Sivil İtaatsizlik: Bir kez tam yapılmış olan, sonsuza dek kalır – Henry David Thoreau

Adaletsiz bir hükümet ve onu ayakta tutan destekçileri tarafından sebep olunmuş adaletsiz bir savaşa isteksizce gönderilen askerler, kendi davranışlarından bile memnun olmayan kimselerce alkışlanmaktadır, devlet ise bir günahı cezalandırmaktadır, kendi bir tövbekârmışçasına. Böylece biz, Düzen ve Sivil Yönetim adı altında, kendi ettiğimiz kötülüğü desteklemek ve ona saygı duymak zorunda bırakılırız. Günah yüzünüzü bir kez kızarttıktan sonra, alışkanlık yapar, ahlaksızlıktan kayıtsızlığa dönüşür ve sanki kurduğunuz hayatlar için bir gereksinim halini alır.

Çoğunluğun isteklerine uyan bir azınlık güçsüzdür; o zaman azınlık bile değillerdir

En büyük ve yaygın hataları, en bilinçsizce yapılmış iyilikler ayakta tutmaktadır. Yurtseverliğin erdeminden dem vuran en hafif sitemlere, büyük çoğunlukla asiller maruz bırakılır. Reformun önündeki en büyük engeller, hükümetin karakterini ve ölçütlerini kabul etmeseler de ona bağlılık gösteren ve destek veren ve böylece şüphesiz ki en vicdanlı destekçileri olanlardır. Bazıları, devlet birliğinin bozulmasını (eyaletlerin ayrılmasını) böylece başkanın yaptırımlarından kurtulmayı istemekteler. Neden bunu, devlet ile aralarındaki birliği bozmayı, kendileri yapmamaktadır? Ve hazineye ödeme yapmaktan vazgeçmemektedir? Eyaletleri ile aralarındaki bağ, Eyaletlerin devlet ile arasındaki bağdan farklı mıdır? Ve kendileri ile Eyaletleri aralarındaki bağın kopmaması, devlet ile Eyaletlerin ayrılamamasına sebep olan nedenlerden farklı mıdır?
Bir kimse nasıl bir tek düşünceye ilgi duyabilir ve onu yaşayabilir? Eğer kullanıldığını düşünüyorsa, bu fikri yine de yaşamalı mıdır? Komşunuz sizi bir dolar bile dolandırsa, bunu söylemede, bunu düşünmeden rahat edemezsiniz ve size paranızı iade etmesini beklersiniz, ama paranızı almak için harekete geçerseniz bir daha aldatılmazsınız. Prensiplerin icraata dökülmesi, doğrunun algılanması ve uygulanmaya konması, ilişkileri ve işleri değiştirebilir; aslında bu devrimsel bir şeydir, eskiye dair hiçbir şey kalmaz. Geçmişte bu, sadece yönetim ve kiliseyi ayırmakla kalmadı, aileleri de ayırdı; bu ayrıca bireyi kendi içinde ayırır; içindeki şeytanı ve Tanrı’yı ayırır.

Adaletsiz yasalar var: bunlara uymalı mıyız yoksa değiştirmek için çaba mı göstermeliyiz? Ya da yasa değişene kadar uymalı mıyız yoksa bir defada çiğneyip geçmeli miyiz? İnsanlar genellikle, böyle yönetimler varken, değişim için çoğunluğun ikna olması gerektiğini düşünür. Eğer tek başlarına direnişe kalkarlarsa, durumun daha kötü olacağını düşünürler. Ama durumun giderek kötüleşmesi, yönetimin suçudur. Reformu anlamak ve buna zemin hazırlamak daha uygun değil midir? Neden yönetimler çözüm sunan azınlığı dikkate almazlar? Neden daha canları bile yanmadan ağlamaya başlarlar? Neden vatandaşları, yönetimin hatalarını bulmaya ve onları düzeltmeye teşvik etmezler? Neden İsa her zaman çarmıha gerilir, Kopernik ve Luther aforoz edilir ve Washington ve Franklin isyancı addedilir?

Kişi, kendi otoritesini kasti olarak reddetmenin kendi hükümetinin tek kötü yanı olduğunu düşünebilir; yoksa neden uygun ve açıkça belli olanı yapmasın? Bir kimse, devlet için 9 şilin kazanmayı bir reddetmeye görsün, bildiğim hiçbir yasanın belirleyemediği, sadece onu oraya koyanların tayin ettiği sürelerce hapse tıkılır, ama aynı kişi devletten 90 kez 9 şilin çalmaya kalktığındaysa, kısa sürede salınıverir.

