Aziz Nesin’li bir anı: “Konuşmanızı çok beğendim keşke Kürt konusundan bahsetmeseydiniz…”

Aziz Nesin(…) Şûra’nın ikinci gününde ‘Ulusal Kültürün Sürekliliği ve Kültürde Arınma’ konulu bildirisini sunan Türkiye Yazarlar Sendikası temsilcisi Aziz Nesin’in “Türk kültürü değil, Türkiye kültürü” sözleri üzerine salonda bulunan Türk Ocakları temsilcisi Ayvaz Gökdemir ayağa kalkarak; “Ne mutlu Türküm diyene!”* diye bağırmaya başladı. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in müdahalesi üzerine tekrar konuşmaya başlayan Nesin’in konuşması yine Ayvaz Gökdemir tarafından “Bu adamın burada ne işi var? Bunu neden dinliyorsunuz?”

Aziz Nesin’le Milli Kütüphane’de

1989 yılının Aralık ayının ilk haftası olmalıydı. Aziz Nesin bir akşamüstü kitabevine uğradı. Fazla kalmadı. Canı sıkkın gibiydi. Ayrılırken o sıra aklına gelmiş gibi, “Bugün bana fena yüklendiler,” dedi. “Yarın onları toptan yanıtlayacağım. Zamanın uygun olursa yarın seni de Millî Kütüphane’de görmek istiyorum.”

“Tabii ağabey,” dedim

* * *

Ertesi sabah (08.12.1989) gazeteleri gözden geçirirken Milliyet’in 10. sayfasında Tayfun Talipoğlu imzalı bir haber gözüme çarptı: “2. Kültür Şûrasında Aziz Nesin’e sözlü saldırı.”

Dün akşam Aziz Usta’nın ayaküstü değindiği sataşmaları anlatıyordu. Haberi aynen aktarıyorum:

{ (…) Şûra’nın ikinci gününde ‘Ulusal Kültürün Sürekliliği ve Kültürde Arınma’ konulu bildirisini sunan Türkiye Yazarlar Sendikası temsilcisi Aziz Nesin’in “Türk kültürü değil, Türkiye kültürü ” sözleri üzerine salonda bulunan Türk Ocakları temsilcisi Ayvaz Gökdemir ayağa kalkarak; “Ne mutlu Türküm diyene!” diye bağırmaya başladı. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in müdahalesi üzerine tekrar konuşmaya başlayan Nesin’in konuşması yine Ayvaz Gökdemir tarafından “Bu adamın burada ne işi var? Bunu neden dinliyorsunuz?” sözleriyle kesilince bir konuşma yapma gereğini duyan Bakan Zeybek, şunları söyledi:

“Çağdaş demokratik sistemlerde insanların değişik görüşleri savunması doğaldır. Önemli olan insanların birbirlerine tahammül edebilmeleridir. Sayın Aziz Nesin ‘in birçok görüşüne katılmıyorum ama dinliyorum. Kendisi de Şûra’nın başından beri katılmadığı görüşleri dinliyor. Lütfen daha olgun davranalım. Sayın Nesin, kendisine ayrılan sürede görüşlerini söyleyecektir. Bu Şûra’nın amaçlarından biri, değişik kesimlerin görüşlerini almaktır. “

Bakan’ın bu sözleri üzerine bağırmaya devam eden Gökdemir, kendisine katılan kimse olmayınca, “Siz de onlardansınız!” diye bağırarak salonu terk etti.}

* * *

Zamanında gittiğim halde, kocaman salonda zar zor bir yer buldum. Rastlantı Aziz Nesin de önümdeki koltukta oturuyordu. Aynı sırada İstanbul’dan gelen yazar Refik Erduran’la dönemin Yayıncılar Birliği Başkanı Aygören Dirim’i gördüm. Tanıdığım bu üç kişiydi hepi topu. Salondakilerin çoğunluğu neredeyse Bakanlığın takım elbiseli bürokratlarıydı.

Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği 2. Millî Kültür Şûrası bugün sona erecekti. Bu üçüncü gününde de Bakan (ANAP) N. Kemal Zeybek oturum başkanı olarak divanda yerini almıştı.

Toplantı açılınca Aziz Nesin ayağa kalkıp söz istedi.

Bakan Zeybek; “Buyrun efendim.” dedi.

Aziz Nesin elinde bir tomar kâğıtla kürsüye doğru yürüdü.

