Sınıflı Toplumlarda Toplumsal Cinsiyete Dayalı İş Bölümü – Sharon Smith

Engels’in kadınlara uygulanan baskıyla ilgili kuramının en önemli noktası, sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla temel dönüşüme uğrayan, toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü ile üretim biçimi arasında kurduğu ilişkide yatmaktadır. Avcılık-toplayıcılık ve bahçecilik yapan toplumlarda, kadın ve erkekler için keskin sınırları olan bir dizi sorumluluktan oluşan, toplumsal cinsiyete dayalı bir iş bölümü söz konusuydu. Ancak her iki cinsiyet de bu görevleri yerine getirmek konusunda geniş bir otonomiye sahipti. Dahası, Engels’in yaşadığı çağlardan bu yana bildiğimiz gibi, avcı-toplayıcı toplumlarda kadınlar kendi gruplarına en fazla gıda tedarikini sağlamakla kalmıyor, çoğu durumda genel olarak gıda ihtiyacının da çoğunluğunu tedarik ediyordu. Dolayısıyla sınıflı toplumlar öncesinde kadınlar, anneliği ve üretici emeği bir arada yürütüyordu. Aslında, üretici ve yeniden üretici alanlar arasında da keskin ayrımlar söz konusu değildi. Pek çok durumda kadınlar toplayıcılık ya da ekim işleriyle uğraşırken küçük çocuklarını yanlarında taşıyorlar ya da birkaç saatliğine onları diğer yetişkinlerin yanına bırakıyorlardı. Benzer şekilde pek çok ürün hane içinde üretilebiliyordu. Sınıflı toplumlar öncesinde kadınlar üretimde böylesi merkezî bir yer kapladığı için, cinsiyetler arasında sistematik eşitsizlik söz konusu değildi. Hatta yaşlı kadınlar göreli bir yüksek statüye sahipti.
Bütün bunlar özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla değişti. Cinsiyete dayalı iş bölümü uyarınca erkekler saban sürme gibi daha ağır tarımsal faaliyetlerin sorumluluğunu üstlendiler çünkü bu faaliyetler gebe ya da emziren kadınlar için daha zor olacaktı, ya da yanlarında küçük çocuklarını taşımak tehlikeli olacaktı. Üstelik geleneksel olarak erkekler büyük hayvan avıyla ilgilendiği için (tabii bu her zaman geçerli değildi), öküzün ehlileştirilmesi işiyle de ilgilenmeleri yine kendileri açısından anlamlıydı. Engels, öküzün ehlileştirilmesinin tarımda saban kullanımını öncelediğini düşünüyordu ama artık bu iki sürecin eş zamanlı gerçekleştiği fikri kabul görüyor. Ancak bu durum, öküzün kontrolünün neden erkeğin işi olduğuna ilişkin tespitlerinin geçerliliğini azaltmıyor.

Üretim hane çapında yapılan bir iş olmaktan uzaklaştıkça, yeniden üretimin üstlendiği rol de ciddi anlamda değişti. Tarımsal üretime doğru kayış, emeğin üretkenliğini büyük oranlarda arttırdı. Bu da dolayısıyla, emek talebini arttırdı. Tarım işçilerinin sayısı arttıkça, artık miktarı da arttı. Bu nedenle, çocuk sayısını sınırlamaya çalışan avcı-toplayıcı toplumlardan farklı olarak tarım toplumları, tarla işlerine yardımcı olacak daha fazla çocuğun olması için kadınların yeniden üretici gücünü maksimize etmeye çalıştı. Erkekler üretimde giderek daha özel bir rol oynamaya başlarken, kadınların da yeniden üretimde daha merkezî bir rol oynaması gerekiyordu.

Cinsiyete dayalı keskin iş bölümü aynı kaldı ama üretim hane halkından uzaklaşmış oldu. Aile bundan böyle yeniden üretici bir işlevden ötesine hizmet etmedi, hatta ekonomik bir tüketim birimine dönüştü. Kadınlar, toplumun yeniden üreticileri olarak ailelerine hapsoldular, üretimden koparıldılar. Bu değişimler ilk olarak mülk sahibi ailelerde, yönetici sınıfta gerçekleşti. Ancak zamanla çekirdek aile, bir bütün olarak toplumun ekonomik bir birimine dönüştü.