Eğer adaletsizlik, yönetim makinasında gereken sürtünmeyi yaratan parça ise, atın gitsin, atın gitsin: İşleyiş pürüzsüz olacak ve zaten makinaya hacet kalmayacaktır.. Adaletsizliğin kendi yayı, ipi, kasnağı veya levyesi var ise, o zaman sonuçların çok da kötü olmayacağını düşünebilirsiniz; ama eğer bunların işlemesi için size ihtiyacı varsa, yani siz bir başkasına adaletsizlik getirecekseniz, o halde derim ki, o yasayı çiğnemelisiniz. Bırakın hayatınız işleyen makinayı durduracak karşı kuvvet olsun. Yapmam gereken, hiçbir şekilde tasvip etmediğim bir yanlışa alet olmadığımdan emin olmaktır.
Devletin sorunları çözmek içindir, bildiğim kadarıyla bunun pek fazla yöntemi yoktur. Olanlar da o kadar uzun süreler gerektiriyor ki, insanın ömrü yetmez. Başka işlerim de var. Bu dünyaya burayı yaşanacak bir şey yapmaya değil, iyi ya da kötü, yaşamaya geldim. Bir kişi her şeyi yapamaz, ama bir şeyler yapmış olmalı; çünkü zaten her şeyi yapamaz, yapması da gerekmez ki bir şeyi yanlış yapmasın. Valiye ya da milletvekiline şikâyet dilekçeleri yazmak durumunda değilim, onlar yaptıklarından beni haberdar etmek durumundalar ve şikâyet ettiğimde de duymuyorlarsa ne yapmalıyım? Ama bu durumda devlet hiçbir çözüm sunmamaktadır, çünkü sorun zaten kendi anayasasıdır. Biraz sert, inatçı ve ödün vermeyen bir tavır olarak algılanabilir ancak; sadece hak eden ve değerini bilenlere nazik ve düşünceli olmak gerekir. Yani, her değişim daha iyisi içindir; tıpkı bedeni tamamen sarsan doğum ve ölüm gibi.

Hiç tereddütsüz ifade ediyorum ki, kendilerini kölelik karşıtları olarak niteleyenlerin, maddi ve manevi olarak, daha fazla çoğunluk olmayı beklemeden, Massachusetts yönetiminden tüm desteklerini bir an önce çekmelidirler ki destek verdikleri yönetim onlara cefa çektirmesin. Bence, Tanrı onların yanındaysa, başka destekçiye ihtiyaçları yoktur. Dahası, komşularından daha haklı olan bir kişi, zaten bir kişilik bir çoğunluktur.

Bu Amerikan yönetimiyle ya da temsilcisi Eyalet yönetimiyle, vergi memuru tezahüründe, yüz yüze yılda bir kez, daha fazla değil, görüşüyorum; bu da benim gibi birinin devlet ile görüşebileceği tek durumdur ve kesinlikle hatırlatayım, en basit, en etkili ve işlerin gidişatına bakılırsa en zaruri şekli ile durumla başa çıkmak için kendimce, sonrasında reddetmek üzere, ona karşı çok az sevgi ve tatmin duyduğunuzu belirtmektir. Sivil komşum, vergi memuru, bu durumda uğraşmak zorunda kaldığım tek kişi — yani bir kâğıtla değil bir insanla tartışırım — çünkü kendisi bu görevi gönüllü olarak sürdürmektedir. Görevi itibariyle beni elimine edilmiş bir manyak ya da huzuru bozan bir kimse olarak değerlendirmesi emredilmişken, bir insan ve komşum olarak beni saygıdeğer bir komşusu gibi değerlendirmeyi ve bunu kabalık etmeden veya aceleyle geçiştirmeden, sözlerine veya davranışlarına yansıtmadan nasıl başarabilir? Şunu iyi biliyorum ki, eğer bin, yüz ya da on kişi bulabilirsek şu Massachusetts’te— sadece on dürüst kişi kölelerinden vazgeçerse, bu yardakçılıktan gerçek anlamda sıyrılırsa ve bunun için hapse atılmayı göze alırsa, bu; Amerika’daki köleliğin sonu olur. Küçük bir başlangıç olarak görünebilir: bir kez tam yapılmış olan, sonsuza dek kalır. Ama biz bundansa sadece konuşmayı tercih ederiz: bizim görevimizin bu olduğuna inanırız. Reformcu pek çok gazete vardır ama tek bir kişi yoktur. Eğer benim değerli komşum, devletin temsilcisi, günlerini insan hakları meselesinin mecliste görüşülüp uzlaşma yollarına açılmasına adayan, Carolina’daki hapis tehdidine karşın ablasının köleliği günahının üstüne kalacağından endişeli Eyalet Massachusetts’te yaşayan bir mahkûm olarak — gerçi şu anda kendisi ile tek kavga sebebi kendisinin soğukluğudur — milletvekili gelecek kışın konusundan feragat etmeyecektir.

Adaletsiz cezalar dağıtan bir yönetimde, adaleti savunan birinin de yeri hapishanedir. Uygun yer, Massachusetts’in özgür ve umutlu vatandaşlarını için uygun gördüğü tek yer, hapishanelerdir; onları elimine eder ve göz önünden kaldırır çünkü zaten onlar kendi prensiplerine uygun yaşayarak kendilerini elimine etmişlerdir. Orası, kaçak bir kölenin, şartlı tahliye edilmiş bir Meksikalının ya da yanlışları yüze vuran bir Kızılderilinin bulunabileceği yerdir; bu ayrı ama onurlu yer, devletin onun kurallarına göre yaşamayanları koyduğu, bir kimsenin onurunca bir yaşam süreceği tek evdir. Eğer birisi, orada nüfuzunu kaybedeceğini ve devlete artık sesini duyuramayacağını düşünüyorsa, duvarlar ardındaki düşman olmak istemiyorsa, ne gerçeğin yanlışın karşısında ne denli güçlü olduğunun ne de kişi kendi haksızlıkla karşılaştığında savaş vermekte tereddüt etmeyeceğinin bilincindedir. Oyunuzu verin ancak, onu sırf kâğıt parçası olarak görmeyin, tüm nüfuzunuzu kullanarak oy verin. Çoğunluğun isteklerine uyan bir azınlık güçsüzdür; o zaman azınlık bile değillerdir, ama tüm güçleri ile durduklarında karşı gelinemez olurlar. Eğer alternatifler, herkesi hapse tıkmak ve köleliği ve savaşı bitirmek olursa, devlet hangisini seçeceğinde tereddüt etmez. Eğer bin kişi bu yıl vergileri ödemeyi reddetse, bu vergilere razı olmaktan daha vahşi ve kanlı bir ölçüt değildir, onlar değil, devlet vahşileşmiş ve masumlara kastetmiş olur. Bu, aslında, barışçıl bir devrimin tanımıdır, eğer böyle bir şey gerçekten mümkün ise. Vergi memuru ya da herhangi bir memur, “Ben ne yapayım?” diye soracak olursa, cevabım şudur; “eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsan, istifa et.” Ne zaman ki insanlar bağlılığı reddederse ve memurlar istifa ederse, o zaman devrim tamamlanmış olur. Ama yine de kan akacaktır. Ama vicdanlar yaralandığında da kan akmış sayılmaz mı? Bu yaralar, insanlık kanar ve sonsuza dek ölür. Şu anda benim gördüğüm tam da budur.

Kişiyi hapsetmenin, onun malına el koymaktan daha iyi olduğunu düşünürüm — ki zaten ikisi de aynı amaca hizmet etmektedir — çünkü gerçek hak savaşçılarının, devleti en çok zora sokanların, zaten mal mülk edinecek vakitleri olmamıştır. Bu kimselere, özellikle el emeği işçilerine, devlet özellikle az hizmet vermeyi ve az vergi istemeyi alışkanlık haline getirmiştir ki, durum gözlerine batmasın. Özellikle hiç para kullanmadan yaşayan biri olsaydı, devlet ondan nasıl vergi alacağını düşünürdü. Ama zenginler — kişisel bir karşılaştırma olarak algılanmasın — kendini zengin eden kuruma satılmıştır. Kesin konuşmak gerekirse, çok para az erdem demektir; para, insan ile objeler arasında araçtır, insanı pek çok objenin sahibi yapar ve bunları edinmek kesinlikle bir erdem değildir. Para, pek çok soruyu göz ardı ettirir, ki tersi durumda vergiye tabii olacaktır, ama yarattığı yeni bir sorun vardır, ki en zor ve lüzumsuz sorudur, paranın nasıl harcanacağı. Böylece ahlaki zemin, ayaklarının altından çekilmiştir. “Ortalama” olarak nitelenenler arttıkça, yaşam şansı azalır. Bir zenginin kendi kültürü için yapabileceği en iyi şey, fakirken yaptığı ve zevk aldığı şeyleri yapmaya devam etmektir. İsa, Herodianlara bu konuda şunu demiştir: “Bana parayı gösterin” demiş ve cebinden bir peni çıkarmıştır, — eğer üzerinde Sezar’ın resmi olan ve onun değerli ve geçerli kıldığı bir parayı kullanıyorsanız, yani devletin adamı iseniz ve Sezar’ın yönetiminde olmaktan memnun iseniz, o zaman istediğinde Sezar’ın hakkını Sezar’a geri vermelisiniz. “Sezar’ın olanları Sezar’a, Tanrı’nın olanları Tanrı’ya teslim edin.» Hiçbirini, bilmek istemediklerini vererek, eskisinden iyi konuma getirmeyin.

