KARANLIKTA SABAH KUŞLARI – AHMET ALTAN

Sabaha karşı uyandım, hava karanlık, şehir derin bir uykunun sessizliğine sarınmış, geceden yağmış bir yağmurun ıslak serinliği var sokaklarda, bir çay yaptım kendime, bir sigara yaktım, boşluk gibi bir hareketsizliğin içinde kendimle yüz yüze oturdum, dağınık bir yumak gibi çeşit çeşit düşünce kırpıntıları, birbirinden kopuk, birbirinden ayrı renklerde, mahmur bir utangaçlıkla bir görünüp bir yok oluyordu içimde.

Düşüncelerimi yakalamaya çalışmıyordum, bıraktım onları kendi hallerine, zamanla ilgili bir şeyler dolaştı, milyonlarca yıldan beri gecelerin böyle olduğu ve milyonlarca yıl daha böyle olacağı geçti aklımdan, sonra bölünmüş aşklarla ilgili çekilmiş acılar, sonra nedense, katillerin de öldüğünü düşündüm, öldürmek kurtarmıyordu onları ölümden.

Bir yılbaşı günü sigara almaya çıkıp da, yolda yürürken rastladığım bir dükkânın vitrininde görüp cebimdeki bütün paramla aldığım o, artık iyice eskimiş, iriyarı, şişman koltuğun başucunda yanan abajurun ışığı, pencerelerdeki karanlığı daha da arttırıyordu, o karanlığa bakarken sabahın geldiğini anlamak neredeyse olanaksızdı.

Birden duydum kuş seslerini, gece karanlığıyla uyuşmuyordu sabah kuşlarının ötüşleri, hemen kapattımtim abajuru, koyu lacivert gecenin etekleri arasından sızan sabahın ilk solgun ışıkları ancak içerideki lambalar sönünce gözüküyordu.

Pencereyi açtım, yaşlı kargaların yorgun sesleri, martıların aç çığlıkları arasında, bülbül şakımaları duyuluyordu, neşeli bir fıskiye gibi yükselip, sevinçli çağıltılarla dökülen sesleri sanki gecenin karanlığından iplik iplik aydınlığı çekiyordu, onlar öttükçe ağarıyordu hava.

Gökyüzü hâlâ karanlıktı, o karanlığın bir ucundan beyazımsı bir mavilik, içinde belli belirsiz bir pembelik taşıyarak beliriyordu, sabah bir örtüyü usulca kaldırır gibi geliyordu.

Yeni bir gün doğuyordu.

Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah, her defasında yeniydi, her defasında taze, her defasında kuşlarla geliyor, her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu.

Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri, kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu, hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu, dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı, ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik, bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum, bunu neden düşündüğümü bilmeden.

Yollar sessiz, binalar uykuluydu, kuşları görmüyordum, yalnızca sesleri geliyordu, bir-iki fıstık çamını, çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum; onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm, gece biterken ötmeye başlıyorlar aydınlık yerleşince susuyorlardı.

Parlak, tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri, sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu.

Gün ağarırken, yalnızken hep olduğu gibi, aşkı ve ölümü düşünüyordu insan.

Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri.

Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen.

Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum, yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti, sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak.

Gökyüzü ağarmış, mat bir mavilik yayılmıştı bulutlara, sokakların ıslaklığını açıkça görüyordum artık, bacalardan tek tük dumanlar tütmeye başlamış, uyanan birilerinin olduğu haberi gökyüzüne dumanlarla bildirilmişti, uzaklardan araba sesleri duyuluyordu.

Şehir uyanıyordu.

Kuş sesleri çağıldıyordu hâlâ ve kargalar bana yaşlı sesleriyle çocukluğumu hatırlatıyordu, aşkı ve ölümü düşünüyordum, çocukluğumu, katillerin de öldüğünü, meyve bahçelerini ve sabah kuşlarının karanlıkta ötmeyle başladığını ve milyonlarca defa doğmasına rağmen sabahın hiç eskimediğini.

Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı.

Ve bir gün kuşlar sabahı bensiz çağırana kadar da beklediğim bir şeyler olacaktı.

Ahmet Altan
Karanlıkta Sabah Kuşları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz