Onat Kutlar: Avlunuzun taşlarından bir ses/ Soruyor belirsiz zamanlarda/ “Öldün mü oğul?”

Onat Kutlar’ı  an(la)mak…
30 Aralık 1994 günü eşi Filiz Kutlar ile evlilik yıl dönümünü kutlamak ve dostlarıyla buluşmak üzere, saat 18.30’da The Marmara Otelinin giriş katındaki Opera Pastanesi’ne giden Onat Kutlar, 15 dakika sonra, bir paltonun cebine bırakılan bombanın patlaması sonucu ağır yaralandı, arkeolog Yasemin Cebenoyan yaşamını yitirdi. Kutlar, hastanede sürdürdüğü yaşam mücadelesinde, 11 Ocak sabahı yenik düştü. Yazar, şair, senarist, eleştirmen Onat Kutlar’ın 17. ölüm yıl dönümünü 1983 yılında yazdığı  “Balyoz” ve “Özgürlük” başlıklı bir yazısını, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan‘a yazdığı Üç fidan adlı şiirini  ve senaryosunu Ferit Edgü ile birlikte yazdığı Hakkâri’de Bir Mevsim adlı unutulmaz filmi ile selamlıyoruz.

12 Mart faşizminin karanlık günlerinde idamlara karşı düzenlenen imza kampanyasının başını çeken Onat Kutlar’ın gençlere yazdığı şiir:

“Darağacına tahta veren çınar bir gün anlar/ Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar”

Üç Fidan…

I.
Ateş sardı kör yılanın gözünü
İspinoz kuşu da ötmez oldu
Kurudu evinizin önündeki asma
Ananızın kurduğu salçalar
Soğuyor kızgın güneşte ve örtüyor
Gözyaşlarının dinmeyen buzları
Sayısız köylerini yoksul doğunun

Yüzünüzün denizinde yapraklanan kan
Şimdi ölü suların dibine çöküyor
Kinin külrengi örümcekleri
Seriyor suların ve şehirlerin
Üstüne unutuşun kefenini
Artık cellatlar sizi hatırlamıyor

Yalnız sessizliğin çınladığı
Avlunuzun taşlarından bir ses
Soruyor belirsiz zamanlarda
“Öldün mü oğul?”
Kim biliyor bu sorunun karşılığını
Ananız kapıları kapatıyor
Kapatıyor yollarını doğunun kan
Kanın kepengini beş bezirgân kapatıyor

Mermer sokaklarda tabutlar gibi
Abanoz renginde bir arabanın
Sıcak koltuğunda yüz ölü vizon
Kayıtsız bir kahkahayı sarıyor
Berber koltuklarında taş orkideler
Bana ne alıyor pazaryerinden
Soyulmuş kabuklarıyla çürürmüş muzlar

Kocaman hesap makinelerinden geçiyor
Rotatifin el değmemiş topları
Matbaa ananın yüksek kapıya
Besleme girdiğinde peydahladığı
Sürüyle pezevenk bağrışarak
Kirli kâğıtlarla kapatıyor
Daracık bir avlunun gerçeğini
Kanlı ve unutulmaz gerçeğini

Sizin için değil artık gölgeli serin
Bir ikindi masası konuşmaları
Oralarda demirden çeneleriyle
Zamanın kahvesini öğütüp içen
Bir yudum kahveye bir yudum acı
Bir yudum kahveye koca bir deniz

II.
Ölüleri öylesine gömdüler
İyi ki mayıs ve sabah erken
Keten çiçekleri getirmiş rüzgâr
Başka da kimseler yoktu
Şimdi bazen mayıs mı unutuyorum

İlmeği arkadan vuran
Kolu bir tane değil ki
Hepsini gördüm hepsini
Ah daracık avludan geçen ses
Oğlumun boynuna dokunamıyorum

Geri gelmeyecek olan
Nasıl bilir ve oradan vururlar
Denizin yüzü ürperiyor
Kanlı bıçağını su temizlemez
Nereye gidersen git seni tanıyorum

III.
Üzülme baba, nerdeyse çıkar
Şimdi dağlardan
Gelir serin bir esinti terini siler
Okşar derisini kanı temizler
Biz o rüzgârı biliriz
Rüzgâra parmaklık konur mu?

