Ahmet Altan: İnsanların koyduğu küçük işaretlere bakmanın büyüsünden kurtulamadım

0
49

Küçük İşaretlerin Sihri

Okul hayatım normal bir çocuğun okul hayatının iki misli sürdü, okuldan ve dersleri bana zorla öğretmeye çalışmalarından hep nefret ettim, ama okul kitapları dışındaki her yazılı metni de neredeyse hastalıklı bir tutkuyla okudum, bugün geriye dönüp baktığımda, o uzun ve ıstıraplı okul hayatım sırasında öğrendiğim en önemli şey neydi sorusunun tek bir cevabı var, öğrendiğim en önemli şey, okuyup yazmaktı.

Daha ilk gününden, bu yazmak denen işte bir sihir gördüm ben, bir şey düşünüyorum ve bu düşündüklerimi anlatmak için bir kâğıdın üzerine bazı işaretler koyuyorum, sonra bu işaretlere bakan biri benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi anlıyor ya da ben kâğıtların üzerindeki işaretlere bakıp o işaretleri koyanların düşüncelerini okuyorum.

İnsanlar arasındaki bu sihirli haberleşme yöntemi çocukluğumun ilk günlerinden büyüledi beni, harf denilen o küçük işaretlerin kölesi oldum.

Beş yaşındayken Ankara Kolejinin ilkokuluna yatılı öğrenci olarak kaydolmuştum, okumasını öğrenir öğrenmez, okulun karşısında bir gazete bayii bulunduğunu ve resimli romanlar sattığını fark ettim. Öğlen tatilinde gündüzlü öğrencilerin arasına karışıp dışarı kaçar, gazete bayiinin küçük kulübesinin önüne, enlemesine gerilmiş iplere mandallarla tutturularak asılmış resimli romanlara bakar, cebimdeki bütün parayla onları alırdım.

Tom Miks, Teksas, o sıralarda yeni çıkmaya başlayan Kinova, Teks en sevdiğim resimli romanlardı, sonra resimsiz romanlara terfi ettim. Kemalettin Tuğcu’yıı, portakal satarak küçük kardeşini okutan Ahmet’in maceralarını keşfettim, sonra Pardayan’lar geldi, on cilt heyecan ve unutulmayan şövalyelik dersleri: Paraya önem verme, güçlüye boyun eğme, haksız kavga çıkarma, haklı olduğunda kavgadan kaçma.

Bir yaz tatilinde “Çok Genç ve Güzeldi” diye bir kitap geçirdim elime, herhalde on yaşlarında falandım, kitabın konusunu bile hatırlamıyorum bugün, ama bir sahne vardı ki hiç unutmadım; kadın merdivenlerden çırılçıplak iniyordu, ayağında topuklu terlikleri vardı, içim bir tuhaf olmuştu, kadın merdivenlerden aşağıya indiğinde ne olacağını bile doğru dürüst bilmiyordum, ama ayağında topuklu terlikleriyle bir kadının merdivenlerden çırılçıplak inmesinin harika bir şey olduğunu sezmiştim.

Reşat Nuri’nin kitaplarında okumanın tadına iyice alıştıktan birkaç yıl sonra babamın kütüphanesinde Rus klasiklerini buldum, topuklu terlikleriyle merdivenlerden inen çırılçıplak kadınlar yoktu, ama özellikle Dostoyevski allah bullak etmişti beni, insan ruhunun karmaşasıyla savrulmuş, kendi minicik hayatımın sınırlarını o karanlık karmaşayla parçalamıştım.

Artık ders kitaplarını hiç okumuyor, yalnızca romanlarla ilgileniyordum; girdiğim her okuldan kısa sürede atıyorlardı beni, bütün sınıf arkadaşlarından daha çok kitap okuyor, hepsinden daha fazla yazar tanıyordum, ama kimyayla fizikten hiçbir şey anlamıyordum, ne yazık ki ö sıralarda rakamların da harfler kadar büyük bir sihre sahip olduğunu anlatacak bir öğretmene rastlayamamıştım, biri bana bunu anlatsa belki rakamları da severdim.

Robert Kolej’e girdiğimde kafeteryayla kütüphaneye bayılmıştım, kafeteryada tavuklu ograten, kılıç şiş satıyorlardı, üç katlı kütüphane ise binlerce kitapla doluydu. Her akşam etüde girerken yanıma kütüphaneden beş-on roman alıyordum, herkes ders çalışırken ben romanları okuyordum, geleceğin ünlü bankacısı ibrahim Betil hem üniversiteye gidiyor hem de “sürveyanlık” yapıyordu, etütte gelip okuduğum romanı hiçbir şey söylemeden elimden alıp götürürdü, o gidince yedek kitapları çıkarırdım, Graham Greene’i, Axel Munte’yi, James Hilton’ı etüt salonlarında okudum.

Tabii okuldan attılar sonunda.

Zaten bütün eğitim hayatım bu cümlenin tekrarı olarak sürdü, “tabii okuldan attılar beni”; ama ne arkadaşlarımın acıyan bakışları, ne annemin üzüntüsü, ne nasihatlar, ne geleceğimle ilgili tehlikeler beni “sihir”den kopartamadı, insanların koyduğu küçük işaretlere bakmanın büyüsünden kurtulamadım.

Her kitapta bir başka hayat yaşamanın, her kitapta bir başka maceraya yuvarlanıp, bambaşka duygular tatmanın zevki başka hiçbir yerde yoktu, üstelik kitaplardan öğrendiğim hikâyelere kızlar bayılıyordu, ben de bunu öğretmenlerin övgülerinden daha çok ciddiye alıyordum.

Bugün o harf denilen küçük işaretleri yan yana koyarak hayatımı kazanıyorum.

Ve bana yan yana dizilmiş işaretler karşılığında her para ödediklerinde, ben bir kere daha inanıyorum.

Bu işte bir sihir var.

Ahmet Altan
Karanlıkta Sabah Kuşları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz