Herkes Kazanıyor – Aziz Nesin | Yahu bu ne iş? Programda benim saatim!

Bu konuşma, Kadıköy’e giden bir vapurun lüks güvertesinde geçti. Konuşanların biri irikıyım, biri ufak tefekti. Ben, masanın öbür basındaydım. O ikisi yan yana oturmuşlardı. Ufak tefek olanı,
— Ben Ankara’dan ayrılırken iki arkadaşım «Aman, senin katı boşaltma!» diye yalvardılar, dedi.
iriyarı olanı sordu:
• Ev büyük müydü?
• İki oda, bir hol. Ama iyi yerde. Kirası da ucuz.
• Haaa… İkisi de bekârsa, oraya sığışacaklar demek.
• Değil… ikisi de evli. Onu anlatacağım ya. Neden bu kadar ev sıkıntısı çekiyoruz, biliyor musun? Gördüğün evlerin yansı garsoniyer… Anladın mı?
iri adam, ufak tefek arkadaşına,
• Mübalâğa ediyorsun, dedi, herkeste garsoniyer tutacak para nerede?
• Garsoniyer en ucuz iş kardeşim. Zenginsen bir başına garsoniyer tutarsın. Daha zenginsen, bir kaç garsoniyer tutarsın. Zengin değilsen, o zaman da kendi bütçenize göre, iki arkadaş, üç arkadaş, beş arkadaş, her neyse, birleşik bir garsoniyer tutuyorsunuz. Şirket gibi bir is. Yirmi kişilik garsoniyerler bile var.
• Şaşılacak şey!
• Sen uyuyorsun. Şimdi erkek olsun da garsoniyeri olmasın, hiç yok… Yoksa biz bu kadar ev sıkıntısı çeker miyiz? Hep garsoniyer. Bir evin perdeleri hiç açılmıyorsa, anla ki orası garsoniyerdir. Ben Ankara’dan ayrılırken «Senin katı bize ver!» diye yalvardılar Kira ucuz. İyi yerde de. Gelgelelim kontrat benim üstüme. Başkasına devir hakkım da yok. Arkadaşlar: «kontrat yine senin üstüne kalsın, kirayı biz verelim»
dediler. «Bir şartla» dedim:
«Ankara’ya geldikçe ben de burada kalacağım.» Razı oldular, benim katı onlara bıraktım. İstanbul’a geldim.
Aradan üç ay mı, dört ay mı ne geçti, ben Ankara’ya gittim. Eh, evimiz var ya, otel parasından kurtulduk. Bende evin anahtarı var. Kötü bir karşılaşma olmasın diye, benim eski evimi garsoniyer olarak kullanan iki arkadaşa, akşama eve geleceğimi haber verdim.
Gündüz sağa sola koşmaktan yorulmuşum. Erkenden eve gidip yattım. Gözüm daldı dalmadı, dışarda bir tıkırtı Kapı açılır gibi oldu. Sonra ayak sesleri, daha sonra bir kadın cilvesi, fıkırdama. Yattığım odanın kapısı açıldı, elektrik yandı. Karşımda hiç tanımadığım bir sarhoş erkekle kadın… Ben ona sormadan erkek bana sordu:
— Sen kimsin be?..
Yataktan şöyle bir doğruldum,
— Yanlış geldiniz, dedim, her halde başka kata girecektiniz. Burası benim evim.
Adam,
— Ne yanlış katı? dedi, benim elimdeki maymuncuk değil, anahtar. Bu anahtar her kapıyı açmaz ya…
— Her kapıyı açmaz ama, bu kapıyı açmış işte. Lütfen evimden çıkın, beni de rahat bırakın.
Sarhoş söz anlar soyundan değil.
• Arkadaş, dedi, çok konuşma, çek arabanı!..
Gecenin bu vakti başımı belâya sokma.
• Ama ben sizi «mesken masuniyetini ihlâl» den, «haneye taarruz» dan karakola şikâyet ederim.
• Sen hele defol git de, sonra ne halt edersen et!…
Ankara’da gecenin bir vakti, otellerde de yer bulunmaz. Sarhoşa,— Bak arkadaş, dedim. Çok güzel bir düşünce geldi aklıma. Burada iki oda var.
ikimize de yeter. Sabah olunca, gün ışığında kimin haklı, kimin haksız olduğu anlaşılır.
Sarhoşun buna aklı yattı,
— iyi, dedi, ama sen öteki odada yatacaksın.
Biz bu odaya alışmışız.
Ben ötemi berimi toparladım, öteki odaya geçtim. Daha gözümü yummamıştım.
