Tanırsınız, dedi, hepiniz tanırsınız… | Bayan Aranıyor – Aziz Nesin

Üç dört yüz odalı büyük bir handa yazıhanesi olan arkadaşıma gitmiştim. Odada dört kişiydik. Epeyce oturduğum için, «Artık ben gideyim…» diye kalktıkça, arkadaşım, «Acelen ne? Biraz daha otur.» diyordu. Öbür iki kişi de önemli işleri olduğunu söyleyerek ikide bir gitmek için davranıyorlar, arkadaşım onları da az daha oturmaları için zorluyordu. Bu sırada kapı vuruldu. Arkadaşım,
• Buyrun.. dedi.
• İçeriye bir kadın girdi. Dördümüzün de azkalsın soluğumuz kesiliyordu. Hani insan birden soğuk suya dalınca «hihii…» diye saçından kuyruk sokumuna dek bir titreme geçirmez mi… Kadını görünce biz de işte öyle olmuştuk.
Dört tane genç Alman subayı düşünün. Bir odada yan gelmiş oturuyorlar. Birden kapı açılıp, içeri bir Alman mareşali girse, dört subay nasıl ayağa fırlarlar. Biz de kadını görünce öyle olduk. Rap diye ayağa fırlamamızla,
• Buyrun hamfendi… diye nezaketle kadının
üstüne saldırmamız bir oldu.
• Buyrun efendim..
• Rica ederim böyle buyrun…
— Böyle gelin, daha rahattır hamfendi… Dördümüz de kadını kendi yanımıza oturtmak için, bir anda, çığırtkan tezgâhtara dönmüştük.
Kadın pişkin mi pişkin…
— Söyle oturayım da hiç kimsenin hatırı kalmasın efendim… dedi.
Koltuklara değil, masanın yanındaki sandalyeye oturdu. Oturmasıyla bacağının birini kaldırıp öbürünün üzerine attı ki, hışırtıyla açılan, dalgalanan eteklerinden suratımıza bayıltıcı bir koku esti. Dördümüz de odanın bütün havasını, bir derin nefeste ciğerlerimize doldurduk.
Kadın kimdi, neydi, neyin nesiydi, ne istiyordu? Hiçbirimiz bilmiyorduk.
Yazıhanenin sahibi olan arkadaş,
— Ne emredersiniz hamfendi? dedi, çay mı, gazoz mu, limonata mı, kahve mi?
Arkadaşlardan biri hemen cıgara paketine davrandı:
— Buyrun hamfendi…
iki kibrit, bir çakmak birden kadına uzandı. Yazıhanenin sahibi, öbür
arkadaşlardan birine,
— İşim var diyordun, Sabri.. dedi.
Sabri,
— Yooo… O kadar önemli değildi işim… Gitmesem de olur, dedi.
Saatine baktı. Bana,
• Aman Hasancım, sakın randevuna geç kalma… dedi.
• Yarın gitsem de olur… dedim.
Kadın, cıgaradan bir soluk çekiyor, sonra püfff diye dumanını arkadaşımın suratına
üflüyor. Kadın püff dedikçe, arkadaşım da bir oooh çekiyor.
• Efendim emirleriniz?
• Estağfurullah… Büronuzda çalışacak bir bayan arıyormuşsunuz da.
Arkadaşımın bayan mayan aradığı yoktu. Kısa bir şaşkınlıktan sonra,
— Haa… Yani evet… Arıyoruz… Yani arıyorum, dedi.
öbürü,
— Ben de… dedi, tam sizin gibi bir bayan…
Ben hemen kartımı uzattım:
— Bizim yazıhaneye de teşrif edin hamfendi, bir bayana şiddetle ihtiyacım var.
Kadını elinden kaçıracağını sanan yazıhane sahibi,
— Tam zamanında geldiniz efendim, dedi, bir yardımcıya o kadar şiddetle
ihtiyacım var ki…
Kadın hafiften gülüyordu.
• Daha önce bir yerde çalışmış mıydınız?
Kadın,
• Evet… Bonservisim de var… dedi.
Önce çantasını karıştırdı. Bonservisini orada bulamayınca, elini koynuna attı. Bir zaman göğsünü karıştırdı,
— Burda olacaktı bonservisim, yanıma almamışım, dedi.
Arkadaşın gözü, kadının taşan, açık göğüslerinde,
• Aman efendim, bonservise ihtiyaç mı var… Herşey belli. Asaletiniz nâsiyenizden okunuyor. Tahsiliniz nedir? dedi.
• Tahsilim mi? Diplomam yanımda…
Kadın bir daha çantasını karıştırdı. Sonra elini yine göğsüne attı. Orada da bulamayınca, eteğini çekip jartiyer yerinden çorabına baktı,
• Allah Allah… dedi, diplomamı buralarıma bir yere koymuştum…
• Aman hamfendi, hiç zahmet buyurmayın. Ben hani lâf olsun da konuşalım,
diye söyledim. Belli ki tahsiliniz yüksek…
Kadın,
— Hayır, yüksek değil… dedi. öteki arkadaş atıldı,
• Aman hamfendi, tevazu göstermeyin. Biz insanın yüzüne bir baktık mı anlarız. Sizin yüksek bir tahsiliniz olduğu her şeyinizden belli maşallah…
