Amin Maalouf: Demokraside çoğunluk yasası kimi zaman zorbalığa ve baskıya yol açıyor

Bir azınlık baskı görüyorsa, oy hakkı onu ille de özgür kılamıyor, hatta daha da eziyor. İktidarın bir çoğunluk grubuna bırakılarak azınlıkların çektiklerinin azaltıldığını savunmak için çok saf -ya da tersine çok pervasız- olmak gerek.

Devamı…Amin Maalouf: Demokraside çoğunluk yasası kimi zaman zorbalığa ve baskıya yol açıyor

Tezer Özlü Romanları: Baskı, Denetim ve Kuşatılma – Müge Karahan

Tezer Özlü (anlatıları) baskının ve ideolojinin aygıtlarının ittifakı karşısında ancak öfke besleyerek direnç gösterebilmiştir. Rahibeler tarafından karşılandığı okuluyla, askeri bir disiplin yaratma çabasındaki baba evi arasında gidip geldiği zamanları, güneşli günler olarak değil soğuk geceler olarak hatırlamaktadır.

Devamı…Tezer Özlü Romanları: Baskı, Denetim ve Kuşatılma – Müge Karahan

Yaşar Kemal: Önce biz kendi kendimizle hesaplaşmalıyız

Eski bir Anadolu filozofu diyor ki: “İnsanların yasalarını yapanlardan, türkülerini söyleyenler daha güçlüdür.” Bu söz hala geçerlidir. Çünkü türküleri halkların yürekleri yapar. “İlkin söz var idi” sözü de doğrulanmıştır. İlkin söz vardı, sonunda da söz olacaktır. Çünkü söz insanın kendisidir. İnsanın kanıdır. Gücünü de işte buradan alır. Ve biz söz adamları bugün, dünyamızın bu belalı günlerinde barış için, özgürlük, eşitlik için burada toplanmışız.

Devamı…Yaşar Kemal: Önce biz kendi kendimizle hesaplaşmalıyız

Tezer Özlü’de Baskı, Denetim ve Kuşatılma – Müge Karahan

Deleuze’ün de üzerinde durduğu gibi, “Birey sürekli olarak, her biri kendi yasalarına sahip olan bir kapalı ortamdan diğerine geçer: Önce aile, sonra okul (‘artık evinde değilsin’), sonra kışla (‘artık okulda değilsin’), sonra fabrika, bazen hastane, ve muhtemelen en önde gelen kapatıp-kuşatma ortamı olan hapishane.”

Devamı…Tezer Özlü’de Baskı, Denetim ve Kuşatılma – Müge Karahan

“En iyi hükümet en az yöneten hükümettir” Haksız Yönetime Karşı – Henry David Thoreau

Henry David ThoreauYukardaki özlü sözü yürekten kabul ediyorum.  Bunun tez elden düzenli olarak uygulanmasını pek isterdim. Bu özlü sözü uygulayacak olursak, benim de inandığım gibi, eninde sonunda şuna varırız. “Hükümetlerin en iyisi hiç yönetmeyenidir” ve yetiştikleri zaman insanların başvuracakları yönetim böyle bir yönetim olacaktır. Hükümet, ne de olsa, çaresizlik içinde başvurulan bir kolaylıktır. Ne var ki, genel olarak hükümetlerin çoğu, kimi zaman da bütün hükümetler birer köstektir, hiçbir işe yaramazlar. Temelli orduya karşı ileri sürülen düşünceler ki sağlam ve çoktur – sürekli yönetime karşı da ileri sürülebilir pekâlâ. Temelli ordu, sürekli yönetimin bir silahıdır yalnızca. İstediğini yaptırmak için halkın seçtiği tek yol olan hükümet de kötüye kullanılabilir ve daha halkın yönetim yoluyla davranmasına kalmadan, bozulabilir. Örneğin, bugünkü Meksika savaşı: Bu savaş, hükümeti babalarının malı gibi kullanan bir avuç insanın işidir. Çünkü halk daha baştan bu savaşa oyunu vermiş olamazdı.

Devamı…“En iyi hükümet en az yöneten hükümettir” Haksız Yönetime Karşı – Henry David Thoreau

Mıchel Foucault’da İktidar İlişkileri, İktidarın Baskıcı ve Şiddete Dayalı İşleyişi – Sıtkı Akın

Genel olarak sosyal bilimler ve özelde sosyolojinin kabul ettiği genel kanıya göre her insan, içinde bulunduğu toplumdan ve yaşadığı çağdan etkilenir. İçinde bulunduğumuz, havasını soluduğumuz toplumsal yaşam bizim düşüncelerimizi, hayata bakışımızı etkiler. Bu kanı, insanı toplumsal olay ve olgular karşısında edilgen gören, insanı mutlak etkilenen şeklinde konumlandıran bir kanı değil, insanın toplumsal olay ve olgularla olan ilişkilerini belirten ve bu ilişkilerin insanlar üzerinde önemli derecede etkili olduğunu gösteren bir durumdur. Yıllar önce Hegel de “her insan, çağının çocuğudur”(Akarsu, 1994:83) derken, insanın içinde bulunduğu toplumdan / çağından bağımsız olamayacağını belirtmek istemiştir.
Kimilerine göre post-modernist ve kimilerine göre de post-yapısalcı ve ona sorduklarında ise kendisinin bu kavramların ne olduğunu bilmediğini!, kendisini hiçbir “izm” içinde görmediğini belirten Fransız düşünür Michel Foucault’yu da bu çizdiğimiz perspektiften değerlendirmek gerekir. 20. yüzyıla düşünce ve pratiğiyle damgasını vuran Michel Foucault’yu sağlıklı değerlendirebilmek için onun da içinde bulunduğu 20. yüzyılı sağlıklı bir biçimde değerlendirmemiz gerekir.

Devamı…Mıchel Foucault’da İktidar İlişkileri, İktidarın Baskıcı ve Şiddete Dayalı İşleyişi – Sıtkı Akın

Sanat ve Düşüncenin Yasak Karşısındaki Tutumu Ne Olmalıdır? – Yılmaz Güney

Yasaklar, ancak çiğnenerek aşılabilir
Devletin görevi, egemenlerin sınıf çıkarlarını korumak için yasalar çıkartmak, kurallar koymak, yasaklar getirmek ve uyum göstermeyenleri, değişen oranlarda şu ya da bu biçimde cezalandırmaktır. Devlet, sınıf baskısının ifadesi olan şiddeti ve şiddetin organlarını gerekli hallerde işleten bir sınıf aygıtıdır. Sürekli ordu ve bürokrasi, devletin iki ana unsurudur. Bu iki unsur, özünde şiddetin uygulayıcılarıdırlar. Şiddetin niteliğini, egemen sınıfları tehdit eden eylem ve davranışların niteliği, egemen sınıfların güçlülüğünün ve güçsüzlü­ğünün oranı, egemen sınıflara karşı koyan sınıfların güçlülüğünün ve güçsüzlüğünün oranları belirler. . Bu güçlülük geçicidir.
En açık biçimiyle, egemen sınıfların şiddeti, ge­lecekleri konusundaki güvensizliklerin, korkuların ve güçsüzlüklerinin ifadesidir. Bu, her toplum biçiminde, değişen görünüm ve biçimlerde, öz iti­bariyle böyledir. Şiddet uygulayabilmek, bir açıdan da, güçlülüğün ifadesidir. 

Devamı…Sanat ve Düşüncenin Yasak Karşısındaki Tutumu Ne Olmalıdır? – Yılmaz Güney

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org