Kahırlanma baba demir kapılar
Ardından iki türkü şimdi erişir
Biri köpekler üstüne bir aslanlar
Yüzünden sular gibi geçer ölü oğlunun
Biz o türküleri tanırız
Doldurur gökyüzünü, toprağa yeter
Türküye kurşun sıkılır mı?

Unutma baba onun arkadaşları var
Çatlamış nar gibi mayıs ayında
Yazları ürperen zeytin dalları
Altın eylül ağaçları gibi genç kızlar
Alnını çiçeklerle donatırlar
Çiçeksiz düğüne gidilir mi?

Unutma baba onun arkadaşları var
Seyrek ağaçlı korularından yoksulluğun
Ve uçsuz bozkırlardan koşarak
Ölüme açılan yiğit çocuklar
Yaşamanın savaşçısı çocuklar
Tez ulaştırırlar onu güneşe
Kentlerin kanalına dolar balçığı
Güneş balçıkla sıvanır mı?

Hatırlar mısın baba, ninem anlatırdı
Serin yaz sabahlarında Sivas’ın
Söğüt dallarında bir ak güvercin
Açarmış eski kitabın sayfalarını
Okuu okuuu… dermiş ağzında can dili
Denizi geçen Yusuf’un sayfalarını
Hüseyin’in Battal Gazi’nin sayfalarını
Her birine Simav’dan bir zeytin dalı
Koysak bir gün okuyan olur mu?

IV.
Baba Hıdır İlyas kıssadan hisse söylerdi
Darağacına tahta veren çınar bir gün anlar
Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar
Son yoksul çocuğun yüzü gülünceye kadar.

Onat Kutlar

Yazar, şair, senarist, eleştirmen Onat Kutlar 25 Ocak 1936’da Alanya’da doğdu. Gaziantep Lisesi’nden mezun olduktan sonra İÜ Hukuk Fakültesi ve Paris Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde öğrenim gördü.

Onat Kutlar, (d. 25 Ocak 1936, Alanya – ö. 11 Ocak 1995, İstanbul). Türk şair, yazar, düşünce adamı.

Onat Kutlar, Türk edebiyatının en özgün yazarlarındandır. 1959 yılında yayınlanan İshak ile 1960 yılında Türk Dil Kurumu ödülünü kazandı. Fethi Naci’ye göre, İshak, dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini, son dersinin sınavına girmeyerek, bıraktı ve felsefe okumak amacıyla Paris’e gitti. İki yıl sonra döndüğünde bir süre Doğan Kardeş Dergisi’nde çalıştı.

1965’te Türk Sinematek Derneği’ni kuranlar arasında yer aldı. 1965-1976 yılları arasında, Türkiye’ye dünya sinemasının kapılarını açan Sinematek’i yönetti. Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkâri’de Bir Mevsim [izle] adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attı. 1985’te Berlin Film Festivali’nde jüri üyeliği yaptı.

İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu’nda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu’nda görev yaptı. 1994 yılında Fransız hükümetince verilen L’Ordre des Arts et des Lettres ödülüyle onurlandırıldı. 30 Aralık 1994’te The Marmara Otel’in pastane katına yapılan bombalı saldırı sonucunda ağır yaralandı. 11 Ocak 1995’te hayatını kaybetti.

Yapıtları

* İshak, (öyküler), (1959)
* Sinema Bir Şenliktir, (denemeler), (1984)
* Yeter ki Kararmasın, (denemeler), (1985)
* Bahar İsyancıdır, (denemeler), (1986)
* Peralı Bir Aşk İçin Divan, (şiirler), (1981)
* Unutulmuş Kent, (şiirler), (1986)

Senaryoları

* Hakkâri’de Bir Mevsim (senaryo, Ferit Edgü ile birlikte), (1983) İZLE
* Hazal, (1979)
* Yusuf ile Kenan, (1979)

<< Onat Kutlar: “Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için!”]

[Onat Kutlar’dan bir hikaye
Kediler >>

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Fikret Başkaya: “Çağdaşlaşma, kalkınma… paradigmasının iflas ettiğini kabullenmeliyiz

"Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır." F. Engels* I....

Kapat