Sokak kapısı bir daha açıldı. Elektrik yandı. Bir kadın, bir erkek, benim yattığım odaya daldı. Koridorun lâmbası yanıyor ama, oda karanlık.. Adam, gelini gerdek odasına sokan bir Frenk gibi kadını kucakladı. Sonra hop diye üstüme fırlattı. Ben, kadın üstüme düşünce «hıh!» diye bir sıçradım. Sıçramamla neye uğradığını şaşıran kadın.
• Altımda biri var!… diye çığlığı bastı.
Hemen yataktan fırladım. Adama,
• Bu ne rezalet!… diye bağırdım.
Adam.
• Asıl rezalet seninki… dedi, sen programını şaşırmışsın. Bugün günlerden ne?
• Salı…
• Tamam, salı… Saat kaç? ikiyi çeyrek geçiyor.
Bunları söyledikten sonra, cebinden çıkardığı deftere baktı,
• İşte program, dedi, her hafta salı günleri gece saat ikiden sabahın altısına kadar bu oda benim. Benden öncekine vakit kalsın diye on beş dakika da geç geldim. Nöbet benim.
• Sakın sizin nöbetiniz başka bir yerde olmasın?
• Nasıl olur? Ben her hafta buraya gelirim.
Hiç bir salı sektirmem. Daha geçen salı geldim.
Adam, bunu söyler söylemez kadın yakasına yapıştı:
— Vay alçak, utanmaz! Hani sen geçen Salı evindeydin? Hani karın bırakmamıştı?..
Çantayı adamın kafasına vurmaya başladı. Çantayı kafasına yiyen adam şaşkınlıktan.
— Yahu, dur! dedi, buraya geldikse, hemen kötülük için mi geldik bakalım?
Vallahi billahi karımla beraber geldik.
Kadın, çantayı az buldu. Ayağından iskarpini çıkarıp, ökçesini adamın kafasına indirmeye başladı.
— Sus ahlâksız! Senin gibi namussuz bir herif yüzünden aslan gibi kocama ihanet ediyorum. Tuuu sana!
Adam, temelli şaşırdı:
— Anlayıp dinlemeden, hemen suratıma tükürme… Bizim eve gece yatısına misafirler gelmişti.
Evde yer kalmadı şekerim. Biz de karımla buraya geldik. Vurma Allah aşkına…
Kadının sinirlerini yatıştırmak için, yataktan kalktım,
— Rica ederim, siz buyurun… dedim.
Elbiselerimi kolumun altına alıp koridora çıktım. Koridorda bir kanape vardı.
Kanepeye uzanıp büzüldüm. Ceketimi, pardesümü de üstüme çektim. Orada uyuya kalmışım. Yarı uyur, yarı uyanıkken, kulağımın dibinde bir mırıltı duydum:
— Yavrum, canım!…
Tatlı bir rüya olacak. Kendimi rüyanın ılıklığına bıraktım.
— İki kişiii!.. diye bir çığlık koptu.
Adamın biri kadını almış gelmiş. Besbelli aceleden lâmbayı da yakmamışlar,hemen kanapeye uzanmışlar. Kadın, benimle öbür erkeğin arasında kalmış, üçümüz de fırladık. Onlar elektrik düğmesini arıyorlar, yerini bilmediklerinden bulamıyorlar.
Kadın karanlıkta boyuna söyleniyor:
— Sağımda yatıyordun şekerim. Birdenbire soluma geçtin. Bu ne iş demeye kalmadı, bir de baktım, yine sağımdasın. Demek bunun huyu da bir o yana, bir bu yana geçmek dedim. Ama sonra, seni hem sağımda, hem de solumda görünce…
Lâmbanın düğmesini çevirdim. Erkek ince biriymiş. öbürleri gibi, üstüme yürümedi.
• Affedersiniz, dedi, acaba saati mi şaşırdık?
Karşımda yumuşak adamı bulunca diklendim:
• Bu ne edepsizlik!.. Burası benim evim.
Adam,
• Bana bir anahtar verdiler, dedi. Her ayın üçünde sabaha kadar bu kanepe benim.
• Kim verdi anahtarı?
— Vallahi… Adı dilimin ucunda… Zeki mi, Zekâi mi? «Z» li bir şey adı. Aydan aya beş lira, anahtar kirası veriyorum.
Sabaha bir iki saat kalmış. Hemen giyinip dışarı çıktım. Kapıdan çıkarken başka bir çift de merdivenden çıkıyordu.
Sabaha kadar sokaklarda dolaştım, saat dokuzda, benim evi kendilerine bıraktığım iki arkadaşı buldum. Yukarıdan aşağı bir iyi sıvadım:
— Bre alçaklar! Kontrat benim üzerime diye bu edepsizlik yapılır mı? Ahlâk zabıtasına sicilimi geçirteceksiniz.
