Yesinler Senin Hoca Efendini Oral Çalışlar Efendi… – Ahmet Nesin

Bu “Efendi” sözcüğünü ilk ne zaman duyduğunu anımsayanınız var mı? Ben ilk olarak apartmanımızın kapıcısı Abdullah Efendi’yi duymuştum. Oğulları ve kızı mahalle arkadaşımdı, 3 oğlu da iyi futbol oynardı. Osman koşarken dilini çıkarırdı, kafaya çıkarken “Dilini sok Osman, kopacak…” diye kızdırdığımızı anımsıyorum. 6 yaşında başlayan arkadaşlığımız hâlâ sürüyor.
Daha sonra “Efendi” sözcüğünü ya babamın yada Haldun Taner’in kitabından anımsıyorum, orada da “Mustafendi” diye geçiyordu. Abdullah amcaya “Efendi” dendiğinde ne kadar saygınlık kazanıyorsa, “Mustafendi”de de o kadar küçümseme ve ti’ye alma gizliydi sanki.

Biraz daha büyüdüğümde, annem yada babamla Kadıköy Çarşı’sında alışverişe çıktığımda “Kurukahveci Mehmet Efendi”yi tanıdım. Tanıdım dediğime bakmayın, bir dükkanı, markayı tanıdım. O dükkan dışında kahve satılmazmış, satılsa da iyi kahve olmazmış diye bir olgu oluştu kafamda…

Babam okullar başladığında Ali’yle beni alır, kendimize göre hovardalığa giderdik. İlk olarak okul elbiseleri, sonra söylenemez, oldukça yaramazdım. Zaten 12 yaşımda da adım “Deli”ye çıktı. Sanırım deliliğimden dolayı, ilk olarak ablam olmak üzere “Seni efendiler götürsün” deyimini oldukça sık duydum. “Seni efendiler götürsün” deyiminin ingilizce yada fransızcası yok sanırım, onca yaramazlığıma karşın beni hiç o şekilde azarlamadılar. O zaman anladım ki bu efendilik bize mahsus bişey.

Efendi sözcüğünün kökenini bulduğumu söyleyemem. Rumcadan geldiği de söyleniyor -Efen-di, sahip ve malik anlamına geliyor-… Arapçada da Afandi diye söyleniyor, daha çok şehzadeler ve din adamlarının adlarından sonra kullanıyor.

Anımsadığım yada anımsamadığım bütün efendiler arasına son yıllarda bir de Hoca Efendi girdi. Bildiğiniz gibi bu hoca efendi Fetullah Gülen’in kendisi oluyor. Türkiye’nin siyasi yapısı ve yaşamıyla iç içe geçmiş bu kişiyle az daha karşılaşacaktım ben biliyor musunuz?

Yıllar önce telefonum çaldı, arayan Ali’’ydi. Babamı yeni kaybetmiştik, O2na bir ödül verilecekmiş, Ali de benim gidip almamı istiyor. Kimin, neden vereceğini filan sormadım ama ölümden sonra verilen ödüllerden oldum olası hazetmediğimden Ali’ye “Dün gece yayınevinde kaldım, üstüm başım törene göre değil…” dedim ve yırttım. Gerçekten de beyaz gömlek giymiştim ve matbaaya filan gittiğimden kirlenmişti gömleğim ama o işin bahanesiydi.

İşte Ali Nesin’in gittiği, Fetullah Gülen ekibinin Aziz Nesin’e vermek istedikleri o meşhur ödül töreni bu törendi. Ali ödülü almamış ve “Dün gece babamı rüyamda gördüm, babama Yıldız Kenter ve Sezen Aksu’yla beraber ödül aldığını söyledim. O da ödülü iki güzelle paylaşmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Ödül alanlar arasında Tansu Çiller ve Yıldırım Aktuna’nın da bulunduğunu söyledim. Çok şaşırdı ve ödül alıp almamayı bana bıraktı. Ben de kabul etmiyorum…’’ demişti.

İyi ki gitmemişim, ben Ali’nin bulduğu bu taktiği bulamaz daha tepkisel konuşurdum…” diye çok keyiflendim kendi kendime…

Bütün bunlardan sonra dünkü Radikal Gazetesi’nde Oral Çalışlar’ın yazısını okudum. Şike ve Fenerbahçe’yle ilgili bir yazı yazmış. Yazının başlığı “Hoca Efendi, Fenerbahçe ve Polis” Oral Çalışlar Efendi yazısının sonunda “Operasyonu yapan polisler, Fethullah Hoca’ya bağlı değil, İçişleri bakanı İdris Naim Şahin’e bağlılar. Eğer bir tepki gösterilecekse önce hükümete gösterilmeli. Doğru ve meşru olan budur.” diye buyurmuş.