Bu değişimlerin bir anda değil, binlerce yıllık bir dönemde gerçekleştiğini kavramak gerekiyor. Zenginliğin eşitsiz paylaşımı da temelde aç gözlülükten kaynaklanmıyordu. Ne de erkek şovenizmi, kadınların konumu keskin bir düşüş yaşarken erkin (bazı) erkeklerin eline geçmesinin nedeniydi. Kadınların bu role erkekler tarafından zorlandığına dair hiçbir kanıt (ya da neden) yoktur. Mülk sahibi ailelerde, daha büyük miktarlarda artık hane halkının bütün üyelerinin faydalanmasına açıktır. Engels, ehlileştirilmiş öküzün ilk erkek “mülk sahibi”yle ilgili “Kesin olan şey, bu mülk sahibini kelimenin modern anlamında bir mülk sahibi olarak düşünmememiz gerektiğidir” demiştir. Öküzü de, gıda ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için sahip olduğu diğer aletler gibi mülk edinmiştir. Ancak “ailesi, öküzün hızında çoğalmamaktadır.” Bir kısmı düşük hasat zamanında aileyi doyurmak üzere depolanması gereken, bir kısmı da başka ürünlerle takas edilebilecek tarımsal üretim de hızla artmaktadır.
Yeryüzündeki bütün toplumların üretim biçimindeki değişiklikleri benzer bir ardışıklıkla yaşamadığı açıktır. Engels’in engin bir bilgi birikimi vardı ama Almanya ve klasik Akdeniz ve Asya toplumlarıyla sınırlıydı. Avrupalı olmayan toplumları değerlendirmek için esas olarak Morgan’ın verilerine yaslanıyordu. Üretim biçimindeki değişiklikler de yeniden üretim alanında keskin değişikliklere otomatik olarak yol açmıyordu. Antik Mısır’da erkek ve kız kardeşler arasında ensest yaygın olmaya deva ederken, görece gelişmiş sınıflı toplumlarda yasaklandı. Eleanor Burke Leacock’un ifade ettiği gibi Engels’in döneminden bu yana “arkeolojik araştırmacılar Antik Doğu’da insa nlığın ‘yabanıl’ avcılıktan ‘barbar’ tarımcılığa ve nihayetinde ‘uygarlığa’ ilerleyişinin kuşkuya yer bırakmayan resmini çizmiştir.”

Benzer şekilde Chris Harman da şöyle diyor: “Avcılık-toplayıcılıktan bahçeciliğe, tarımdan uygarlığa giden o net çizgi, bir toplumdan diğerine büyük ölçüde değişiklik göstermektedir.” Ancak, sınıflı toplumun üzerinden yükseldiği çeşitli biçimler, bir toplumun diğeriyle paylaştığı devasa benzerlikleri unutmamıza neden olmamalıdır. Her yerde başlangıçta ilkel komünizm vardı. Yerleşik tarım toplumuna geçilir geçilmez her yerde, grubun tamamının yararına olan az miktarda artığın yeniden dağıtımı rolleri aracılığıyla kimi soylar, soy büyükleri ya da “büyük adamlar” prestij sahibi olmaya başladı. Artıklar arttıkça her yerde toplumun bu küçük bölümü, toplumsal zenginliğin daha büyük bir kısmını kontrol etmeye başladı, bir sosyal sınıfta kristalize olmaya başlayabilecekleri bir konuma eriştiler.

Ne eski komünal örgütlenme biçimleri bir gecede dönüşüme uğradı, ne de bu dönüşüm bir toplumdan diğerine bir örnek şekilde gerçekleşti. Ama dönüştüler. Hediye alıp vermenin toplumsal hayatın merkezi bir yerinde durduğu ilkel komünist toplumlara içkin olan eli açıklık, eşitsizlik durumunda niteliksel bir değişime uğradı. Hediye alıp vermek geleneksel olarak karşılıklı bir değiş tokuştu. Ancak hediye veren zenginken hediyeyi alan fakirse, hediye alanın karşılığında bir şey vermesi mümkün olmaz. Böyle bir durumda hediye veren kişi hemen bir vergi toplayıcısı ya da istismarcıya dönüşebilir. Yağmacı bir toplulukta az bir otoriteye sahip olan ya da hiç otoritesi olmayan bir önder, sınıflar ortaya çıkınca toplumun geri kalanının üzerinde yer alan bir din adamına ya da bürokrata kolayca dönüşebilir. Birkaç baş öküze ya da bir parça verimli toprağa sahip olan bir adam da koşullar yaver giderse zengin ve güçlü bir toprak sahibi olabilir.

Karen Sacks, özel mülkiyetin kadınların toplumdaki genel konumuna olan etkisini şöyle özetliyor:
Özel mülkiyet sadece daha geniş toplumda siyasi ve ekonomik ilişkileri radikal bir şekilde değiştirdiği için hane içinde kadın ve erkek ilişkilerini de değiştirmiştir. Engels’e göre ehlileştirilmiş hayvanların getirdiği yeni zenginlik, üretici birimler arasında değiş tokuşa olanak sağlayacak kadar artık ürün olduğu anlamına geliyordu. Zamanla erkeklerin özellikle değişim amaçlı üretimleri gelişti, yaygınlaştı ve hanenin kullanım amaçlı üretimini gölgede bırakmaya başladı… Değişim amaçlı üretim kullanım amaçlı üretimi gölgeledikçe, hanenin doğasını, kadınların hane içindeki önemlerini ve dolayısıyla kadınların toplum içindeki konumlarını değiştirdi.

Sharon Smith
Kadınlar ve Sosyalizm
Çeviri: Etkin Bilen Eratalay  [Yordam Kitap]

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
“İnsan geçtiği yeri bir daha geçmiyor aslında…” – Gülderen Kılıç

Kapat