Aziz Nesin divana dönerek; “Sayın Bakan,” dedi, “zaten siz beni bu toplantıya çağırarak başınıza iş açtınız. Dün aleyhimde konuşulanları dinlediniz. Bugün sıra bende. Konuşmamın kesilmesini istemiyorum. Uygun görmüyorsanız ben de konuşmam.”

Bakan yerinde doğrularak “Rica ederim efendim,” dedi, “buyurun konuşun.”

Aziz Nesin dün kendisine yöneltilen suçlamaları anımsatıp bir bir yanıtlarken, giderek toplumsal adalet, çağdaş kültür, ifade, ana dil, insan hakları ve demokratik örgütlenme özgürlüğü ile Kürt sorunu üzerine zihin açıcı dersler verdi dinleyenlere. Dikkat ettim, salonun birçok yerinden Aziz Nesin’in değindiği konular yer yer alkışlanıyordu. Anımsadığım kadarıyla, o sıralar ve daha sonra gazete, dergi ve TV’lerde sıkça tartışılan ülkemizin sorunlarıydı bunların hemen hepsi. Tabii faili meçhullerle birlikte…

Aziz Nesin oldukça uzun süren konuşmasını bitirdikten sonra aldığı alkışlarla gelip yerine oturdu.

Salonun gerisinde, toplantıyı ayakta izleyen pek çok genç vardı. Bunlardan türbanlı genç bir kız (öğrenci olmalıydı), divana seslenerek Aziz Nesin’e bir soru sormak istediğini söyledi.

“Aziz Nesin başı örtülü öğrenciler konusunda ne düşünüyor?”

Aziz Nesin ayağa kalktı. Divan’a, bulunduğu yerden soruyu yanıtlayıp yanıtlayamayacağını sordu. Onay alınca, duvar tarafına döndü “Kızım,” dedi, “ilkokuldan başlayarak gördüğünüz eğitimden sonra türban takmanızdan daha doğal ne olabilir?”

Yine alkışlar.

Çay molası verildi.

* * *

Aziz Nesin’le birlikte salondan çıkmıştık ki, takım elbiseli, genç sayılabilecek bürokratlardan biri yanımıza geldi. Aziz Nesin’e saygıyla yaklaşarak,

“Konuşmanızı çok beğendim efendim.” dedi. (Alkışlayanlardan olabilirdi.) “Keşke, Kürt konusundan bahsetmeseydiniz…”

Adamın aksanı sanki Aziz Nesin’in kulağına bir şey fısıldamıştı. Birden “Sen nerelisin?” diyerek sözünü kesti.

“Diyarbakırlıyım.” dedi az biraz ezik bir sesle.

“Tüh sana!” deyip koluma girdi Aziz usta.

Birlikte çay ocağına yöneldik.”

Remzi İnanç
Kıyı Dergisi

* Ben Türküm ama mutlu değilim. Bir Kürt nasıl mutlu olsun

14 Eylül 1992’de Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Mustafa Ekmekçi,Onur Kurulu Üyesi Aziz Nesin ve Veli Özdemir’den oluşan heyet Şırnak’a gitme kararı alır.
“Tugay Komutanı Mete Sayar; “Ben burada güzel bir tablo yapmaya çalışıyorum. Bu tabloya küçük bir leke yapmaya kalkarlarsa o tabloyu Şırnaklıların başına geçiririm. Nitekim geçirdim de…” der. 
Aziz Nesin: “Siz kentin girişine ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazmışsınız. Ben katıksız bir Türküm ama mutlu değilim. Bir Kürt nasıl mutlu olsun.” diyerek cevaplayınca; hemen ayağa kalkan Mete Sayar: “İlk görüştüğüm siviller sizsiniz, buyrun” diye kapıyı gösterir.  

Bir konuşmasında da Aziz Nesin:   Siz hergün “Ne Mutlu Türküm” derseniz; Kürt şöyle düşünür: demek Türküm diyenler mutlu, ben mutlu olmadığıma göre Türk değilim” der.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski ve Dekadans Üzerine Monomonlar: Psikopatlar ve İncil – Hüseyin Avni Cinozoğlu

XI. yüzyılın ikinci yarısında Papa VII. Gregoire’nin adından dolayı Gregoryen reformum olarak adlandırılan ve kitlesel etkiye sahip bir “aydınlanma –...

Kapat