bakıldığında, bu sahne Flaubert’den, Emma’nın coşku sarhoşluğundan, Rodolphe’ın Yonville yakınlarındaki küçük, güneşli çam korusunda içtiği purodan çok, çok uzaklardadır. Bu bölüm boyunca zinayı kanlı bir cinayetle eş tutan ahlaki bir karşılaştırma sürdürülür; ahlaki bir imge olarak Anna’nın bedeni sevgilisi tarafından, günahı tarafından ayaklar altında ezilir, parça parça edilir. Anna ezici bir gücün kurbanıdır:
Hemen hemen bir yıldan beri Vronski için, bundan önceki bütün isteklerinin yerine geçerek, hayatının yalnız biricik isteği haline gelen; Anna içinse imkânsız, korkunç, o ölçüde mutluluğunun en çekici rüyası olan şey gerçekleşmişti. Solgun yüzünün alt çenesi titreyen Vronski, Anna’nın başucunda duruyor, niçin ve nasıl olduğunu kendisi de bilmeden, Anna’nın yatışması için yalvarıyordu… «Anna! Anna!» diyordu… Vronski, öldürdüğü kişinin cesedini gören bir katilin duyması gerekli olan şeyi duyuyordu… Onun hayatına son verdiği bu ceset, onların aşkları, aşklarının ilk safhası idi… Manevi çıplaklığı karşısında duyduğu utanç Anna yı eziyor, bu duygu Vronski’ye de bulaşıyordu. Ama bir katilin, öldürdüğü kurbanının ölüsü karşısında kapıldığı bütün dehşete rağmen onu parçala
mak, saklamak gerekiyordu. Ve katil, büyük bir hınçla, adeta tutkuyla bu ceset üzerine atılıyor, onu sürüklüyor ve parçalıyordu. O da bunun gibi, Anrıa’nınyüzünü, omuzlarını öpücüklerle örtüyordu14.
Bu Anna’yı Moskova’ya getiren trenin ikiye biçtiği, ağzı burnu sıkı sıkıya yünlülere sarılmış bekçi ile başlayan ölüm izleğinin ileriki bir gelişimidir.