Arkadaşın biri,
• Vallahi, dedi, kira bize çok geldi. Aylığım bizim evdekileri geçindirmeye bile yetmiyor. Bir de ayda ikiyüzyetmiş lira garsoniyer parası nasıl verelim? Zaten senin evi, ayda bir-iki kere ancak kullanıyoruz. İki üç kişi daha bulalım, kirayı bölüşelim, dedik Onlara da birer anahtar yaptırdık. Kira onlara da çok gelmiş. Onlar da ayda ellişer lira verecek dört arkadaşa dört anahtar yaptırmışlar. Biz, ondan sonra ipin ucunu kaçırdık.
• Peki, ne olacak şimdi
• Biz de onu düşünüyoruz.
• Kimlere anahtar verdinizse alın geriye.
• Hangi birini alacaksın. Herkes birbirine anahtar vermiş. Ankara’da herkes bizim garsoniyeri kullanıyor. Cebinde bizim garsoniyerin anahtarı olmayan tek dar gelirli kalmadı. Hepsinin tarifesi var.
• Ulan alçaklar, ulan reziller! Namusumu iki paralık ettiniz, diyerek söylemedik lâf bırakmadım.
• Ben, şimdi gidip kapının kilidini değiştiriyorum, dedim.
ikisi birden,
• Aman etme! diye elime sarıldılar.
• Daha etmesi var mı
• Aman, bütçemiz sarsılır.
• Ne bütçesi? Aydan aya bir de garsoniyer kirası verince bütçeniz sarsılmıyor mu?
• Yahu, sen ne diyorsun arkadaş. Bize garsoniyer bedavaya geldiği gibi o yüzden aydan aya cebimize para giriyor.
• Kirası ikiyüzyetmiş lira değil mi? Ben üç kişiye yetmişbeşer liradan kiraladım.
Bu da üç kişiye kiraladı. Altı tane yetmişbeş, eder dörtyüzelli lira. ikiyüzyetmişi kira,kalır yüzseksen lira. Doksanar lira da bize kalıyor.
• Siz beni düşünmediniz. Ben de sizi düşünmem.
• Bizi düşünmezsen başka zavallıları düşün. Bizden yetmişbeş liraya her anahtar alan da dört anahtar yaptırmış, ellişer liraya kiralamış. Her ay yüzyirmibeş lira kazanıyor, garsoniyer de bedava ya geliyor onlara. Ondan elli liraya kiralayanlar,yirmibeşer liraya dört kişiye anahtar kiralamışlar. Ayda elli lira kazanıyorlar… Onlar da başkalarına kiralamışlar.
Ben düşündüm, taşındım, bir türlü hesabın içinden çıkamadım. Bizim garsoniyer herkese bedavaya geldiği gibi, anahtarı her eline geçiren de havadan ayda elli lira, yüz lira kazanıyor. Ne bereketli iş be kardeşim. Para makinesi gibi. Ama bu paraların kimden çıktığı hiç belli değil. Boyuna para yağıyor. Sen böyle şey gördün mü? Bir kilidi değiştirsem, hepsi yandı. Bütçeleri allak bullak olacak. Anahtarın kirası beş liraya kadar düştüğüne göre artık kaç kişinin, kaçar lira kazandıklarını düşün.
İriyarı adam ufak tefek arkadaşına,
– Sonra ne yaptın? diye sordu.
• Hemen kilidi değiştirdim. Ev sahibine de evden çıkıyorum, dedim. Ev sahibi, kendim taşınacağım, dedi. Ben İstanbul’a döndüm. Onbeş gün sonra ev sahibinden bir mektup aldım. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, eline anahtarı alan kapının kilidini zorluyormuş. Kapıyı açamayınca,
• Yahu bu ne iş? Programda benim saatim!.. diye söylene söylene gidiyormuş. Ev sahibi bana bir iyi sövüp saymış.
Sonradan duyduğuma göre, ev sahibi oradan çıkmış. Kiraya vermiş. Ama hiçbir kiracı bir haftadan çok dayanamıyormuş.
İriyarı adam, arkadaşına,
— Yahu, dedi, bizim arkadaşlar hep birleşsek de, ayda beşer lira katsak… Ha? Ne dersin?

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Örümcek Yavrusu; Louise Bourgeois – Selma Aydemir

Louis Josephine Bourgeois, 1911`lerin Paris`inde soyadı gibi burjuva bir ailede dünyaya gelir. 1938`de ölümüne dek yaşayacağı Newyork’a taşınır. Ailesinin tarihi...

Kapat