Bu kadar büyük fark olunca “Muasır medeniyet seviyesi”ni nasıl geçeceğiz? – Aziz Nesin

Aziz-NesinSevgili vatandaşlarım!.. (“Efendim” sesleri.) Size bişey daha söyleyeceğim. (“Buyur” sesleri.) Dilimizi, yani lisanımızı da bozdular. “Muasır medeniyet seviyesi” gibi konuşulan dilimizi “Çağdaş uygarlık düzeyi” yaptılar. Siz bundan bişey anlıyor musunuz? (“Anlamıyoruz” sesleri.) Anlamazsınız elbet, çünkü ben de anlamıyorum. Size bişey daha söyleyeceğim. Nedense, insanlarımız tepki göstermesini bilmiyorlar. Ben buna çok şaşıyorum. Muasır medeniyet seviyesindeki memleketlerde toplumlar tepki gösterir. Bizim toplumumuz neden tepki göstermiyor? Bakın, Avrupa’da böyle değil. Batı toplumlarının insanları, beğenmedikleri bir hareket olursa veyahut birisi kanunlara, nizamlara, talimatnamelere filan aykırı bir harekette bulunursa, hemen ona karşı tepki gösteriyorlar.

Bakın size kendi hayatımda şahit olduğum biriki misal vereyim. Bundan otuz, belki de otuzbeş yıl önce bir vazifeyle İngiltere’de bulunuyordum. Bir parktayım. Ama o bilinen meşhur Haytpark değil, başka bir Haytpark orası. Hem parkta geziniyorum, hem de fıstık yiyorum ve hem de cıgara içiyorum. Fıstık yerken ne yapılır? Ben de herkes gibi fıstığın içini yiyip kabuğunu atıyorum. Yaşlı bir erkekle bir kadın yanıma sokuldu. Ben orda vazifeyle bulunduğumdan benim yanımda bizim dilimizi bilen bir rehberim de var. O karıkoca İngilizler rehberime benim ne yaptığımı sormuşlar. Ben de fıstık yediğimi söyledim. Niçin içini yiyip de kabuklarını yere attığımı sormuşlar. Ben de, “Ne yapayım yani,” dedim, “kabuğunu yiyip içini mi atsaydım?” Bunun üzerine rehber dedi ki, “Ekiskiyüzmi” yani, “affedersiniz” dedi, “İngiltere’de kabuklar atılmaz.” Vallahi anlamadım önce. Ben sandım ki, İngilizler fıstığı kabuğuyla yiyorlar. Halbuki onlar bana, kabuklan yere atıyorum da, çöp kutularına atmıyorum diye kızıyorlarmış. O yaşlı İngiliz kadınla erkek bana çöp kutularını gösterdiler. O sırada cıgaramın izmaritini yere attım. Ben ihtiyatlı adamımdır. İzmariti yere attım mı, öyle bırakmam.
Ne olur, ne olmaz, yangın filan çıkabilir. Yanan izmariti ayağımla iyice ezdim. O yaşlı İngiliz kadınla erkek, ben izmariti ezerken, ne yapıyorum diye şaşkın şaşkın bakıyorlar. “Ne yapıyorsunuz?” diye bağırdı İngilizler. Rehber, İngiltere’de izmaritler yere atılmaz, dedi. E, ne yapılır? Cebime mi atacağım? “Söndürülüp kutuya atılır,” dedi.

Bakın vatandaşlar, adamlar, belediyenin emirlerine uymayanlara nasıl tepki gösteriyorlar. Bizde olsa, izmariti ister yere at, ister havaya fırlat, kimse aldırmaz. Neden? Çünkü biz tepki göstermesini bilmiyoruz. Bir tarihte de yine vazifeyle Avusturya’dayım. Yine rehber vermişler bana. Rehberimle Viyana’da bir caddede yürüyoruz. Biliyorsunuz, Viyana yeniçeriler zamanında azkalsın bizim olacakmış. Neyse orasını geçelim… Yürürken, vallahi hiç farkına varmamışım, nasılsa yere tükürmüşüm. Bu sefer rehber, “Başkası tepki göstermeden sizi uyarıyorum efendim, burda yerlere tükürülmez,” dedi. Tabii bozuldum… O bozuntuyla, “İyi ama, buralarda hiçbir yerde ‘Yerlere tükürmek yasaktır’ yazılı levha asılı değil ki… ” dedim. Öyle ya, yasak levhası konulmayınca insanlar nerden bilsin yere tükürmenin yasaklandığını? Öyle değil mi? Bizim memleketimizde, biliyorsunuz, nasıldır? Heryerde yasak levhaları vardır: “Yerlere tükürmek yasaktır!” “Buraya işeyen eşektir!”, “Eşeklere mahsus heladır!”, “Yerlere çöp ve izmarit atmak yasaktır!”, “Pencereden sarkmak yasaktır!”, “Köpek var, içeri girmek yasaktır!”, “Bu deniz yalıya aittir, yüzmek yasaktır!”, “İnşaata girmek yasaktır!”, “Çiçekleri koparmak yasaktır!” Peki, bu kadar çok yasak levhası var da, neden hâlâ vatandaşlar yasakları çiğner? Çünkü vatandaş okuryazar değil ki, levhada yasak yazılı olduğunu anlayabilsin. Ama şimdi biliyorsunuz, okuma yazma seferberliği açtık ve okuryazar nispetini yüzde yetmişe çıkardık. Demek ki, “Burası eşeklere mahsus heladır,” diye badana fırçasıyla kireçlenerek yazılmış duvarın dibine vatandaşlarımızın yüzde yetmişi artık işemeyecek. (“Sağol” sesleri ve sürekli alkışlar.) Bakın, şöyle bir vaka olmuş hatta. Türkiye’de bir müddet yaşayan bir Alman, evinin sokak duvarına yazılı “Eşeklere mahsus” yazısını sokağın adı sanmış da Almanya’ya dönünce komşusuna gönderdiği mektubun zarfına adres diye “Eşeklere mahsus Str” diye yazmış.

