Aziz Nesin’in Aziz Nesin’den Seçtikleri: İstikbalim Olmasa

Aziz NesinBeyefendiciğim, hal tercümemi yazılı olarak arzetmiştim. Daha teferruatlı mı olsun, buyurdunuz? Başüstüne, arzedeyim efendim. Nasıl? En küçük teferruata kadar…
Emredersiniz… Anladım, ta küçüklükten başlayarak… Evet, evet, hal tercümesi değil de, hatıratımı nakletmemi emir buyuruyorsunuz. Başüstüne… Hiçbişey saklamadan… Tabii… Ona ne şüphe… Bütün mahrem noktalarına kadar… Evet, evet, teferruatlı… Başüstüne beyim, başüstüne efendim… Bendeniz Kanlıca’da doğmuşum. O kadar geriye gitmeyeyim mi, peki efendim, daha beriden başlayayım. Eveet, başımdan geçen büyük ve mühim vakaları… Anladım efendimiz. Beyefendi, başımdan geçen ilk büyük vaka Numune-i Terakki mektebindeyken arkadaşlarla olan kavgamdır.

Madem ki doğrusunu istiyorsunuz, hayatımda hatırlayabildiğim ilk mühim hadise Minüskül Mehmet’ten yediğim dayaktır. Yooo, ben o dayağı yemezdim, yemezdim ama, o Minüskül Mehmet dua etsin nöbetç: öğretmenine yoksa… Ufak tefek, cılız miliz, sıska bişey olduğundan Minüskül lakabını takmıştık.

Aşağı yukarı, durun bakayım, evet evet, altmış seneyi geçmiş. Bendeniz sıramda dalmış ders çalışırken, ensemde bir tokat pat ladı ki, hâlâ bugünkü gibi hatırlıyorum, gözlerimden ateş fışkır di. Bir de döndüm, bu Minüskül Mehmet… Ben daha sesimi çr karmadan “Ne vuruyorsun be!” diyerek bir tokat da suratıma aş, ketmesin mi? Ama ne tokat beyefendi, o sıska neresinden çıkan yor o tokadı?… “Kim vuruyor?” dedim, demeye kalmadı, “Sen vuruyorsun ya…” diyerek bir tokat daha patlattı. Bütün sınıf d kahkahayla gülüyor. “Kendine gel kardeşim, benim sana vurduğum yok,” derken, burnuma bir yumruk indirmesiyle bendeni affedersiniz, kıç üstü yere oturdum. Burnumdan kan boşanıyor Mehmet “Vurmasana be… Şikayet ederim valla!” deyip bendenizi tekmelemeye başladı. Bir de arkadaş olacaklar, hepsi gülüyor bana… Onlara “Arkadaşlar, ben buna vuruyor muyum, siz söyleyin!” dedim, Minüskül Mehmet “Vuruyorsun ya…” diye yılışarak tekme yumruk tokat girişti.

