Amin Maalouf: Etnik kıyımlar hep en güzel bahanelere sığınılarak gerçekleştirilir

Bir azınlık baskı görüyorsa, oy hakkı onu ille de özgür kılamıyor, hatta daha da eziyor. İktidarın bir çoğunluk grubuna bırakılarak azınlıkların çektiklerinin azaltıldığını savunmak için çok saf -ya da tersine çok pervasız- olmak gerek. Ruanda’da Hutular’ın nüfusun yaklaşık onda dokuzunu, Tutsiler’inse onda birini oluşturduğu tahmin ediliyor. Bugün orada yapılacak “özgür” bir seçim etnik bir sayım olmaktan öteye gitmeyecektir ve buna hiçbir önlem almadan çoğunluk yasası uygulamaya kalkışılacak olursa, işin sonu kaçınılmaz olarak bir toplu kıyıma ya da bir diktatörlüğe varacaktır.

Bu örneği rasgele vermiş değilim. 1994’teki katliama eşlik eden politik tartışmalarla ilgilenildiğinde, aşırıların daima demokrasi adına hareket ettiklerini, hatta ayaklanmalarını 1789 Fransız İhtilali’yle, Tutsiler’in yok edilmesini ise Robespierre ve arkadaşlarının giyotin saltanatının sürdüğü devirlerde yaptığı gibi, ayrıcalıklı bir kastın ortadan kaldırılmasıyla kıyaslayacak kadar ileri gittiklerini görüyorsunuz. Hatta bazı Katolik rahipler, “yoksullardan yana” olmaları ve “öfkelerini anlamak” gerektiği inancıyla işi, bir soykırımın işbirlikçileri haline gelmeye kadar vardırmışlardı.

Bu türden bir dayanağın beni endişelendirmesinin tek nedeni, katilin nefret edilesi davranışına soyluluk kazandırmaya çalışılması değil, aynı zamanda en soylu ilkelerin bile ne yollarla “çarpıklaştırılabileceğini” göstermesi. Etnik kıyımlar hep en güzel bahanelere sığınılarak gerçekleştirilir – adalet, eşitlik, bağımsızlık, insan hakları, demokrasi, ayrıcalıklara karşı mücadele. Şu son yıllarda çeşitli ülkelerde olanlar, genel seçim kavramının kimlik anlaşmazlığı çerçevesinde kullanıldığı her durumda bizleri kuşku duymaya itmeliydi.

Apartheid’ın kaldırılmasına kadar Güney Afrika’da olduğu gibi, ayrımcılığa maruz kalan insan toplulukları arasında bazıları ülkelerinde çoğunluktadır. Ama çoğu zaman durum tersinedir, acı çekenler, en temel haklarından yoksun bırakılanlar, sürekli dehşet içinde, aşağılanma halinde yaşayanlar azınlıklardır. Adınızın Pierre ya da Mahmut ya da Baruh olduğunu itiraf etmekten korktuğunuz ve bunun dört ya da kırk kuşaktan beri sürdüğü bir ülkede yaşıyorsanız; zaten yüzünüzde aidiyetinizin rengini taşıdığınız için, bazı yerlerde “görünür azınlıklar” denilen azınlıklardan olduğunuz için böyle bir “itirafta bulunmanıza gerek bile kalmayan bir ülkede yaşıyorsanız; o zaman “çoğunluk” ve “azınlık” sözcüklerinin her zaman demokrasi sözlüğünün içinde yer almadığını anlamanız için uzun açıklamalara ihtiyacınız yoktur.

Demokrasiden söz edebilmek için fikir tartışmasının göreli bir huzur ortamında gerçekleşmesi gerekir; bir oylamanın anlamı olabilmesi içinse özgür ifade sayılabilecek tek şey olan görüş oyunun, otomatik oyun, etnik oyun, fanatik oyun, kimlik oyunun yerini alması gerekir. Cemaatlere dayanan ya da ırkçı ya da totaliter bir mantık içine girildiği an, dünyanın her yerinde demokratların rolü artık çoğunluğun tercihlerini en ön plana çıkartmak değil, gerekirse çoğunluk kuralına karşı, ezilenlerin haklarına saygı duyulmasını sağlamak olmalıdır.

Demokraside kutsal olan, mekanizmalar değil, değerlerdir. Mutlaka ve en küçük bir ödün vermeden saygı gösterilmesi gereken şey, insanların, inançları ve renkleri ne olursa olsun, sayısal önemleri ne olursa olsun, kadın, erkek ve çocuk, bütün insanların onurudur; oylama biçimi bu zorunluluğa uygun hale getirilmelidir.

Amin Maalouf
Ölümcül Kimlikler

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Gerçek, acılarınızın üstündedir” Çevrenin bireysel suçlar üzerindeki etkisi – Dostoyevski

Kapat