Yani yasak levhası olmayınca insan nasıl anlar neyin nerde yasak olduğunu? Hatta, bakın, bir hatıramı daha anlatayım. Bigün tirende gidiyorum. Tirenin pencere söğesine madeni bir plakaya “Dışarı sarkmayınız!” diye yazmışlar. Ne demek bu? Yani pencereden sarkmak yasak… Yolcular ne yapmışlar, biliyor musunuz? “Sarkmayınız” kelimesindeki “m” harfiyle sondaki “nız”ı kazıyıp silmişler. O zaman ne olmuş: “Dışarı sarkmayınız!” olmuş “Dışarı sark ayı!” Olur mu, ne ayıp, bir onlara bakın, bir de bize… Onlar belediyenin emrine itaat etmeyene tepki gösteriyor, biz ne yapıyoruz. “Dışarı sark ayı!” diyoruz. Aradaki farka bakın. Bu kadar büyük fark olunca “Muasır medeniyet seviyesi”ni nasıl geçeceğiz?

Batı toplumlarında kanunları, emirleri çiğneyenlere halkın nasıl tepki gösterdiğini anlatıyordum. Yine bir tarihte, yirmi yıldan çok oldu, Almanya’nın bir kentinde görevliyim, geçmiş gün, şimdi hatırlayamıyorum; ya Hamburger, ya Berlinger, işte öyle biyer… Yanıma yine Türkçe bilen bir rehber vermişler. Acele işim olduğundan dalmışım, bu yandan karşı kaldırıma geçerken yaşlı bir Alman kadını koluma yapışıp geçiş lambasını gösterdi. Kırmızı lamba yanıyormuş. Rehberin dediğine göre bana çok ağır bir laf söylemiş. Bakın Avrupalının tepkisine… Belediyenin nizamına, hükümetin emrine, devletin kanununa uymadın mı, hemen tepkisini gösteriyor. Araba maraba yok ki, kırmızı yanarken geçsem ne olur… Hayır, olmaz! Ben tabii kadına “Çok pardon madam” dedim. İşte o gün bugün ben, kırmızı lamba yanarken karşıya geçmem.

Biz de tepki göstermeye alışmalıyız, tepki gösteren bir toplum olmalıyız. Kanunlara, nizamlara, emirlere, talimatlara ve talimnamelere uymayanlara karşı hemen tepki göstermeliyiz ki, çünkü biz başka türlü hiçbir zaman bu muasır medeniyet seviyesini geçemeyeceğiz. Bakın vatandaşlarım, başka bir misal daha vereyim. Yine görevli olarak bir tarihte Paris’te bulunuyordum. Biliyorsunuz, Fransa’nın başkenti olan Paris… Bu seferki rehberim bir kadın. Kadın bana Paris’in nerelerini görmek istediğimi sordu. Hay Allah… Söylenmez ki kadına. Gitmiş olanlar bilirler, Paris’in bir meşhur Şanzelize caddesi vardır, benzetmek gibi olmasın, bizim istanbul’un İstiklal caddesi gibi bir cadde… O cadde üstündeki bir sinemada baktım afişlerine, ilanlarına, Emanüel filmi oynuyor. Bu Ema-nüel filminin methini çok duymuşluğum var. Kadına, Emanüel’i göreceğim, denmez ya… Sinemanın önüne gelince, biriki saat yalnız gezmek istediğimi söyledim. Kadın anladı benim niyetimi. “Bu film Fransızcadır,” dedi. Nece olursa olsun, ne fark eder? Ben filmi dinlemeyeceğim, seyredeceğim. Neyse sinemadan vazgeçtim.

