Kitle ve İktidar: Parlamenter Sistemin Doğası – Elias Canetti

Artık hiç kimse çoğunluğun kararının, daha fazla oy almış olduğu için ille de daha akıllıca olduğuna inanmıyor. Savaştaki gibi iradenin karşısında irade vardır. Taraflardan her biri hakkın ve aklın kendisinden yana olduğu kanaatindedir.

Modern parlamentoların iki-partili sistemi birbirine karşıt orduların psikolojik yapısını kullanır. İngiltere’de İç Savaş sırasında bunlar, istenmese bile, gerçekten mevcuttu. Hiç kimse kendi ülkesinin insanlarım öldürmekten hoşlanmaz; akrabalık duygusu her zaman kan dökmeyi engelleme eğilimindedir ve hatta bazen iç savaşların erken sona ermesine neden olur. Ancak taraflar savaşmayı, bu kez birbirlerini öldürmeksizin sürdürür. Gerçek savaşta sayısı daha çok olanın kazanacağı varsayılır. Her komutanın asıl kaygısı, çatışma alanında hasmından daha güçlü olmak, orada daha çok insan bulundurmaktır. Başardı komutan, toplam kuvveti diğerinden az da olsa, kuvvetleri hayati önem taşıyan noktalarda en yüksek sayılarda yoğunlaştırmakta başarılı olandır.
Parlamenter bir oylama, iki grubun belirli bir yer ve zamandaki göreli kuvvetlerini ölçmekten başka bir şey yapmaz. Bu kuvvetleri önceden bilmek yetmez. Bir partinin 360, diğerinin yalnızca 240 milletvekili olabilir; ama birinin diğeri karşısındaki gücünün fiilen ölçüldüğü an olması nedeniyle, gerçek oylama belirleyicidir. İlk baştaki ölümcül çarpışmadan geriye kalan sadece budur ve bu oyun pek çok biçimde oynanır: baskınlara ya da patlamalara yol açabilecek tehditlerle, istismarla ve fiziksel provokasyonla. Ancak oyların sayılması çarpışmaları sona erdirir. 360 kişinin 240 kişiyi yeneceği varsayılır. “Ölülerin oluşturduğu kitle” hesaba katılmaz; parlamentoda ölüler yoktur ve olamazlar da. Bu olgu parlamenter dokunulmazlık uygulamasıyla netleştirilir. Bir parlamenterin dokunulmazlığı ikilidir: Hem hükümetle ve hükümetin üyeleriyle olan ilişkilerde hem de diğer üyelerle olan ilişkilerde mevcuttur. Bu ikinci yön genellikle çok az vurgulanır.

Artık hiç kimse çoğunluğun kararının, daha fazla oy almış olduğu için ille de daha akıllıca olduğuna inanmıyor. Savaştaki gibi iradenin karşısında irade vardır. Taraflardan her biri hakkın ve aklın kendisinden yana olduğu kanaatindedir. Bu kanaat çok kolayca edinilir ve bir partinin görevi tam da bu irade ve kanaati canlı tutmaktır. Oyları aşılan taraf çoğunluğun kararına, artık kendi davasına inanmaktan vazgeçtiği için değil, yalnızca yenilgiyi kabul ettiği için uyar. Bunu yapması kolaydır, çünkü ona hiçbir şey olmaz; önceki karşı çıkışından dolayı hiçbir biçimde cezalandırılmamıştır. Yaşamı tehlikede olsa daha farklı davranırdı. Ancak gelecekte pek çok çarpışmanın olacağını sezinler, ama bu çarpışmaların hiçbirinde öldürülmeyecektir.
Bir parlamentonun bütün üyeleri benzer bir dokunulmazlığı paylaşırlar. Onları kitle yapan bu eşitlik ölçütüdür ve burada iki partinin de üyeleri arasında bir ayrım yapılmaz. Parlamenter sistem bu dokunulmazlık sürdüğü sürece işler. Herhangi biri başka bir üyenin ölümünü herhangi bir biçimde işin içine sokar sokmaz, parlamenter sistem unufak olur. Bu noktada yaşayanlardan birini ölü olarak görmekten daha tehlikeli bir şey yoktur. Savaş, ölüler nihai hesaba dahil edildiği için savaştır. Parlamentoysa, yalnızca ölüler hariç tutulduğu sürece parlamentodur.
Örneğin İngiliz Parlamentosu’nun kendisini ölülerden, hatta barışçıl bir biçimde ve kendi duvarlarının dışında ölenlerden ayırmak için kullandığı içgüdüsel yöntemler ara seçim sisteminde görülür. Ölen adamın ardılı önceden belirlenmez ve hiç kimse onun yerini otomatik olarak almaz. Yeni adaylar gösterilir ve bütün formaliteleriyle yeni bir seçim yapılır. Ölen insanın Parlamento’da yeri yoktur; üyeliğini kimseye miras bırakamaz ve kendisinden sonra yerini alacak olanın kim olduğunu bile bilemez. Ölüm sonradan çıkacak bütün tehlikeli sonuçlarıyla birlikte, başarılı bir biçimde İngiliz Parlamentosu’nun dışında bırakılmıştır.
Parlamenter sistemin bu yorumlanışına, Kıta Avrupası’ndaki bütün parlamentoların büyüklükleri bakımından çok çeşitlilik gösterdiği ve ancak bazen karşıt iki grup halinde ayrılan birçok partiden oluştuğu gerekçesiyle karşı çıkılabilir. Ancak bu olgu oylamanın önemini etkilemez. Oylama her yerde ve her zaman, olayları belirleyen hayati andır. Bu anın en önemli unsuru, büyük olanın oylamada yer alan diğerini kendisine uymaya zorladığı iki sayıdır. Bütün parlamentolar üyelerinin ikili dokunulmazlığıyla ayakta durur ya da devrilir.
Milletvekili seçimi temel olarak parlamenter prosedüre benzer. Kendisinin en güçlü, muzaffer olduğunu kanıtlamış olan adayın en iyisi olduğu düşünülür. En güçlü aday en çok oy alandır. Ona oy veren 17. 562 kişi, rakibine oy vermiş olan 13. 204 kişiyle savaşacak olsa, savaşı kazanırlardı. Ancak bu çatışmanın da öldürme olmadan sona ermesi gerekir. Ancak seçmenlerin “dokunulmazlığı” oy pusulalarının “dokunulmazlığından” daha önemsizdir. Seçmenlerin sonunda bir aday üzerinde karar verip bunu yazdıkları ya da bir şekilde işaretledikleri ana kadar onları etkilemenin her tür yöntemine izin verilir. Karşı aday her tür aleni hakaret ve nefretle teşhir edilir. Seçmen seçimle ilgili çeşitli mücadelelerde yer alabilir. Politik bir eğilimi varsa, kavganın bütün iniş çıkışlarının tadını çıkaracaktır; ancak oyunu kullandığı an neredeyse kutsaldır; oy pusulalarının atıldığı sandıklar da kutsaldır; elbette sayım işlemi de.
Bu etkinliklerin kutsallığı bir karar aracı olarak ölümden feragat etmekten çıkar. Her bir oy, sanki, bir taraf için ölüm demektir. Ancak öldürmenin düşmanın gücü üzerindeki etkisi titizlikle sayılara dökülmüştür; bu sayılarla oynayan, bunları yok eden ya da üzerinde tahrifat yapan insan, bilmeden ölümün aralarına girmesine izin verir. Oy pusulasıyla alay eden militaristler yalnızca kendi kan dökmeye yönelik eğilimlerini açığa vururlar. Oy pusulası, tıpkı bir anlaşma gibi, onlar için yalnızca bir kâğıt parçasıdır; kana bulanmamış olması onların gözünde pusulayı aşağılık kılar; onlara göre geçerli kararlar yalnızca kanla elde edilenlerdir.
Bir parlamento üyesinin oy kullanması bir seçmeninkinden çok daha kesif bir prosedürdür. Seçmenin oy kullandığı seçimler arasındaki uzun zaman aralığında, temsilcisinin şahsında var olur. Parlamenterin varlık nedeni budur: sık sık oy kullanmak. Ancak birlikte oy kullandığı insanların sayısı göreli olarak çok daha azdır. Kesafet ve tekrar, seçmenlerin kendi sayılarından çıkardıkları heyecanı tamamlamalıdır.

Elias Canetti
Kitle ve İktidar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Krishnamurti: Kendinizi anla­manız için zekâya, sezgiye, sevgi­ye ve sabra ihtiyacınız var

Kitap okuyarak, birisinin peşinden giderek hayatın tüm o çok karmaşık ve alengirli sorunlarına çözümler bulacağınızı düşünüyorsunuz. İnançlar ve teoriler buluyorsunuz...

Kapat