Sibel Erkan Olayında Kuşatma Altına Alınan Mahir Çayan’ın Binbaşı ile Pazarlığı, Annesiyle Konuşması

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesini engellemek için Ephraim Elrom, 11 Mayis 1971 günü İsrail İstanbul Başkonsolosluğu’na giderken Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir tarafından kaçırıldı. Mahir Çayan konsolosun serbest bırakılmasına karşılık arkadaşlarının salıverilmesini istedi. Talepleri kabul edilmeyince 22 Mayıs 1971 günü sabaha karşı Nişantaşı’nda bir evde saat 01:42 sularında şakak bölgesinden vurularak öldürüldü. Elrom’un öldürülmesinden sonra polis başta Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir olmak üzere THKP-C üyelerine karşı baskınlar düzenlemeye başladı 27 Mayıs 1971’de Çayan ve Cevahir İstanbul Maltepe’de boş bir eve sığındı. 30 Mayıs sabahı ise askerler aldıkları ihbar sonucu evi sardı. Olay sırasında Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’le Albay Hayri Çakmak arasında geçen pazarlık konuşmaları banta alındı.

Devamı…Sibel Erkan Olayında Kuşatma Altına Alınan Mahir Çayan’ın Binbaşı ile Pazarlığı, Annesiyle Konuşması

Denizlerin Avukatı Mükerrem Erdoğan anlatıyor: “Son sözümü sehpada söyleyeceğim” dedi

deniz-gezmisDaha uyumamıştım. Uyuyamıyordum. Gün bitmişti, yeni bir günün ilk saatine girmiştik.
6 Mayıs 1972. Saat00.40’tı, kapı çalındı.
Kapının çalan zili her şeyi açıklamaya yetmişti. Ama küçük de olsa bir umut çiçeklenmişti içimde: Eşim doktordu, geceyarısı apartmanda biri ansızın rahatsızlanmış olabilirdi, karımı arıyor olabilirlerdi. Koşup açtım kapıyı: Üç kişiydiler. İkisi üniformalı, biri sivildi.
Hiçbir şey sormadım onlara. Hiçbir şey söylemelerine fırsat vermeden, -Bir dakika. Giyineyim,-dedim. Eşimin bıraktığı Diazem kutusundan bir tane alıp attım ağzıma. Bir tane de alıp cebime koydum. Acele giyindim. Eşim uyumamıştı.
-Gidiyorum,- diyebildim.
Aşağıda bekleyen bir polis Jeep’ine bindik. Resmi giyimli iki polis memuru arkaya geçtiler. Ben öne oturdum. Sivil olan, arabayı kullanıyordu. Telsizle merkezi aradı.
-Emaneti aldınız mı?- diye sordular merkezden.
-Aldık, dönüyoruz,- dedi yanımdaki.

Devamı…Denizlerin Avukatı Mükerrem Erdoğan anlatıyor: “Son sözümü sehpada söyleyeceğim” dedi

Erdal Öz Anlatıyor: “Yeter ki umudu silmesinler, yürekleri karartmasınlar”

Erdal özKendi adıma, insan’ın, bütün boyutlarıyla, bütün derinlikleriyle edebiyatın ana konusu, ana nesnesi olduğunu Dostoyevski’yle kavradığımı belirtmeliyim. Çehov’sa, bana, doğrusu, her görüntüden, her kıpırtıdan öykü çıkarabileceğini, öykünün o yoğunlaştırılmış nahifliğini öğretmiştir; Sait Faik de.
Bir felsefi düşünce akımı olarak ‘Varoluşçuluk’ o günlerin gündemindeydi ama çok, etkilemiştir bizim kuşağı. Bu etki özellikle Demir Özlü ve Ferit Edgü’de fazlasıyla görülür. Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: şiirde olsun, öyküde olsun ama romanda değil, ’50 Kuşağı’, ürünleriyle daha sonraki yıllara ağırlığım taşımış bir kuşaktır. Belki, ’68 Kuşağı’ diye andığımız eylemci genç kuşağı da, ’50 Kuşağı’nın pek uzağında düşünmemek gerek diye düşünüyorum.

