Onat Kutlar: “Dilin işlediği tuhaf bir manzaraydı yaşam”

onat kutlarDil, durgun ve derin bir suyun aynası gibi yalnızca kendi bildiklerini gösteriyordu ona. Pencerenin ince ses tellerinden dokunmuş tülüne dilin işlediği tuhaf bir manzaraydı yaşam. Yalnızca kendi ormanına ait düşsel ağaçlar ve belli belirsiz ırmak kıyısı. Dilsiz konuşmak istiyordu kendi kendisiyle. Aynaya bakmadan görmek kendi toprağını. Aralamak dilin perdelerini. Ama korkuyordu işte. Sanki açsa perdeleri ve aynasını pencerenin, karanlık bir boşluk dolacaktı içeriye. Dilin örtüsü altında varolmayan yeryüzü.

Devamı…Onat Kutlar: “Dilin işlediği tuhaf bir manzaraydı yaşam”

Bahar İsyancıdır: Zaten onların her birini ayrı ayrı anlatmak olanaksızdır – Onat Kutlar

onat kutlarKardelenler
Onların her birini ayrı ayrı anlatmak nerdeyse olanaksızdır. Çünkü hepsi birbirine benzer. Henüz cemreler bile düşmeden, kışın hükmü sürerken, sessiz kar örtüsü üstünde kimsenin beklemediği bir zamanda açarlar. O kadar güzel, diri ve narindirler ki insan ağlayabilir. Uçuk sarıdır renkleri. Titreyen iri taçyapraklarında küçük kar taneleri ışıldar. Sabahın bilinmeyen bir saatinde birden açarlar. Karanlık toprağın beyaz kabuğunu çıtırtılarla kırar, bir silkinişle kaldırırlar başlarını. Durur, şaşkınlıkla dünyamıza bakarlar. Karlı kıyılarda, uçsuz bucaksız yaylalarda, dağ göllerinin kıyılarında. Bir tavşan, bir avcı ya da nereye gittiği belirsiz bir yolcu görür onları. «Kardelenler!» der, sevinçle, «bu yıl daha da erken açtılar!» Dağınık sarı lekelere bakar bir süre. Koparmaya kıyamaz. Sabaha karşı öten ilk horozu düşünde gören çocuk gibi, bakar ve gülümser yalnızca.

Devamı…Bahar İsyancıdır: Zaten onların her birini ayrı ayrı anlatmak olanaksızdır – Onat Kutlar

“Ve niçin bu kadar unutmak istediğim çok şey var?” Pablo Neruda’nın Cenaze Töreni – Onat Kutlar

Hastalandığından haberim olmadığı için o gün seni uzaktan da olsa görmeye geldim. Hava güneşli ve sıcaktı ama beklediğimiz çevrili, küçük ve her yanını otlar bürümüş avlu serindi… Neredeyse bütün bir yazı güz karanlığında geçirdiğimizden yadırgamadık. Melek hem incelikli hem coşkun mizahıyla bize çevreyi tanıttı.

Devamı…“Ve niçin bu kadar unutmak istediğim çok şey var?” Pablo Neruda’nın Cenaze Töreni – Onat Kutlar

Onat Kutlar: “Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için!”

Islanınca esmer defterleri yüzümüzün bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı  çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin. Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin. Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz. Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede  yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık. Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için. Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz.  Ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım. Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

Devamı…Onat Kutlar: “Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için!”

“Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına…” Çağdaşımız Shekespeare – Onat Kutlar

ShakespeareNedendir bilemem. Abdala malum olur. Günlerdir mektup bekliyordum birinizden. Karşılık almıyacağımı bildiğim sorular sormak değil, gerçek bir mektuba karşılık vermek istiyordum. Alçak sesle de konuşsan, karşında gerçek bir yüz gerekli. Bu yüzden pazar akşamı Zeynep’e telefon edip adıma geldiğini söylediği mektubu okumasını rica ettim. Darüşşafaka’lı İbrahim Altmsay’ın on yıl öncesinden seslenen yüzü gene güzel şeyler söylüyordu ama ben, sizlerden biriyle konuşmak istiyordum. Bu sabah, yani pazartesi günü, karanlık bir güz haftasını başlatan kahvaltı masasında, bir kahve içmeye uğrayan kardeşim cebinden, senin, «görülmüştür» damgasını taşıyan mektubunu çıkarınca birden önsezilerin gerçekle sık sık buluştuğu çocukluk günlerine döndüm.