En özgür komşumla görüşmelerimde, şunu anlıyorum ki, sorunun büyüklüğü ve ciddiyetiyle ilgili ya da halk huzuru ile ilgili ne düşünürlerse düşünsünler, eninde sonunda, ailelerinin veya mülklerinin başlarına geleceklerden korktukları için, direnişi değil yönetime uymayı tercih ediyorlar. Kendi adıma, devleti korumanın daha iyi olacağı hissine bir an bile kapıldığımı düşünmek bile beni rahatsız eder, ama vergi ibrazı ile karşılaştığımda devlet otoritesini reddedersem, çok geçmeden mallarıma el koyacak ve beni ve çocuklarımı ebediyen rahatsız etmeye başlayacaktır. Bu zordur. Bu, kişinin dürüstçe ve aynı zamanda huzurla, yaşamasına engel teşkil eder. Bu şekilde kaybedeceğinden emin olduğun mülkü edinmeye uğraşmak, harcayacağınız zamana değmez. Kiralamalı ya da bir gecekonduda yaşamalısınız, küçük bir alanda ekip biçmeli ve hasadı kendiniz kullanmalısınız. Kendi içinizde yaşamalı ve kendinize her an yeni başlangıçlar yapmaya hazır halde, güvenmelisiniz ve çok fazla ilişki kurmamalısınız. Bir kimse, eğer hükümetinin yoluna taş koymaz ise Türkiye’de bile zengin olabilir. Konfüçyüs, “Eğer bir devlet akıl ve mantık ile yönetiliyorsa, umutsuzluk ve fakirlik utanç kaynağıdır; eğer bir devlet akıl ve mantık ile yönetilmiyorsa, zenginlik ve onur, utan kaynağıdır.” Der. Hayır: Massachusetts yönetimi korumasının doğuda uzak bir noktada, tehlike altındaki özgürlüğüme kadar uzanmasını isteyene kadar ya da huzurla yaşamak için bir ev inşa ederek ona muhtaç kalana kadar; Massachusetts’i ve benim mülküm ve canım üzerindeki hakkı onaylamayı reddediyorum. Devlete itaatsizliğin götürüsü, itaat etmenin götürülerinden her zaman daha azdır. Bu durumda kendimi daha az değerli hissetmeliyim.

Birkaç yıl önce devlet kilise adı altında, karşıma çıktı ve benden geçmişte babamın katıldığı fakat benim hiç katılmadığım vaazları veren vaize destek olarak toplu bir miktarda para talep etti. “Öde,” dedi, “ya da hapse girersin.” Ödemeyi reddettim, ama maalesef, benim yerime ödedi. Neden bir okul müdürünün papazı desteklemek zorunda olduğunu, ama papazın okul müdürünü desteklemek zorunda olmamasını anlayamıyorum; tabii ben okul müdürü değilim ama gönüllü olarak kendi kendimi destekliyorum. Liselerin neden kiliseler gibi vergi toplamadıklarını merak ediyorum. Yine de, konsey üyesinin talebiyle, şöyle bir yazı yazdım. «Biliniz ki, ben, Henry Thoreau, katılmadığım hiçbir tüzel topluluğun üyesi sayılmak istemem.” Kasaba kâtibine bunu teslim ettim. Böylece devlet, benim o kilisenin bir üyesi olmak istemediğimi öğrenmiş oldu ve önceden yaptığının tersine, bir daha böyle taleplerde bulunmadı. Daha önceden bilseydim, bilgim dışında üye edildiğim tüm topluluklardan çıkardım; ancak böyle bir listeye nereden ulaşacağımı bilmiyordum.

Sivil İtaatsizlik
Henry David Thoreau

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Victor Hugo’dan çocukluk aşkı Adele Foucher’e: İnsanlar aşkı anlamıyorlar

Kapat