• Yüksek değil efendim. Ortadan ayrıldım.
• Olsun efendim, yine de yüksek sayılır. Tahsil diploma ile olmaz. Biz, affedersiniz, ne diplomalı eşekler biliriz. İnsan sizin gibi kendi kendini yetiştirmeli.
Asıl makbulü odur hamfendi.
Kadın,
— Ne kadar vereceksiniz? dedi.
Yazıhanenin sahibi, ne verirse kadını memnun eder, diye düşünürken, öteki arkadaş,
— Ben üçyüz veririm, dedi.
Ben hemen; «Çüşş!. » diye bağıracakken kendimi tuttum,
— Azdır, dedim, doğrusu az, çok az… Ben hamfendiye eğer lütfen kabul ederlerse
her ay dörtyüz veririm.
Ben o yazıhaneye arkadaşımdan yüz lira borç almak için gelmiştim, ama on lira da
koparsam fitim.
üçüncü arkadaş güldü,
— İnsaf yahu, dedi, insaf be… önce karşındakine bak da öyle fiyat biç efendime
söyliyeyim.
— Canım, dörtyüz dedikse, her sene bunun beş maaş da ikramiyesi var…
Efendim? Ayrıca, her altı ayda bir de bir ay izin. Nasıl hamfendi?
Kadın bir kımıldadı, yandan yırtmaçlı eteği uyluğuna kadar açıldı. Ben iyice
şaşırmışım,
— Benden beşyüz!.. diye bağırdım.
Demin, beşyüz lira borç isteyince, «Vallahi bil lahi yok, namussuzum yok!» diye yemin eden yazıhanenin sahibi arkadaşım, cüzdanı çıkardı. Kadına paraları uzattı,
— Lütfen, bunu avans olarak şimdilik kabul edin, sonra düşünürüz, dedi.
Kadın bir daha, ustaca kımıldadı. Her kımıldayışta eteği biraz daha açılıyor, soluğumuzu kesiyordu.
— Ne iş yapacağımı öğrenmeden avans alamam beyefendi, dedi.
Asıl zorluk simdi çıkmıştı. Yazıhane sahibi sordu:
• Daktilo?
• Bilmem.
• Zararı yok Bilmeseniz de olur Efendiiim…
Peki, sekreterlik?
O sırada içeriye tanımadığım biri girdi. Kadını görünce o da çarpıldı,
— Hanımefendiyi bir yerden tanıyorum, dedi, gözüm ısırıyor.
Kadın,
— Tanırsınız, dedi, hepiniz tanırsınız… Kadına bir daha alıcı gözle baktım.
Gerçekten
de tanır gibiyim.
— Benim de gözüm ısırıyor, dedim.
Kadın bir kahkaha attı. Ama sesi birden değişmiş, kalınlaşmıştı.
— Yahu beni tanımadınız mı? dedi.
Önce göğsündeki iki takma memeyi çıkarıp masanın üstüne koydu. Sonra başındaki takma saçları olduğu gibi kaldırdı.
Aman… Bizim Cemil değil mi? Suratındaki boyalan da şilince Cemil çıktı ortaya…
Cemil,
• Alçaklar! diye bağırdı. Şu yazıhanenin eşiğini aşındırdım da bana on lira borç vermediniz ha…
• Çok şakacı adamsın…
• Ne şakası yahu… Aylardır issizlikten süründüm. Her nereye gittimse, «Siz bize adresinizi bırakın, biz sonra size mektupla bildiririz» diyorlar. Şu koca İstanbul’da adres vermedik bir yer mi bıraktım? Gazetelerdeki ilânlara bakıyorum: «Bir bayan aranıyor, bir bayan aranıyor…» Kimsenin bay aradığı yok.
Arkadaşlardan biri, yazıhane sahibine,
— Benim acele bir işim var, bana müsaade… dedi.
— Otur canım, gidersin. Ne acelen?
Cemil,
• Sonra, dedi, baktım olacak gibi değil. Bir de kadın kılığına gireyim, dedim.
• iş buldun mu?
• İş arayan kim? Neresini gözüme kestirirsem açıp kapıyı giriyorum. Daha şimdiye kadar, bizim adama ihtiyacımız yok, dîyen çıkmadı.
Ayağa kalktım,
— Benim birisine randevum var, Allahaısmarladık arkadaşlar, dedim.
Ben kapıdan çıkarken Cemil.
— Kolayını buldum ama, çok jilet gidiyor, dedi. Günde iki defa vücudumu baştan aşağı tıraş ediyorum. Her gün on, onbeş jilet gidiyor. Bakın, şurada yarım saat oturdum, bacağımın kılları uzadı.
Çantasından tıraş takımını çıkardı,
— Müsaade eder misiniz, şurda bir tıraş olayım?., dedi.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Sebebini bilmediğim için…” Bir Sonbahar Akşamı – Sait Faik Abasıyanık

Nedir bu kuş, bilmem ki? Sonbaharda bulutlar turunç renklidir. Sonbaharda yapraklar konuşur. Lodoslu İstanbul denizi ne baş döndürücü şeydir! Bir...

Kapat