Devamı…“Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına…” Çağdaşımız Shekespeare – Onat Kutlar

“Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Mühür – Onat Kutlar

onat kutlarİçimden diyorum ki, “Beni yüreğinin üstüne bir mühür gibi koy. Kolunun üstüne bir mühür gibi. Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Derin bir öğle uykusundan sonra akşamüstü, Muhtar’ın evinin sofrasında, elimde bir sigarayla, arka pencereden bahçeye bakarak duruyorum. Tıraş sabunu ve tütün kokusu. Muhtar’ın dönüşünü bekliyorum. Damağımda az önceki gündüz düşünün olağanüstü tadı. Çok güzeldi. Büyük bir ırmağın kıyısında, açık altın renginde bir saray duvarının önündeydim. Gülümseyerek bana yaklaşan yüzünü öperken uyandım. Duru saatlerin yakın ağaçlara tünemiş kumruları ötüyordu. İnce bir cam gibi titriyordu hava. “Yu-suf! Yu-suf!” Ölmüş atalarımdan birinin Fırat’ın öbür kıyısından buraya kadar ulaşan sesini duymamaya çalıştım. Kuyunun çürümüş sularından çıkmak için çırpınıyorum.

Devamı…“Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Mühür – Onat Kutlar

Onat Kutlar’ın Son Söz’ü: Nereye gitseniz yalan ve ikiyüzlülükle dokunmuş halıların üstünden geçiyorsunuz

Onat KutlarBu bir mektup değil. Daha doğrusu sana yazılmış değil. Senin adına başkasına yazdım. Bir tür son söz. İki yıllık bir defteri kapamak için. Gevezelikleri bir yana bırakalım ve şu soruya bir cevap arayalım. Niçin ben susmak zorundayım?
Açın gözlerinizi, burnunuzu dikin ve kulak kesilin: Çürümeyi duyuyor musunuz? Siz başka türlü görseniz de şu çok yaşlı toprağımızda her günün tufanından artakalan sayısız şeyin kokuştuğunu, çürüdüğünü biz biliyoruz. Nereye gitseniz yalan ve ikiyüzlülükle dokunmuş halıların üstünden geçiyorsunuz. Ama bir koku, dayanılmaz bir koku gelmiyor mu burnunuza? Kırbacın rüzgârı, uykunun sisleri ya da altın varaklar kapatabilir, dağıtabilir mi bu pisliği? Çocukların sessizce geleceğin denizlerine kürek çektiklerine bakmayın. Ayakları geçmişin ağır zincirleriyle yeniden bağlanıyor. Bilginler gittikçe küçülen kurtlar gibi kendi kitaplarının ciltleri arasına gömülüyor. Kendi kuyruğunu yiyen bir masal hayvanı gibi ağır ağır ölüyor yaşam. Ortalıkta dolaşanlar yalnızca çerçiler ve tacirler çürümeye yüz tutmuş bir meyvayı evden eve dolaştırıyorlar.

Devamı…Onat Kutlar’ın Son Söz’ü: Nereye gitseniz yalan ve ikiyüzlülükle dokunmuş halıların üstünden geçiyorsunuz

“Korkudan daha etkilidir sevgi. Korku kin doğurur, sevgi ise saygınlık…” Doğu – Onat Kutlar

onat kutlar(…)  Furuğ’un şiirindeki gibi. Yoksul okulların birinde bir çocuk karatahtaya “taş” sözcüğünü yazar yazmaz, binlerce kuş uçup gitti yakın ağaçlardan.

(…) Anlamıyorum nasıl oldu bu? Sen anlayabiliyor musun? Yarın’ı kırmızı bir elma, buruk bir yaban iğdesi, iki kırmızı balıktan bin gibi sevinçle bekleyen çocuklar nasıl asıldılar daragaçlarına? Nasıl gidiyorlar ölmek için, on binlerle, yüz binlerle alınlarında birer kırmızı bant, boyunlarında Güney Kore yarası plastik cennet anahtarlarıyla? Şölen nasıl birden yasa döndü gülüşler çığlıklara? Nereden geldi “kötü günler ve karanlık?” ‘

Devamı…“Korkudan daha etkilidir sevgi. Korku kin doğurur, sevgi ise saygınlık…” Doğu – Onat Kutlar

Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar”

onat kutlar

Ateş sardı kör yılanın gözünü
İspinoz kuşu da ötmez oldu
Kurudu evinizin önündeki asma
Ananızın kurduğu salçalar
Soğuyor kızgın güneşte ve örtüyor
Gözyaşlarının dinmeyen buzları
Sayısız köylerini yoksul doğunun
Yüzünüzün denizinde yapraklanan kan
Şimdi ölü suların dibine çöküyor
Kinin külrengi örümcekleri
Seriyor suların ve şehirlerin
Üstüne unutuşun kefenini
Artık cellatlar sizi hatırlamıyor

Devamı…Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar”

