İnsanın Köleliği veya Duygulanışların Kuvvetleri Üzerine – Spinoza

İnsanın kendi duygulanışlarını yöneltme ve azaltmadaki güçsüzlüğüne kölelik diyorum; gerçekten, duygulanışlara bağlı olan insan kendi kendisine sahip değildir, fakat kendi üzerindeki gücü çoğu kere baskı altında olmasına ve en iyisini görerek en kötüsünü yapmasına sebep olan bir servete sahiptir.

Ben bu bölümde bu hali kendi nedeni ile açıklamaya ve bundan başka, duygulanışlarda iyi olanla kötü olanı göstermeye kalkıştım. Bununla birlikte, söze başlamadan önce yetkinlik ile yetkinsizlik ve iyi ile kötü üzerinde bazı hazırlık gözlemleri ileri sürmek elverişli olacaktır.

Her kim bir şeyi yapmaya azmederse (résolu) ve bu azme yetkin olarak sahip olursa, yalnız ona inanma bakımından değil, fakat yazarın düşüncesini ve amacını doğru olarak bilen, ya da bildiğini zanneden kimsenin hükmü bakımından, eseri yetkindir. Eğer diyelim, tamamlanmış olmadığını varsaydığım bir eser görülürse ve yapanın amacının bir ev kurmak olduğu bilinirse, denecektir ki, ev yetkinsizdir (eksiktir), ya da tersine, yapanın onu ulaştırmayı azmettiği tamamlama (achèvement) noktasına onun tam vardığı görülünce o yetkindir. Fakat eğer, buna benzer hiçbir şey görmeden, yapacağı şeyin düşüncesinden haberi olmadan bir eser görülecek olursa, şüphesiz onun yetkin mi, yetkinsiz mi (noksan) olduğu bilinemeyecektir.

Bu kelimelerin ilk belirtisi (signification) budur gibi görünüyor. Bununla birlikte, insanlar genel fikirler teşkil etmeye ve düşünceleriyle evlerin, yapıların, kulelerin, vb. modellerini tasarlamaya, nitekim bazı modelleri başka modellere tercih etmeye başladıkları zaman, herkesin kendisince aynı suretle teşekkül etmiş genel fikirde uyuştuğunu gördüğü zaman yetkin, tersine onlar tarafından tasarlanan modele daha az uygun olduğunu gördüğü zaman da yetkinsiz (eksik) dediği olur. Sanatçı kendi maksadını tam olarak yerine getirmiş olduğu zaman dahi, tabiattaki şeylere, insan eli ile yapılmamış olanlara niçin yetkin ya da eksik denildiğinin burada başka sebebi olduğu görünmüyor; insanlar, gerçi birçok tabii şeyler gibi, kendi sanatlarının ürünlerini, model olarak kullandıkları genel fikirlerden oluşturmaya alışmışlardır; tabiatın burada esas diye alındığına (sanılarına göre tabiat asla bir gayeye göre işlemez) ve onu model olarak kabul ettiğine inanırlar. Öyle ise onlar tabiatta, kendileri tarafından aynı suretle tasarlanmış modele pek az uygun bir şeyin meydana geldiğini gördükleri zaman, asıl tabiatın eksik olduğuna, ya da orada günahın bulunduğuna ve onun eserini eksik bıraktığına inanırlar, böylece (şeylere ait doğru bir bilgiden çok bir önyargı dolayısıyla) insanların âdet üzere tabii şeylere tam ya da eksik, yetkin ya da yetkinsiz dediklerini görüyoruz. Gerçi bunu birinci kısmın ek bölümünde gösterdik ki, tabiat bir gayeye göre hareket etmez (işlemez); Tanrı veya Tabiat dediğimiz o ezeli ve sonsuz varlık var olan aynı zorunlulukla işler (hareket eder), o aynı zamanda göstermiş olduğumuz gibi (önerme 16, bölüm I) işlediği şey ile vardır. Öyle ise Tanrının, ya da Tabiatın niçin etki yaptığı (işlediği) ve niçin var olduğunun sebebi, ya da nedeni daima bir ve aynı şeydir. Hiçbir gaye için var olmadığından, öyle ise o hiçbir gayeye göre tesir ve icra etmez; ve varoluşu gibi etkisinin de ne ilkesi, ne gayesi vardır.

Gaye-neden denen şey zaten, bir şeyin ilkel prensibi (ilkesi) ya da nedeni olarak görülmesi bakımından insan iştahından başka bir şey değildir. Diyelim, iskân (yerleşme) filân ya da falan evin gaye-nedenidir dediğimiz zaman, şüphesiz bir insanın ev hayatının kârlarını hayal etmek suretiyle bir ev kurma iştahına sahip olmasından başka bir şey anlamıyoruz. Öyle ise yerleşme (habitation) bir gaye-neden gibi görülmesi bakımından, tekil (singulier) bir iştahtan başka bir şey değildir ve bu iştah gerçekte ilk diye göz önüne alınan bir etker-nedendir (cause efficiente), çünkü insanlar ortak olarak kendi iştahlarının nedenini bilmiyorlar. Onlar vakaa, sık sık söylediğim gibi, etkilerinin ve iştahlarının şuuruna sahiptirler, fakat bu şey için iştaha sahip olmalarını gerektiren nedenleri bilmezler. Halk düşüncesine göre (vulgairement) Tabiatın bazen eksik olduğu veya yanıldığını, eksik şeyler meydana getirdiğinin söylenmesini, ben ilk bölümün ekinde incelediğim noktalar arasına koyuyorum. O halde tamlık (yetkinlik) ve eksiklik (yetkinsizlik), gerçekte düşünme tarzlarından ibarettir, yani aynı türden ve aynı cinsten fertleri birbirleriyle karşılaştırdığımız için imâl etmeye alıştığımız kavramlardır (notion) ; bunun yüzünden, daha yukarda (tanım 6, bölüm II) dedim ki, yetkinlik ve gerçeklik deyince ben aynı şeyi anlıyorum. Gerçi biz Tabiatın bütün fertlerini en geneli adını verdiğimiz tek bir cinse, başka deyişle, mutlak olarak Tabiatın bütün fertlerine ait olan Varlık kavramına irca etmeye alışmışızdır. Öyle ise Tabiatın bireylerini bir cinse irca etmemiz ve onları birbirleriyle karşılaştırmamız bakımından ve bir kısmını ötekilerden daha çok “ayn”e (entité) ve gerçekliğe sahip gördüğümüz nispette onlardan bir kısmının ötekilerden daha yetkin olduklarını söyleriz ve onlara bir limit, bir gaye, bir güçsüzlük gibi olumsuzluğu içeren bir şey atfetmemiz bakımından, eksik (yetkinsiz) deriz, çünkü onlar bizim yetkin dediklerimize benzer bir surette ruhumuzu duygulandırmazlar, yoksa onlara eksik dememiz, onlara ait olan bir şey bulunmadığı ya da Tabiat yanıldığı için değildir. Vakaa hiçbir şey bir etker-nedenin tabiatının zorunluluğuna uymadan başka suretle bir şeyin tabiatının zorunluluğuna uymadan başka suretle bir şeyin tabiatına ait olamaz ve bir etker-nedenin tabiatının zorunluluğuna bağlı olan her şey zorunlu olarak meydana gelir.

İyi ve kötüye gelince, onlar hiç değilse kendi başlarına göz önüne alınınca, şeyler olumlu (müspet) hiçbir ciheti işaret etmezler ve şeyleri birbirleriyle karşılaştırdığımız için, onlar düşünme tarzlarından ve oluşturduğumuz kavramlardan başka bir şey değildirler; tek ve aynı şey aynı zamanda hem iyi hem kötü, hem ilgisiz{58} olabilir. Diyelim musikî melânkolik için iyidir, taşkın mizaçlı (affligé) için kötüdür. Her ne kadar böyle ise de, bununla birlikte, yine de bu kelimeleri saklamamız gerekir. Gerçi, gözlerimiz önüne konuş insan tabiatının bir modeli gibi olan bir insan fikrini teşkil etmek isterken, bizim, söylediğim anlamda bu kelimeleri saklamamız faydalı olacaktır. Öyle ise, bundan sonraki bölümde iyi deyince, ileri sürdüğümüz (kabul ettiğimiz) insan tabiatı modeline bizi gittikçe daha çok yaklaştıracak bir araç olduğunu kesinlikle bildiğimiz bir şeyi anlayacağız; kötü deyince, tersine, bu modeli meydana çıkarmaya engel olduğunu kesinlikle bildiğimiz şeyi anlayacağız. Birisinin daha az yetkinlikten daha çok yetkinliğe, ya da daha çok yetkinlikten daha az yetkinliğe geçtiğini söylediğim zaman, gerçekten her şeyden önce bunu göstermek gerekir; diyelim, bir at insan olarak hareket ettiği kadar, böcek olarak hareket etse, mahvolmuştur; tabiatı deyince anlaşılan şey bakımından çoğalmış, ya da azalmış gibi tasarladığımız onun işleme (etki yapma) gücüdür. En sonra genel olarak yetkinlik deyince, söylemiş olduğum gibi gerçekliği, yani var olması ve süresini hiç hesaba katmaksızın falan tarzda bir eser (effet) meydana getirmesi bakımından herhangi bir şeyin özünü anlayacağım. Vakaa hiçbir tekil (singulier) şeye artık yetkin denemez; bunun sebebi de varoluşta uzun zaman devam etmesidir: zira şeylerin süresi onların özü ile gerektirilemez, çünkü şeylerin özü hiçbir kesin ve gerekli varoluş zamanını kuşatmaz. Fakat herhangi bir şey az ya da çok yetkin olsa dahi var olmaya başladığı zamanki aynı kuvvetle varoluşta hep devam edebilecektir; o suretle de hepsi bu bakımdan eşittirler.

Spinoza
Kaynak: Etika

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here