En Güzel Aşk Hikayemiz: Fotoğrafın Bana Doğru – Mario Levi

Beni artık aramamanı, ayrılığın, terk edilmişliğin tüm sakıncalarını göze alarak söylemek istedim sana o akşam, bu tutkuyu, bu umarsız söyleşiyi sürdürmenin, bir sabaha birlikte uyanmanın sevincini belli belirsiz bir yarına ertelemenin, gecenin ilerlemiş bir vaktinde, alabildiğine boş bir sokakta, kendi zorunluluğuna doğru ilerlemenin, bir sevişmeyi düşlemenin ve seni durup dururken bu sevişmenin içine koymanın cehennemini hiç kimseyle paylaşamayacağımı bildiğim bir hasretle dile getirebilmek istedim.

Tüm umutlarıma, şarkılarıma ve şiirlerime karşın, bu sayfalara gelişini beklemeyi düşündüm sonra, yalnızlığımda, sensizliğimde, bu savaşımı belki de çok daha fazla acı çekerek, sadece kendi sesimi, kendim için dinleyebilmekti sanki bu konudaki tek seçeneğim.

Yepyeni bir denemenin, bir kıyıyı aramanın, artık çok iyi bilinen bir gecikmenin fırtınasındaydım bir kez daha. Sana doğru yürüyecek gibiydim oysa o çok eski fotoğrafındaki gibi, ısrarlı sessizliğinin, kayıtsızlığının ve buralara bir türlü gelmeyişinin kendince bir yanıt olduğunu düşünmek bile istememiştim.

Bu sözcüklerdeki yolculuğum hep devam edecekti oysa zamanın akışında, böylesi tümceler istesem de istemesem de hayatımın bir parçası olacaktı. O eski fotoğrafın, tarihimizdeki, yalnızlığımızdaki yerini tüm çağrışımları ve ödeşmeleriyle birlikte alması gerekiyordu bir de.

Mutluluklarla özdeş bir aşk serüveni için ne kadar az bir umudum var ama şimdi bir bilebilsen. Bir bilebilsen her ilişkide, her tutkuda biraz daha çok tükenmenin acısını. Ben bu sonucu daha önceki metinlerde yaşadıklarımın ya da yaşamaya zorunlu kaldıklarımın etkisiyle yolun henüz başındayken sezinleyebilmeliydim kuşkusuz. Ama anlamsız övünmeler ve sözde kimi yaşanmışlıklarla birbirimizi aldatmaya ne gerek var? Her ikimiz de bilmiyor muyuz onca acıya, insana ve düşkırıklığına karşın başka insanlara bir türlü hazırlanamayacağımızı? Gelgelelim yaşadıklarımızla yolun bir yerinde bu yaşadıklarımızdan kendimize çıkardığımız pay ne olursa olsun o eksiklik duygusunun bıraktığı sarsıntıdan kolay kolay kurtulamıyor insan. Sessizliğin, tepkisizliğin, peşinden yıllar yılı koşulmuş, tüm sakıncalarına karşın yeniden doğurulmuş bir hayalin bir kez daha ölmesiydi bu durumda; sessizliğin, doğrusunu söylemek gerekirse o çok iyi bildiğin yıkımın, o korkunç yetersizlik açmazının bendeki çağrısıydı; sessizliğin kimi aldanışları, eski, çok eski yağmurların kokusunu, intihar ve hastane görüntülerini, bitirilememiş hikâyeleri, kentlerin dişiliğiyle bir türlü birleşememeyi, sokaklarda esrar çekip sızamamayı, kendini kolay kolay ele vermeyen, insanda her okunuşunda bir başka çağrışımı uyandıran şiirlerle yalnızlığı bekleyen pazar günlerini anımsatıyordu. Küçücük, sessiz sedasız bir yalnızlık yolculuğuna çıkacaktım, içimde peşimden durmaksızın gelen bir karabasanın görüntüleri dolaşacaktı: aynanın karşısındaydım bir kez daha, derimi, saçlarımı, görüntümü değiştirmeye çalışıyordum. Acı çekerek, çok acı çekerek parçalıyordum bedenimi ve o bedenin altından sanki hep aynı beden çıkıyordu. Tüm acılarıma ve umutlanma karşın yineliyor, yineliyor, yineliyor gibiydim kendi kendimi. Odada, o hep anlatmaya çalıştığım odada korkunç bir sessizlik vardı o saatlerde. Bu sessizliği anlamlandırabilecek, daha da derinleştirebilecek kimi uzak sesleri, örneğin komşu daireden gelebilecek bir su sesini, bir kapı gıcırtısını ya da bir daktilo tıkırtısını başka hikâyelerin ve film karelerinin bende bıraktığı esintiyle taşıyordum bu kendi kendini yazmakta olan metne. Aynanın karşısındaydım o karabasanda evet ve tüm sözcüklerime karşın sana ulaşamadan, sürekli olarak kendime, büyük bir utanç ve umarsızlıkla dönüşüyordum.

En Güzel Aşk Hikayemiz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sabahattin Ali ile yapılmış bir anket: Bugün edebiyat denecek toplu bir şeyimiz yoktur

Kapat