Sömürgeciliğe Gerekçe Olarak Avrupa’nın “Kültürel Üstünlüğü” – Sharon Smith

Fransa’nın türban yasağı yeni bir fenomen değil, “modern” toplumlara özgü koşulların bir sonucudur. Fransız hükümetinin İslam kültürünü karalamanın bir aracı olarak yürüttüğü türban karşıtı kampanyanın kökleri sömürgeci döneme uzanıyor. Emperyalistler ve işbirlikçileri, sömürgeciliğin başlarından itibaren Avrupa’nın kültürel üstünlüğünü Müslüman toplumları baskı altına almanın gerekçesi olarak ortaya koydular. Örneğin Mısır’ı yüzyıl önce sömürgeleştiren Britanyalıların kendilerine temel aldıkları noktalar, bugün Birleşik Devletler ve Avrupa’nın ileri sürdükleriyle büyük benzerlikler taşıyor.
Mısır’ın Britanyalılar tarafından işgali sırasında Britanya Başkonsolosu Lord Cromer, Mısırlıların “Batı uygarlığının gerçek ruhunu özümsemeye ikna edilmesi ya da zorlanması” gerektiğini ilan etmişti. Cromer “öncelikli ve esas olarak”, “Batı uygarlığının Mısır’a girişini takiben, aklın ve karakterin yüceltilmesi yönündeki en büyük engel” olarak tanımladığı ve türbanla simgelenen İslamın “kadını aşağılamasını” hedef almıştı.

Cromer “kadınların aşağılanmasının” örneklerini, Viktorya dönemi İngiltere’sinin korseli ve baskı altındaki kadınlarına baksa da görürdü. Ancak Mısırlı feminist Leyla Ahmed’in belirttiği gibi:
İngiltere’de kadının görünür kılınmasının esas kahramanı, Kadınların Oy Hakkına Karşı Erkek Birliği’nin kurucu üyesi ve bir süre başkanı olan kişinin ta kendisiydi. Hem beyaz erkekler için hem de sivil nüfus içindeki feminizmin uzantılarına karşı feminizme direniş gösterilmeli ve direnilmeli ve feminizm bastırılmalıydı. Ama söz konusu olan yabancı bir ülke ve sömürgeleştirilmiş halkın kültürü olunca, beyaz erkeklerin hâkimiyetini kapsayan elverişli bir proje olarak desteklenebilirdi.

Ülke ekonomisini, İngiltere fabrikalarına hammadde sağlayacak kadar geliştirmenin ötesine gitmeyecek Cromer’in Mısır’a dönük sömürge politikası, kadın haklarını ilerleten bir gelişme olarak tanımlanamaz. Cromer, eskiden devletin karşıladığı eğitime okul harcı uygulaması getirmiştir. Sonuçları şöyle oldu: Britanya işgali başlamadan bir yıl önce 1881’de, Mısırlı öğrencilerin yüzde yetmişinin öğrenim harcı ve diğer giderleri hükümet desteğiyle karşılanıyordu. On yıl sonra öğrencilerin yüzde yetmiş üçü hiçbir yardım almıyordu. Bu durum kızların yanı sıra erkek öğrencilerin de eğitim fırsatını ciddi ölçüde tırpanladı.

Britanya işgali kadınların eğitim fırsatını başka açılardan engelledi. Britanya yönetimi öncesinde Mısırlı kadınlar erkeklerle eşit bir şekilde Hekim Okulu’nda tıp eğitimi alabiliyordu. Ancak Britanyalılar kadınların eğitimini ebelikle sınırlandırdı. Cromer bir kez daha kültürel üstünlükten bahsediyordu: “İstisnai durumlarda kadınların kadın doktorlar tarafından muayene edilmek istediğinin farkındayım ancak uygar dünyada bu işi erkeklerin yapması hâlâ geçerli olan kuraldır.”158
Şimdi olduğu gibi o zamanlar da emperyalistler, kadın haklarını ilerletmek kılıfıyla hedeflerine destek bulmak konusunda becerikliydiler. Ahmed şöyle diyor:
Batı feminizminin görüşleri ister ataerkil erkeklerin, ister feministlerin elinde olsun, yerli toplumlara saldırmanın ve Avrupa’nın görünür üstünlüğü fikrini desteklemenin ahlaki kılıfı olarak işlev gördü. Bu nedenle açıkça, Batı toplumlarında beyaz erkek hâkimiyetiyle nasıl sorunları olursa olsun sınırın dışına çıkıldığında feminizm, beyaz erkek hâkimiyetindeki sistemin muhalifi olmaktan onun uşağı olmaya geçiveriyordu.

İslam kültürüne düşmanlık, sömürgeleştirilen ülkelerden de, özellikle de sömürgecilik döneminde ekonomik faydalar elde eden üst orta sınıflar ve yükselen orta sınıflar arasından destek buldu. 1899’da Mısır’da başörtüsünün yasaklanmasını talep eden Kadınların Kurtuluşu kitabı piyasaya çıktı. Fransa’da eğitim görmüş bir hukukçu olan kitabın yazarı Qassim Amin, hiç de kitabın başlığının çağrıştırdığı kadar kadın haklarını savunmuyordu. Amin “eğitimde eşitliği savunanlardan olmadığını” açıkça ortaya koyuyor, kadınların ev kadını ve anne olarak görevlerini yerine getirebilmeleri için temel eğitimin yeterli olduğunu savunuyordu. Görüşlerini Avrupa kültürüne asimile olma gerekliliğine dayandırıyor, Mısırlıları “tembel ve hep işten kaytaran” kişiler olarak tanımlıyordu.

Bu durum sadece sömürge yönetimindeki Mısır için geçerli değildi. Yirminci yüzyıl boyunca Müslüman dünyasındaki diğer ülkeler, kendi nüfuslarına “Avrupalılaşma”yı dayatmış, İslami kültür ve giysinin çeşitli unsurlarını yasaklamıştır. 1925’te Osmanlı sonrası Türkiye’nin yöneticisi Kemal Atatürk Şapka Kanunu’nu dayatmış, erkeklerin geleneksel fesi giymesini ölüm cezasıyla yasaklamıştır. 1928’de İran Şahı Rıza Han iktidarı ele geçirdikten sonra erkekler için Avrupai kılık kıyafeti zorunlu kılan bir yasa çıkarmıştır. 1936’da İranlı kadınların türban takmasını yasaklamıştır.

Sharon Smith
Kadınlar ve Sosyalizm 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Yeni Türkü’nün “Günebakan” ve “Dünyanın Kapıları” Adlı 2 Albümü

Kapat