Öğrenciliğimdenberi benim aklım Napolyon’dadır. Kendisini görmek kısmet olmadı, bari sarayını görelim, dedim. Bindik bir arabaya, gidiyoruz. İnsanlık hali bu ya, ben gayetle sıkıştım. Terslik işte. N’olacak şimdi? Çatlayacağım. Çatlamaya da razıyım da, ya arabanın içinde ve rehber kadının yanında şarrr diye desturun… Şoföre, “Aman stop oğlum, van moment… ” dedim. Arabanın durmasıyla kendimi arabadan attım. Bir koşu bende… O yana, bu yana. Bir ıssız yer yok ki… Derken, buldum bir köşe… Yahu, onca insan nerden çıktı? Toplandılar başıma. Bağıran, çağıran… Sanırsın, terörist avına çıkmışlar. Kadın yetişti de kurtardı. “İşemek yasaktır” yazısı yok, şuna mahsus hela yazılı değil… Hemen yanda genel hela yok muymuş. Neyse ben o genel helaya da girdim.
Yani demek istiyorum ki adamlar tepki gösteriyorlar. Bizde kanunlara, nizamlara, emirlere uymayanlara, işeyenlere, tükürenlere filan tepki gösterilmez.
E böyle olunca da, nasıl geçeriz muasır medeniyet seviyesini vatandaşlarım? (“Yaşa, varol… ” sesleri.)
Bakın, vatandaşlarım, bizzat başımdan geçmiş bir misal daha vereyim. Brüksel’deyim bigün. Üzerinize afiyet nevazil olmuşum. (“Geçmiş olsun” sesleri.) Şimdi değil, o zaman… Boyuna hapşırıyorum. (“Çok yaşa!” sesleri.) Siz de görün… Sonra efendim, aksırıp tıksırıp hapşırıp öksürüp duruyorum. O durumda yataktan çıkmamam gerekir ama, vazife herşeyden mukaddestir, deyip, o gece bizim için verilecek ziyafete gittim. Bu seferki rehberim erkek… Tam ziyafette… Masada… Hapşırmam gelmez mi! Mendili çıkarmak için elimi cebime attımsa da hapşırığa yetiştiremedim. Bu hapşırık, padişah fermanı olsa dinlemez… Elimi mendile attığımdan ağzımı da kapayamadım… Bir tepki, bir tepki bana…

Bakın vatandaşlar, bikez de ne oldu. İtalya’dayım. Bizim lahmacuna bu İtalyanlar piza diyorlar. Bu İtalyanlar çok tuhaf millet, piza’yı bir kentin adı yapmışlar. Bizde olsa, bir kentin adını lahmacun koysak herkes güler. İtalyanlar kentin adını piza koymuşlar ama gülmüyorlar. Orda herşeyin adı piza… kenti, Piza kulesi, ver bir piza… Bana o Piza kentinde Piza müzesini gezdirecekler. Bu seferki rehberimle İngilizce konuşuyoruz, ama adamın İngilizcesi zayıf… Nerden anladım derseniz, kendisi söyledi. Neyse, müzeye giriyoruz. Daha adımımı attım atmadım bunlar bana bir çıkışsınlar… Anladım ki, yine kanunları, nizamları çiğnedim ama hangisini… Bastığım yerleri gösteriyorlar. Bir de ne bakayım, paspasa silmeden ayakkabımın çamuruyla içeri girmişim… “Çamurlu ayakkabıyla girmek yasaktır!” diye bir yazı yok ki… Yani diyeceğim, adamlar tepki göstermesini biliyor. Nedense biz tepki göstermesini bilmiyoruz.

Bakın vatandaşlar, yine bizzat yaşadığım bir vakayı anlatayım. İsveç’te mi, İsviçre’de mi, ikisinden birindeyim bir tarihte, yine vazife ile tabii. Tirene bineceğim. Bilet alacağım ama, gişenin önü kalabalık, benim de işim acele. Önümdekileri şöyle nezaketle iteleyip önlerine geçeyim dedim, vay efendim, bir tepki, bir tepki… Ne bileyim ben, orda dirseklemenin, öndekinin önüne geçmenin yasak olduğunu… (Sürekli olarak “En büyük sensin, senden büyük yok… Kimse senin önüne geçemez!” sesleri.) Biz olsak, dirseklesek de, dirseklensek de aldırmayız, tepki göstermeyiz. Ama vatandaşlar, böyle gidersek, nah işte buraya yazıyorum, zor geçeriz muasır medeniyet seviyesini… Herşeyin başı, kanunlara, emirlere, nizamlara, talimatlara uymayanlara tepki göstermekle başlar. Yoksa vatandaşlarım, biz bu muasır medeniyet seviyesini nah geçeriz… (Anlamı anlaşılmayan sürekli bağrışmalar.)

Aziz Nesin
Kitap: Herkesin İşi Gücü Var
Öykü:Muasır Medeniyet Seviyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here