Devamı…Erdal Öz Anlatıyor: “Yeter ki umudu silmesinler, yürekleri karartmasınlar”

Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Sürüyle pezevenk bağrışarak/ Kirli kâğıtlarla kapatıyor”

onat kutlarOnat Kutlar’ın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan katledildikten sonra yazdığı şiirin kısa öyküsü Cumhuriyet gazetesinden Mete Akalın şöyle anlatıyor:
12 Mart faşizminin karanlık günlerinde idamlara karşı düzenlenen imza kampanyasının başını bilindiği üzere Onat Kutlar çekmişti. Ankara’da da Altan Öymen ve Erdal Öz’ün çabalan unutulmaz. Ben de o dönem İnşaat Mühendisleri Odası başkanı olarak karınca kararınca katkı koymaya çalıştım. Toplumda olumlu yankı bulan, adeta baskı günlerinin ölü toprağını silkeleyen bu imza kampanyası bilindiği üzere sonuç vermedi ve 6 Mayıs 1972’de üç fidanımız darağacına gönderildi.
Umut çiçeklerinin sonuçsuz kalsa da açmasını sağlayan bu çabanın öncüsü Onat Kutlar’ın ne kadar etkilendiğini tahmin etmek zor değil.

Devamı…Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Sürüyle pezevenk bağrışarak/ Kirli kâğıtlarla kapatıyor”

Deniz Gezmiş’in yakalanışı: “Bütün namlular üzerime çevrili. Her namlunun ucunda ben varım”

Bir devrimci nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle ölmeli, diyorsun. Doğrusu da bu. Ve daha önce hiç aklıma gelmeyen birtakım anılar geçiyordu gözlerimin önünden. Bir film gibi ve çok hızlı geçiyordu. Örneğin, çocukluk günlerim geliyor gözlerimin önüne. Çocukluğum. Bahçeli bir evimiz vardı; çiçeklerle doluydu bahçemiz. O çiçeklerin arasında oynayışım…
Sonra ansızın bir sevgili. Çok buruk bir duyguydu bu. Sevgili’nin gülüşü, oturuşu, düşünüşü. Kesin ve çok net görüntüler bunlar. Anlık ama kesin ve net görüntüler. Renkli bir film gibi. Sevgili’nin o anda belki de evinde oluşu, sıcacık bir odada oluşu, belki de neşeli oluşu, gülüyor oluşu.

Devamı…Deniz Gezmiş’in yakalanışı: “Bütün namlular üzerime çevrili. Her namlunun ucunda ben varım”

Ahmet Nesin: “Sevgiyle kal Deniz Gezmiş, sevgiyle kal Ömer Sandıkçı…”

Sevgili Deniz,
Kimileyin insanlar bana “Keşke Aziz Nesin yaşasaydı…” diyorlar. Hele bugünlerde Aziz Nesin gibi bir aydına, her zaman dediğim gibi “Öncü aydın”a gereksinim duyuyoruz. Tabii benim için biraz daha farklı, hepsinden öte, kaç yaşında olursam olayım babama gereksinimim var. Ne yalan söyleyeyim kimileyin de “İyi ki bu yaşadığımız dönemi görmedi…” diyorum içimden.
Türkiye’nin bütün geleceğini yazmasına, söylemesine karşın dinci faşizmin bu kadar pratiğe dönüşmüş halini görmesini ve yaşamasını istemezdim.

Devamı…Ahmet Nesin: “Sevgiyle kal Deniz Gezmiş, sevgiyle kal Ömer Sandıkçı…”

Deniz Gezmiş, Amerikalıları kaçırma olayını anlatıyor: “Kolay değil yok, öldüremiyorsun”

Bir an önce kurtulmalarını onlardan çok biz istiyor gibiydik. 
İşte o ara bildiriyi hazırladık. Hüseyin götürdü bildiriyi. Birkaç yere verdi. Hüseyin’i gönderdik çünkü o daha deşifre olmamıştı, adı geçmiyordu gazetelerde.
Yetkili makamlara tam otuz altı saat süre tanımıştık. Otuz altı saat içinde istediğimiz fidye ödenmezse, sözde bu dört Amerikalıyı öldürecektik.

Bildiri, bomba etkisi yaptı.

Kimler karışmadı işe. Başkan Nixon bile karıştı.
-Fidye verilmemeli,- diyordu. İsmet Paşa bile karıştı:
 -Elinizi kana bulamayın,- falan gibisinden birşeyler…

Devamı…Deniz Gezmiş, Amerikalıları kaçırma olayını anlatıyor: “Kolay değil yok, öldüremiyorsun”

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org