Efendim, ben de ona vuracağım ama, vuramıyorum, zira muallim Halit Bey var… Halit Bey olmasa, ben onun pastırmasını çıkarırdım. Ah ne yapayım ki muallim bey var, olmasa, vallahi billahi ben o Minüskül ‘ü ayağımın altına alır da çiğneeer çiğner onu nokta yapardım ya, ne yapayım ki muallim bey var, olmasa, ben onu öldürürdüm vallahi… Baktım olmayacak, sınıftan bahçeye kaçtım da Minüskül Mehmet’in elinden kurtuldum. Ah muallim Halit Bey olmasaydı, o zaman görürdü o…
Efendim, hayatımdaki hatırlayabildiğim ikinci mühim vaka mahalledeki çayırlıkta arkadaşlarla top oynarken başımdan geçti. Geçmiş gün, onbeş onaltı yaşlarımda var yokum. O zamanlar ayaktopu oyunu istanbul’a yeni yeni girmişti. Bendeniz karşı kaleye gol attım, atınca, affedersiniz, Malak Hakkı dediğimiz bir çocuk vardı, huzurunuzda söylemeye hicap ederim, bendenize “hassi!” dedi. “Sensin” dedim, dememle bu Malak Hakkı üstüme atıldı.
Ben vuramıyorum ki… Bizde aile terbiyesi var, biz aile terbiyesi almışız. Malak Hakkı vuruyor da vuruyor, ağzım burnum çarşamba pazarına döndü. Ben ona bilirdim yapacağımı ama aile terbiyesi… Vallahi ben onu orda pestil gibi ezerdim, ama aile terbiyesi olmasa…
Kim, ben, bendeniz? Aile terbiyesi olmasa, yerdim onu…
Hatırlayabildiğim başımdan geçmiş mühim bir vaka da, yirmi yaşlarında delikanlılardık, bigün kahvede tavla oynarken oldu. Tavla oynadığımız, adını unuttum, arkadaş birdenbire tavlayı kaldırıp kafama geçirmez mi… Gözlerimden yıldızlar çıktı, neye uğradığımı şaşırdım,
beyefendi. Ben de ona vuracağım, vuracağım ama, ah peder olmasa… Bizde pedere saygı büyük. Dua etsin pedere, yoksa ben onu orada çiğ çiğ yerdim. Ah peder olmasa, yoksa peder var… Pederin kulağına gider diye hiç sesimi çıkarmadım, eczaneye gidip başımı sardırdım.
Sonra efendim, hiç unutmam, bir Sonbahar günüydü. Malum ya gençlik, o zaman bir kızla muaşakamız var. Ailesinden isteteceğim de evleneceğiz. Bir akşam üzeri kırlarda geziniyoruz. Üstümde de kalın bir palto var. Biz dalmış gezinirken çalıların arkasından hop diye eciş bücüş bir adam çıkıp da kızı elimden almaya kalkmaz mı? Biz adama kız kaptırırmıyız beyfendü… Herifi de görseniz üfür-sem uçacak, başladık kavgaya… Fakat bendenizin sırtında gayet a-ğır ve bol palto var… Paltodan vuramıyorum ki herife… Ah palto olmasa, o zaman görür o, ama ne yapayım ki palto var. Kör olsun paltonun gözü! Herif kızı zorla aldı, çalılıklara sürüklüyor. Kız bendenize ‘Tuh sana, sen ne biçim erkeksin!..” diye bir de utanmadan bağırmaz mı? Sanki sırtımdaki koca paltoyu görmüyormuş gibi… Ben de kıza “Palto olmasaydı… Ben onu ne yapardım ama” dedim.
Sonra efendim, gel zaman git zaman, evlendim. Peder de, sizlere ömür, vefat etmişti. Hep bir evde oturuyoruz, annem alt katta, biz hanımla üst kattayız. Geçmiş zaman, şimdi sebebini unuttum, daha evliliğimizin ikinci ayı mı, üçüncü ayı mı ne, bizim refika birden her nedense tehevvüre kapılıp da üstümüze yürümez mi!.. Eline ne geçerse kafama fırlatıyor. Fırlatacak bişey kalmayınca, ispenç horozu gibi tepeme binip saçımı başımı yolmaya, tırmıklamaya, ısırmaya başladı. Bişey değil, aşağı katta annem duyacak. Alt tarafı kadın, beyfendi, elimin tersiyle vursam, yıkılacak. Ah annem olmasa, ben bilirdim ona yapılacak şeyi ama, annem var… Annemin yüzünden hiç sesimi çıkarmadım. Bir ay kadar tedaviden sonra ayrıldık.
Derken efendim, yaş otuz, otuzbeş… Bir gece yansı bir tıkırtıyla yataktan fırladım ki, odaya hırsız girmiş, dolabı karıştırıyor. Bilsem, uyur gibi yapardım, hırsız olduğunu bilir miyim, bikere sıçramış bulundum. Adam benim uyandığımı görünce üstüme saldırmaz mı!..
Tam işte yavuz hırsız, evet evet, ev sahibini bastırıyor. Herifi de görseniz, bir sıkımlık canı var. Siz olsanız ne yapardınız? Vurursunuz… Ben de vuracağım ama, ya elimde kalırsa, ya ölürse… Sonra kanun? Ah kanun olmasa… Herif seni yorganın altında boğacak. “İmdat!” diye bağırdıkça bastırıyor. Boğulmuş gibi yaptım da, herif de evde ne var ne yok aldı gitti. Dua etsin kanuna! Yoksa ben onu ayağımın altına alır, leşini sererdim.