Şimdi bir yıl sonra görülen iki rüyaya gelebiliriz. Kitap dört, bölüm iki:
Vronski eve dönünce, Anna’dan gelmiş bir pusula buldu. Anna bu pusulasında şunları yazıyordu: «Hasta ve mutsuzum. Dışarı çıkamıyorum. Ama, artık sizi görmeden de edemiyorum. Akşama geliniz. Aleksey Aleksandroviç saat yedide toplantıya gidiyor, saat ona kadar orada olacak.» Vronski, kocasının, eve gelmesini yasaklamasına rağmen, Anna’nınkendisini doğrudan doğruya evine çağırmasını biraz tuhaf buldu. Bir an düşündükten sonra gitmeye karar verdi.
Vronski bu kış albay olmuştu. Alaydan ayrılmış, birbaşına yaşıyordu. Kahvaltı ettikten sonra hemen bir kanepeye uzandı. Son günlerde gördüğü çok çirkin sahnelerin anıları, beş dakika içinde, Anna üzerine ve son ayı avında önemli rol oynayan ayı bastırıcımujik üzerine olan düşünceleriyle birbirine karıştı, bağlandı. Ve Vronski uyudu. Korkudan tirtir titreyerek karanlıkta uyandı ve acele mumu yakti: «Ne var?… Ne oluyor?. Rüyamda böyle korkunç ne gördüm?… Evet, evet… Galiba, şu ayı avındaki ufaktefek, sakalı karmakarışık, pis, bastırıcımujik, eğilmiş bir şeyler yapıyordu. Birdenbire Fransızca tuhaf bir takım sözcükler söylemeye başladı. Evet, rüyamda başka bir şey görmedim», diye düşündü. «Ama, bunda böyle korkuya kapılacak ne var?». Çabucak, yine mujiği ve onun söylediği anlaşılmaz Fransızca sözcükleri hatırladı. Sırtında
soğuk bir dehşet ürpertisi dolaştı. «Ne saçma şey!» diye düşündü ve saatine baktı.
Anna’ya gelmekte gecikmişti. Sevgilisinin evine girerken dışarıya çıkan Karenin’le karşılaştı:
Vronski başıyla onu selâmladı. Aleksey Aleksandroviç dudaklarını kısarak elini şapkasına götürdü, ve geçip gitti. Vronski onun, arkasına bakmadan, nasıl arabaya oturduğunu, arabanın penceresinden yol battaniyesini ve dürbünü alıp kaybolduğunu gördü. Vronski, hole girdi. Kaşları çatılmıştı, gözleri öfkeli ve gururlu bir ışıkla parlıyordu.
Daha holde, Anna’nınuzaklaşan ayak seslerini duydu. Anna’nınkendisini beklemekte olduğunu, kulak kabarttığını, şimdi de salona dönmekte olduğunu anladı…
Geç kalmıştı. Rüya geç kalmasına neden olmuştu:
Anna, Vronski’yi görünce:
— Hayır! diye bağırdı ve sesinin ilk çınlayışında gözleri yaşla doldu. Hayır, bu böyle sürüp giderse, o şey, çok, çok daha önce olacak!..
— Ne var dostum?
— Ne mi var?… Seni bekliyorum, acı çekiyorum. Bir saat, iki saat… Hayır, kavga etmeyeceğim! Seninle kavga edemem. Herhalde gelemedin değil mi?… Hayır, kavga etmeyeceğim!…
İki elini de Vronski’nin omuzlarına koydu ve ona, derin, hayran, aynı zamanda araştırıcı bakışlarla uzun uzun baktı.
Anna’nınilk söylediği sözün belli belirsiz de olsa kendi ölümü ile ilgili olduğuna dikkat edin:
Vronski:
— Rüyanda mı? diye tekrarladı ve birdenbire rüyasında gördüğü kendi mujiğini hatırladı.
Anna:
— Evet, rüyamda, dedi. Bu rüyayı göreli çok oluyor. Rüyamda, bana gerekli olan bir şey almak, bir şey öğrenmek için koşa koşa yatak odama giriyorum. Bunun rüyada nasıl olduğunu bilirsin! —Anna korkudan gözleri kocaman kocaman açılmış bir halde rüyasını anlatıyordu.— Yatak odasının köşesinde bir şey duruyordu.
— Ah, ne saçma şey!… Buna inanılır mı hiç…
Amma Anna, sözlerinin kesilmesine izin vermedi. Anlattığı şey, kendisi için çok önemli idi.
— Köşede duran bu şey dönüverdi. Ve ben bunun, sakalı karmakarışık ufaktefek, korkunç bir mujik olduğunu gördüm. Kaçmak istedim, ama o bir çuvalın üstüne eğilerek, orada elleriyle bir şeyler karıştırmaya başladı.
Anna aynı sözcüğü bir kere daha kullanır; sakalı karmakarışık.
Vronski rüyasında ne ihtiyar köylüyü, ne de çuvalı tam olarak seçememiştir. Anna ise seçmiştir:
Anna, çuvalda bir şeyler karıştıran müjik’in taklidini yaptı, yüzünde korku okunuyordu. Vronski de, kendi rüyasını hatırlayarak ruhunu kaplayan aynı korkuyu hissetti.
— Mujik çuvalı karıştırıyor, öte yandan da, çabuk çabuk hem de «R»leri yutarak, peltek bir dille Fransızca konuşuyordu: «İl faut le battre le fer, le broyer, le petrir…» (‘Demiri dövmeli, ezmeli, yoğur malı…’) Ben korkudan uyanmak istedim, uyandım… Ama rüyada uyandım. Bunun ne demek olduğunu kendi kendime sormaya başladım. Korney (bir hizmetçi) bana: «Doğururken, doğururken öleceksin. Anacağım, dedi, doğururken…» ben de uyandım. (Çocuk doğururken olmayacaktır oysa Anna’nın ölümü. Ruh doğumu, iman doğumu sırasında olacaktır)
Vronski:
— Ne saçma, ne saçma şey! diye söylendi. Ama, sesinde hiçbir inandırıcılık olmadığını kendisi de hissetti.
Anna:
— Ama, artık konuşmayalım, dedi. Zile bas, çay getirteceğim. Bekle biraz, şimdi ben…
Birden durakladı. Yüz anlatımı bir anda değişmişti. Korku ve heyecanın yerini, birdenbire, sdkin, ciddi ve şefkatli bir dikkat almıştı. Vronski bu değişikliğin ne deme
ye geldiğini anlayamamıştı. Anna karnında yeni bir hayatın kımıldadığını duymuştu.
Burada ölüm düşüncesinin çocuk doğurma düşüncesiyle nasıl bağdaştırıldığına dikkat edin. Bunu aslında Kitty’ nin bebeğini simgeleyen titrek ışıkla Anna’nın ölmeden önce göreceği ışığa bağlamalıyız. Tolstoy için ölüm, ruhun doğuşu demektir çünkü.
Anna’nın rüyasıyla Vronski’nin rüyasını karşılaştıralım şimdi de. Aslında temelde ikisi de aynı rüyadır elbette ve her ikisi de uzun vadede bir buçuk yıl öncesinin demiryolu izlenimlerinden —trenin ezdiği demiryolu bekçisinden— kaynaklanmaktadır. Ama Vronski’nin rüyasında, her şeyi başlatan partal elbiseli zavallının yerini ya da daha doğru bir deyişle rolünü, ayı avına katılan bir köylü, bir tuzakçı almıştır. Anna’nın rüyasında ise Petersburg’a yaptığı tren yolculuğundan gelme ek izlenimler vardır: kondüktör, ocakçı. Her iki rüyada da ufak tefek, korkunç köylünün sakalı karmakarışıktır, elleriyle bir şeyler aranırken kollarını zorlukla kıpırdatır (belki de her yanının sıkı sıkıya yünlülere sarılmış olmasının bir sonucu). Her iki rüyada da bir şeyin üzerine eğilerek Fransızca bir şeyler mırıldanır; Tolstoy’un sahte değerlerle dolu olduğuna inandığı çevrelerde gündelik olaylardan söz ederken bile Fransızca gevezelik edilir ya… Ama Vronski onun söylediği sözlerden bir anlam çıkaramaz; Anna ise çıkarır, bu Fransızca sözcüklerden çıkan anlam, demir kavramıyla, ezilmiş, parçalanmış bir şeyle ilgilidir; bu şey de Anna’nın kendisidir.

Vladimir Nabokov
Kaynak: Edebiyat Dersleri

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz