Kapitalizmde Aile: Kadının örtülü bir şekilde köleleştirilmesi – Sharon Smith

Hiç kuşkusuz Engels ileri kapitalizmin geride bıraktığımız yüzyılda kadınların hayatında gerçekleştirdiği diğer çarpıcı değişiklere de hayret ederdi. Artık kadınların pek çoğu ev dışında çalışıyor. Birleşik Devletler’de kadınlar, iş gücünün yarısından fazlasını oluşturuyor. Ayrıca teknoloji o kadar ilerledi ki çamaşır gibi ev işlerine harcanan zaman Engels’in çağında harcanan zamanının oldukça küçük bir bölümünü kapsıyor artık. Hazır yemek restoranları da kadınların yemek hazırlamak için daha az zaman harcamasını olanaklı kılıyor. Kamusal eğitim, kadınların evden neredeyse hiç çıkmadıkları zamanlarda çocuk bakmaya da zaman ayırmalarına gerek kalmadığı anlamına geliyor.

“Yine de bütün bu değişimlere rağmen kadınlar hâlâ baskıya maruz kalıyor. Kadınların maaşı dünya genelinde erkeklerinkinden ciddi oranlarda düşük. Cinsel istismar kadın çalışanların karşılaştığı yaygın bir problem. Ciddi sayıda kadın hâlâ taciz ve aile içi şiddetten muzdarip. Her yıl sadece pornografiden değil kadınların kitle iletişim araçları yoluyla ve reklamlarla cinsel nesne haline getirilmesinden devasa kârlar elde ediliyor. Her ne kadar pek çok kadın ev dışında çalışıyor olsa da toplum, çocuk yetiştirme ve ev işleri yükünden onları sorumlu tutuyor.”

Engels’in kadınlara uygulanan baskıyla ilgili analizinin temel noktaları hâlâ geçerlidir. Kadınlara uygulanan baskının kökenlerinin, kadınların aile içindeki yeniden üretici rolünde ve ailenin toplumda ekonomik bir birim olmasında yattığını ileri sürüyor:
“İlkel komünist toplumlarda pek çok çiftten ve onların çocuklarından oluşan hane halkı, kadınlara bırakılan ev işleri tıpkı erkeklere bırakılan gıda tedariki işi gibi bir o kadar kamusal, sosyal açıdan gerekli bir endüstriydi. Ataerkil aileyle ve daha çok da tek başına yaşayan tek eşli aileyle işler değişti. Evin çekip çevrilmesi kamusal niteliğini kaybetti. Toplumun meselesi olmaktan çıktı. Özel bir hizmete dönüştü; kadın baş hizmetçi olarak toplumsal üretime her türlü katılımdan uzak tutuldu. Modern büyük ölçekli endüstriye kadar toplumsal üretimin kapıları kadına açılmadı. O zaman da bu durum bir tek işçinin karısı için geçerli oldu. Ancak bu kapı öyle bir şekilde açıldı ki, kadın ailesi özelinde görevlerini yerine getirdiğinde kamusal üretimin dışında tutuluyor ve para kazanamıyor; kamusal üretimin parçası olmak isteyip bağımsızca para kazandığında ise ailevi görevlerini yerine getiremiyor… Modern bireysel aile kadının açıktan ya da örtülü bir şekilde köleleştirilmesine dayanmaktadır ve modern toplum, bu bireysel ailelerin birer molekül olduğu bir kütledir.”

Engels’in analizi kesin olarak kimi güncellemeleri gereksinmektedir. Öncelikle, yukarıdaki bölümden görüldüğü üzere o dönemde bir dizi hizmetkâr ev işlerini yaparken orta sınıf hatta yönetici sınıf kadınların profesyonel ve idari iş gücüne katılımlarını azımsamıştır. Teorik açıdan daha önemlisi Engels’in aile analizi neredeyse tamamen yönetici sınıf ailesine odaklanmıştır. Bu nedenle kapitalizmin işçi sınıfından kadınları, onların emek gücünün yeniden üretimindeki merkezî rolünü zedelemeksizin emek gücüne dahil etme becerisini asla tam olarak öngörememiştir. Bu tamamıyla anlaşılabilir bir şeydir çünkü doğurganlık yaşındaki kadınların kitlesel ölçekte emek gücüne dahil olması ancak güvenli doğum kontrol yönteminin yirminci yüzyılda gelişmesiyle mümkün olabilmiştir. Engels ayrıca proleter hane halkına neredeyse romantik bir bakış açısıyla yaklaşmıştır:
“Burada mülkiyet yoktur çünkü tek eşliliğin ve erkek üstünlüğünün dayandığı mülkiyetin korunması ve miras bırakılması da yoktur. Dolayısıyla erkek üstünlüğünü hayata geçirecek bir neden de yoktur. Ayrıca bunu gerçekleştirecek araçlar da yoktur. Bu üstünlüğü koruyan burjuva hukuku, sadece mülk sahibi sınıflar ile onların proleterle ilişkileri için gereklidir… Büyük ölçekli sanayi kadını evden alıp emek piyasasına, fabrikaya yerleştirdiği için… işçi ailesinde erkek üstünlüğünü sağlayacak temel de kalmamıştır, belki sadece tek eşliliğin başlangıcında yayılan kadına dönük şiddet söz konusu olabilir.”

Burada Engels işçi sınıfı kadınlarının üretime dahil olmasını doğru bir şekilde bir ilerleme olarak ele almaktadır. Ancak bunun tek başına işçi sınıfı içinde kadınların erkekler karşısındaki konumunu etkileme derecesini abartmıştır. Bu paragrafta Engels, ideolojinin toplumun bütünü üzerindeki etkisini görüyor ancak yeterli önemi vermiyor. Ancak Martha Gimenez’in ileri sürdüğü gibi “üretim araçlarını kontrol eden sınıf, mülksüz sınıfların fiziksel ve sosyal yeniden üretim koşullarını da kontrol eder ve cinsiyet eşitliğinin gelişip değiştiği ampirik olarak gözlemlenebilir biçimleri için parametreleri belirler.”

En kötü olasılıkla, işçi sınıfından kadınların maruz kaldığı baskılanma, tam da ailelerin hiç mülkü olmadığı için zengin kadınlarınkinden daha şiddetlidir. (Bu Engels’in döneminde de hiç şüphe yok ki böyleydi.) Hillary Clinton ya da Ivana Trump gibi yönetici sınıftan kadınların yaşam deneyimleriyle memur ya da işçi kadınların deneyimleri karşılaştırılamaz bile.
Ancak buradaki farklılık sadece bir derece farklılığı değildir. Engels’in betimlediği gibi, üretim hane halkından uzaklaşınca ailenin rolü giderek özelleşmiş bir yeniden üretime dönüştü. Kapitalizm koşullarında, meydana gelen diğer değişikliklere rağmen, çekirdek aile özelleşmiş yeniden üretimin merkezi olmaya devam eder. Ancak yönetici sınıf aileleri, bir kuşak sonrasının yönetici sınıflarını yeniden üretmek için yaşarken, işçi sınıfı aileleri bir kuşak sonrasının işçilerini yeniden üretir. Bu nedenle, farklı sınıflara mensup kadınların deneyimlediği baskının doğası da oldukça farklıdır. Tarihsel olarak, temel sosyal katkıları ailenin zenginliğini devralacak erkek çocuğu doğurmak olan yönetici sınıf kadınları, bir gösteriş nesnesinden hallice olmaya meyil ediyorlar. Sıkıntı ve yararsızlık duyguları yönetici sınıftan kadınlara uygulanan baskının tarihsel yüzleridir. Yönetsel ya da profesyonel iş gücüne katıldıklarında, bu durum kadın olarak onlara uygulanan baskıyı herhangi bir şekilde arttırmaz çünkü emirlerine amade hizmetkâr personelleri bulunmaktadır.

Aynı durum işçi sınıfı kadınları için geçerli değildir. Kamusal eğitime rağmen günümüz kapitalistleri, kârlarını borçlu oldukları emeğin sahibi işçi sınıfı ordusu için hiçbir sorumluluk duygusu beslememektedir. Bugün Birleşik Devletler’de kırk dört milyon kişinin hiç sağlık hizmeti alamıyor oluşu, bu sorumsuzluğun bir örneğidir. Emek gücünün yeniden üretilmesinin, hem günümüz işçi kuşağının her gün işine gidebilmesi için yenilenmesinin hem de bir sonraki işçi kuşağının çocukluğundan itibaren yetiştirilmesinin yükü, hâlâ esas olarak işçi sınıfı ailesinin ve kadınların omuzlarındadır. İşçi sınıfı ailesi, emek gücünün yeniden üretilmesinin ucuz bir aracı olarak, kapitalist sistem için paha biçilmez değerdedir.

İşçi sınıfından kadınların büyük ölçeklerde emek gücüne katılıyor olmaları bu gerçeği değiştirmemiştir. Engels, iş sahibi işçi kadınların yine de ailevi görevlerini yapmakla yükümlü kabul edildiğini ileri sürmüştür. Ancak Engels işçi kadınların bu iki rol arasında seçim yapmak zorunda olduğunu ima etmişken ileri kapitalizm deneyimi aksini ispatlamıştır. İşçi sınıfından kadınların her ikisini de yapması bekleniyor. Bunun sonucunda işçi sınıfından kadınlar, günün sonunda tüm o ailevi sorumluluklarını yerine getirmek için işten eve dönerek çifte bir yük taşıyorlar. Her yeni gün, iki sorumluluğu da yerine getirmek için verilen sonu gelmez bir savaştan ibaret oluyor.54 Bu nedenle, her ne kadar kadınlar ileri kapitalizmde üretici bir rol üstleniyorlarsa da, bu durum tek başına sınıflı toplumlardan öncesinde oluğu gibi erkelerle bir eşitlik getirmemiş oldu. Çekirdek ailede özelleşmiş yeniden üretim sürdükçe, kadınlara uygulanan baskı da sürecek.

Sharon Smith
Kapitalizmde Aile

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dünyanın en renkli topluluklarından biri; Çingeneler ve Geleneksel Çingene Müzikleri
Erich Fromm: İnsan, küçüklüğünün ve güçsüzlüğünün farkındadır!
Kapat