Sonra ikinci bir kere evlendim. Bir iş için Ankara’ya gidecektim, tireni kaçırdım. Gece eve döndüm. Karım uyanmasın diye ayaklarımın ucuna basarak yatak odasına girdim. Madem her şeyi açık açık anlat dediniz, ben de bişey saklamadan anlatacağım.
Baktım, yatakta bir acaip hareketler var. Yalnız hareket olsa iyi, ayıptır söylemesi, fısır fısır da konuşuyorlar: “Canım, şekerim, yavrum, hayatım…”
Birden tepem attı. Namus bu beyefendi, başka şeye benzer mi?… Hemen tabancayı çekip, dan dan dan… ikisini de temizleyeceğim… Tabanca mı?
Üstümde tabanca yok tabii, taşımam beyfendi… Olsun… Erkek namusu için yaşar. Dan dan dan… Namusumu temizleyeceğim, gelgeldim, gecenin bir vakti, konu komşu ne oluyor diye uyanıp kalkacak… Ah konu komşu olmasa!… Ben onların ikisini de oracıkta eşşek cennetine göndermez miydim, yoksa komşular var… Dua etsinler komşulara. Hiçbir şey olmamış gibi, ayaklarımın ucuna basarak dışarı çıktım.
Boşanacaktım beyfendi, evet, iyi tahmin buyurdunuz, velakin tam boşayacaktım, çocuk oldu. Arkadan bir daha…
Yazlığa taşınmıştık. Bir gece gene karımı, affedersiniz… Evet öyle…
Uygunsuz vaziyette… Evet annem yok… Evin etrafında da konu komşu yok, yok ama çocuklar var. Ah çocuklar olmasa… Ben bunları bastırınca, sanki onlar bana baskın yapmış gibi herif üstüme yürümez mi, hem de çırılçıplak…
“Efendi, giyin de gel!” diyorum, anlar mı kudurmuş… Ah çıplak olmasa…
Elim orasına burasına değiyor Beyfendi… Hem herif saldırıyor, hem de karım. Çocuklar olmasa bilirdim yapacağımı… Ne mi yapardım, ayrılırdım tabii… Ama neylersiniz ki, çocuklar var da boynum eğri… Bir hafta istirahatle işi geçiştirdik, sineye çektik. Dua etsinler çocuklara… Yoksa ben onların ikisini de tepelerdim ya…
Bir mühim vaka da dairede geçmiştir. Müdürden çekmediğim kalmadı.
Artık o hale geldi ki, bana herkesin içinde hakarete, hatta küfretmeye başladı.
Dayanılır gibi değil… Şikayet edeceğim, fakat Allah korkusu var, adam ekmeğinden olacak… Allah korkusu olmasa… Bigün de memur arkadaşların içinde tuuu diye suratıma tü-kürmez mi?.. Ne yaparsın… Hicap diye bişey var, hicap olmasa… Artık o hale geldi ki, nerdeyse müdürü boğup öldüreceğim. Öldüreceğim ama, o da beni şikayet edip işten attıracak, hanede evlad-ü ayal var… Ah efendim ah, kör olası hanede evlad-ü ayal olmasa…
Yoksa ben durur muydum…
Bigün de dairede, karşıma eshab-ı mesalihten bir kadın gelmiş, yanında da beş yaşlarında kadar bir çocuk… Kadın, nasıl olduysa bişeye kızıp mürekkep hokkasını kafama fırlatmaz mı… Hey Allahım… Onlar iki kişi, ben bir kişi… İki kişi olmasalar bilirim yapacağımı…
Sonra da kadın olmasa görürdü gününü…
Neyse efendim, emekliye ayrıldım da kurtuldum şükür… Çocuklardan küçüğü Almanya’da, büyüğü kızdır, çoktan evlendi. Hanım da vefat etti. Şimdi yalnızım…
Başka mı? Başka başka?… Başka mühim vaka? Haaa, evet…
Geçenlerde kiracı hiç yoktan üstüme yürüdü, kafama ayakkabı fırlattı.
Bakınız hâlâ alnımda izi duruyor… Ah ihtiyarlık… Eskiden olsa, yanında bırakır mıydım…
Yaşım mı? Yetmişüç efendim… Şimdi zatıalinize gelirken, affedersiniz bir edepsizin taarruzuna uğradım. Neden mi, bilir miyim beyfendi… Edepsizlik işte… Otobüste gidiyorduk, “Çekil karımın arkasından” diye, suratıma bir yumruk indirmez mi?… Bakın hâlâ yeri var, kızarık değil mi?…
Ne mi yaptım? Ne yapılır beyfendiciğim, benim istikbalim var…
İstikbalim olmasa ben onu orada sağlam bırakır mıydım… Vallahi billahi alırdım ayağımın altına da gebertirdim. Yoksa istikbal…
İstikbalim olmasa, görürdü gününü…
İşte bu kadar beyfendi…

Aziz Nesin
İstikbalim Olmasa
Sizin Memlekette Eşek Yok Mu?

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: “Senin kıymet verdiğin bir şeyin, başkasının gözünde hiçbir değeri olmayabilir”

I Daha fazla sabredemeyerek hayat yolunda attığım ilk adımların tarihçesini yazmak için oturdum, ama bunu yapmasam da olurdu. Pek iyi...

Kapat