Hamile Kadınların Doğurduğu Tehlike – Murat Menteş

Evli bir adamın koca olmayı içselleştirmesi için gereken süre, evlendiğine pişman olması için gereken süreden uzundur. Diyeceğim, gerçek bir koca olana dek rol yaparsınız; karınız bu arada epey yol alır; anne olur mesela.

Eril uydusu olarak geçirdiğim ilk senenin sonunda, Roza müjdeyi verdi: “Hamileyim!”
Karım güneşten gömlek giymişti. Benimse suratım kasap süngeriyle silinmişti.
“Bebeğimiz olacak Ferruh! Yoksa sevinmedin mi?”
Oyuncak ayılar gibi sırıttım.
Kekemeler bilir: Tanımadığınız insanların arasındaysanız ve konuşmanız gerekmiyorsa, hiç kimse kekeme olduğunuza ihtimal vermez. Çenenizi tuttuğunuz müddetçe mesele yoktur. [Kekemeliğe alışmanın, kekemeliğini gizlemenin ve kekemelikten kurtulmanın yolları birbirleriyle kesişir.] Bir tanıdığa rastlamaktan korkarsınız. Ve tabii size bakıp gülümseyen bir kızın yanına yaklaşamamak da var işin içinde. Kekemelik gevezelikle ve kur yapmakla bağdaşmaz. Evli bir adamın koca olmayı içselleştirmesi için gereken süre, evlendiğine pişman olması için gereken süreden uzundur. Diyeceğim, gerçek bir koca olana dek rol yaparsınız; karınız bu arada epey yol alır; anne olur mesela. Her evli erkek, yabancılar arasındaki kekeme gibi susmaya meyyaldir. Fakat biri gelip konuşmaya zorlar: “Bebeğimiz olacak Ferruh! Yoksa sevinmedin mi?”
Roza’ya sevinçten dilimin tutulduğunu söyledim.
Doktora koştuk. Orta kattaki kiracı ilk ayını doldurmuş! Çocuk erkek olursa adını Erman koyacaktık. Kız olursa, Roza’nın dediği olacaktı.
Hamile bir kadın, iyi bir ilham kaynağıdır. Birden aklıma çocuk bezi fabrikası kurmak geldi.
Rıza, “çocuk bezi” lafını duyunca “Hay aklınla bin yaşa!” diyerek yeni boyanmış şilep gibi üzerime yürüyüp beni bağrına bastı.
Hemen kolları sıvadık. Formaliteler tamamlandı, fabrika binası satınalındı, yurtdışından makinalar getirildi, bir reklam ajansıyla anlaşma yapıldı, kurum kimliği hazırlandı… “Dr. Tornado” gibi saçmasapan bir markada karar kıldık.
Artık tamamiyle b.ka gömülmüştüm ve sonsuza kadar böyle kalıp fosilleşecektim. Hiçbir arkeolog beni buradan çıkaramazdı. Ancak, yepyeni bir felaket ve/yahut mucize belki işime yarayabilirdi…
Felaket gecikmedi, ikinci ayda doktor, Roza’nın hamile olmadığını farketti! Karımın karnında cenin değil ‘mole hydatiformis’ vardı; yani bir trophoblast tümörü! Bitmedi. Roza’nın asla çocuk doğuramayacağım ve büyük ihtimalle rahim kanserine yakalanacağını da öğrendik. Erman Ferman hiçbir zaman doğmayacaktı.
Roza’nın hali haraptı. Anti-depresan ilaçları alkolle birlikte aldığı için az daha ahirete intikal ediyordu. Kalbi balyozla ezilmişti. Sudan çıkmış ahtapot gibiydi. Evin içinde medeni halsizlik hakimdi. Roza’nın şarapla uyuşmuş dilinden öyle sözler dökülüyordu ki paniğe kapılıyordum:
“Ferruh, Azrail’in borusu ötüyor artık, haydi, Frankensteinin gelinine son bir öpücük ver!”
Bazen çok acımasız oluyordu: “Seni tatlı su balinası! Bir tuvalet, muslukçu için ne kadar gizemliyse, sen de benim gözümde o kadar gizemlisin!” ,
Kaybedenlere mahsus bir ilhamla konuşuyordu: “Intikamınkinin yanında aşkın belagati nedir ki!”
Kafayı sıyırmıştı: “Bu sandıkta çeyizimin küllerinden başka bir şey yok!”
Uçuyordu: “Ferruh? Ortaçağ kapanmış diyorlar?” Aklımdan geçenleri okuyordu: “Her evli çiftte, en az biri budaladır, değil mi kocacığım? Ah hah hah hay…
Evliyalar gibi konuştuğu da vakiydi: “Bari kederlenmeyi öğren Ferruh! Keder, insanı erdemli kılar.
Ve şok: “Buz Adam Ötzi ile Lucy… çocuğumuzun olmaması aslında normal.”

Murat Menteş
Dublörün Dilemması

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: Hayal kurmaya üç aydan fazla dayanamaz, topluma karışma ihtiyacı duyardım

Sefilliğimin ardı kesilince dehşetli içim sıkılıyordu. Pişmanlık duymaya başlıyor, fakat bu mide bulandırıcı duyguyu da çok geçmeden kendimden uzaklaştırıyordum. Yavaş...

Kapat