Yesinler senin “Efendi”ni Oral Çalışlar Efendi, hatta seni “Efendi”ler götürsün e mi Oralfendi…[1]

 Oral Çalışların sözkonusu yazısı:

 “Hoca Efendi, Fenerbahçe ve Polis”

Fenerbahçe’ye yönelik şike operasyonunun Gülen Cemaati tarafından düzenlendiğine ilişkin yaygın tartışma gündemin başına oturdu. Siyasetle ilgilenmeyen kesimler bile bu tartışmaya dahil oldular. Fenerbahçe taraftarlarının öfkesi, kamuoyu önünde sergilenen örgütlü bir tepkiye dönüşmüş durumda.
 Günlerdir süren bu tartışmayı izledim ve haksız bir yargıda bulunma endişesiyle yorum yapmaktan kaçındım.
 Bizzat Fethullah Hoca da bu tepkilere cevap vermek gereğini duydu. Günlük köşe yazısı yazan, Fenerbahçeli olan, cemaati 20 yıldır yakından izleyen ve tanıyan birisi olarak ben de bazı değerlendirmeler yapma ihtiyacı duyuyorum.

Değişim ve cemaat
 Türkiye’nin siyasi, sosyal, ekonomik olarak kendini yeniden tanımladığı, zihniyetlerin yeniden şekillendiği bir dönüşüm sürecindeyiz. ‘Gülen Cemaati’ de bu değişimin önemli bir aktörü ve aktif bir oyuncusu.
 Değişimin asıl etkili gücü tabii ki AK Parti iktidarı. Değişim ‘dümdüz’ ilerlemiyor, eleştirileri hak eden hatalar yapılıyor. AK Parti’nin de ‘cemaat’in de geçmişinde bir demokrasi alışkanlığının, bir özgürlükçü zihniyet birikiminin olmamasının da bir sonucu olarak, bu değişim süreci ‘dünyanın gelişim çizgisi’ne çeşitli biçimlerde ters düşebiliyor.
 Türkiye’nin ekonomik büyümesine paralel olarak ‘cemaat’ de büyüdü. Özellikle, Anadolu girişimcisini örgütledi ve onların dünyanın dört bir yanına yayılmasında etkili oldu.
 Bir başka gelişme de devletin içinde oldu. Cemaate yakın isimler, devletin birçok kademesinde olduğu gibi yargı ve polis içinde de güç kazandılar.
 Cemaat, bir ‘yönetim kurulu’ veya resmi bir yönetim merkezi olan bir yapı değil. Hangi polisin, hangi savcının, hangi yargıcın, hangi bürokratın ‘cemaat’ten olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapmak doğal olarak kolay değil.
 AK Parti’nin ve ‘cemaat’in genişleyen etki alanları, kaybedenlerin tarafında bir iktidar ve ekonomik güç alanı kavgasını beraberinde getirdi. Bu büyümeden hoşnutsuz kesimler, (darbe girişimine niyetlenebilecek kadar) yoğun bir direnç gösterdiler.

Operasyonu ‘cemaat’ mi yaptı?
 Fenerbahçe, Kadıköy merkezli bir takım. Taraftarlarının önemli bir kesimi Ulusalcı ve Kemalist. Fenerbahçe’ye karşı başlatılan polis operasyonu ile bu çevrelerdeki tepkisellik de yükselişe geçti.
 ‘Cemaat’e yakınlığı ile bilinen bazı kalemlerin operasyon sırasındaki militan tutumları, tepkisel psikolojiyi şiddetlendirdi.
 Ergenekon, Balyoz, Kafes davalarındaki ‘militan habercilik’lerinden elde ettikleri enerji ile Fenerbahçe’ye de yüklendiler. Fenerbahçe’ye de darbecilere karşı kullanılan dil kullanıldı, ‘operasyonun müdürü’ tarzında bir üslup sergilendi. (KCK tutuklamalarında; özellikle Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun tutuklanması sırasında da ‘cemaat’ yayın organlarında militan bir dille karşılaşmıştık.)
 Polis ve yargı yoluyla ülkedeki dönüşüm sürecini derinleştirmeye hevesli ‘operasyoncu zihniyet’, devlet içindeki eski alışkanlıkları büyük ölçüde devralan, ‘linç’ ağırlıklı kampanyalar yürüttü.
 “Operasyonların sorumlusu ‘cemaat’ mi yoksa hükümet mi” sorusu hâlâ gündemin merkezinde. Cemaat bu operasyonları bir bütün olarak destekliyor mu? Fethullah Hoca yaşanan süreçlerin gerçekten içinde mi? Net bir şey söylemek imkânsız. Tabii, şunu hatırlamakta yarar var: Operasyonları yapan polisler, Fethullah Hoca’ya değil, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e bağlılar. Eğer bir tepki gösterilecekse öncelikle hükümete gösterilmeli. Doğru ve meşru olan budur.
 ‘Cemaat’e gelince.. Öyle yayınlar yapıldı ve yapılıyor ki “Tepkilere biraz da bunlar neden oluyor” demeye, bir sorgulama yapmaya hakkımızın olduğunu düşünüyorum. [2]


1. ahmetnesin.wordpress.com
2. Radikal 23/06/2006

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Din İle Bilim, Çatışmanın Kökleri, Din İle Bilim Arasındaki İlk Kavga: Copernicus – Bertrand Russell

Aristoteles bir cismin düşme hızının, o cismin ağırlığıyla orantılı olduğunu söylemişti; bu ilkeye göre, (diyelim ki) on kilo ağırlığında bir...

Kapat