“Sadece şu narın altına gömün beni” Yunus – Onat Kutlar

onat kutlarDuvarda saat ağır ağır dokuzu vurdu. Yani sabaha karşı üç. O eskimiş, anlaşılmaz, bastonlu romen sayıları karanlığa çizildi. Dar taş avluda bir çift takunya sabaha karşı duygusunu sürdürmeye çalışıyordu. Bu uyanılmamış bir düşse, ayışığının döküldüğü beyaz taşlara çarpan uykulu iki küreğin, acılar ve hamamböcekleri ile dolu bir kilerden öksürüklü sakalların titreştiği bir odaya taşıyıp durduğu o yorgun kadım yani annemi hatırlamamaya imkân var mı? Ayışığı odada, sanki her şeyin dışında, soyut, mutlu bir kesiti aydınlatıyordu. Üstünde uyku emlerinin uçuştuğu mermer denizliği, kırmızı halıyı, Yunus amcamla Bübükbabamın kedi yavruları gibi kıpırdanıp duran beyaz yüzlerini. Işıkta yıkanmış, rahat, parlak yüzlerdi bunlar.

Devamı…“Sadece şu narın altına gömün beni” Yunus – Onat Kutlar

Onat Kutlar’ın Sivas Katliamı Üzerine Yazdığı Bir Mektup: “Sen Ne Müslümansın Ne de Sivaslı

Sen insan bile değilsin.  Gözü dönmüş bir katil, bir yaratıksın. Sen, yüreği insan ve yurt sevgisi ile çarpan, tüm yaşamını ulusal edebiyatın en güzel eserlerini incelemeye, araştırmaya, değerlendirmeye adamış, kırk yıllık dostum o değerli yazar Asım Bezirci‘yi yakmadın.
Sen,”Baza, baza! Çi hest-ü baza!“, “Gel, gel!  Kim olursan ol gene gel! ıster Kafir ol ister putperest gene gel! Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir!…” diyen kutbu Hazret-i Mevlana‘yı yaktın.
Sen nasıl müslüman olabilirsin? Yaktığın, göz göre göre, sırıtarak ve alkışlayarak yaktığın o mazlum yiğit, dürüst arkadaşım, o büyük cura ustası, halk ozanı, Sıvaslı Nesimi Çimen değildi.

Devamı…Onat Kutlar’ın Sivas Katliamı Üzerine Yazdığı Bir Mektup: “Sen Ne Müslümansın Ne de Sivaslı

Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı gerilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta. İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süre çırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada “pat” diye bir tüfek patlıyordu yanıbaşımdan. Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum.

Devamı…Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

“Nehir, tüm engellemelere karşın akıp gidiyor” | Barbarlar ve Köpekler – Onat Kutlar

Kitabın son sayfalan diyor ki, “Ama gene de tümüyle yok edilemedi her şey. Uygarlık birikimi, ilerde canlanabilecek bir bitkisel yaşam durumunda bile olsa, korundu. Uzun çağlar boyunca biriken kültürel sermaye, bu kez de geçmiş çöküşlerde yitenlerin toplamından daha fazla eksilmedi. Nehir, tüm engellemelere karşın akıp gidiyor. Belki sürekli değil gelişme. Yukarı doğru yükselen grafik eğrisi, bir dizi iniş ve çıkışlardan geçer. Fakat, arkeoloji kadar, tarihin de araştırabileceği alanlarda, hiçbir iniş, bir önceki dönemin en aşağı düzeyine kadar düşmez. Her yeni doruk noktası ise, kendisinden önceki doruğu aşar.”

Devamı…“Nehir, tüm engellemelere karşın akıp gidiyor” | Barbarlar ve Köpekler – Onat Kutlar

Onat Kutlar: “Nasıl bir sessizlikti bu kardeşler? Niçin başını kaldıran kimse yok unutuşa?”

Yapayalnızdım.
Ahşap ve durgun bir gemi aslanının yelesine yaslanıp gözlüklerimi takarak düş’ün kıyılarını görmeye çalıştım. İşte oradaydılar. «Kırılmış itice ayak bilekleri, omuzlarında soluk örtüleriyle yaslı analar.» Ölmüş ve ölecek oğullarını, kocalarını bekleyen kadınlar. Bir kıyıyı boydan boya dolduruyorlardı. Saydamdılar, «denizde gemiler gibi». Ve aralarında kanatları kırılmış bir melek. Bir çığlık gibi sessizdiler. Kumlara ellerindeki değneklerle çizdikleri biçimleri göremiyordum. Üstelik o izleri silecek bir deniz yoktu.

Devamı…Onat Kutlar: “Nasıl bir sessizlikti bu kardeşler? Niçin başını kaldıran kimse yok unutuşa?”