Makine Çağında Aşk: Ataerkil Törelerden Çağdaş Törelere Geçiş

Askin AnatomisiSanayii devrimi, seri ve köleyi özgürlüğe kavuşturduğu gibi, çocukları da otoriter ailenin duygusal bağımlılığından kurtarmak zorundaydı. Çağdaş toplum, aile çerçevesi içinde toplumsal ve cinsel isteklerin tatminini sağlayarak ‘romantik kur yapma ile sevgi eşi seçimi’ni evlilik içinde toplamış oldu. Bu geçiş döneminin getirdiği kesintilerin ve bozuklukların en karakteristiği, Victoria çağının “safiyet” idealidir.

Floyd Dell, bir romancı olarak, “Yeni kuşağın” umut ve çatışmalarını MoonClaft ve Lovein Greenweh Village adlı romanlarında dile getirmişti. Makine Çağında Aşk adlı avantgarde tezi, bir kuşak sonra bile bütün önemini koruyabilmiştir. Dell, ataerkil çağda tabii sayılan davranış ve ahlâk biçimlerinin, insanların bir deneme ve kendini gerçekleştirme ‘düzensizliğinde’ yaşamak zorunda oldukları zaman “Nevrotik tavizler” yarattığım göstermektedir.

Ataerkil Törelerden Çağdaş Törelere Geçiş

Ataerkil düzenin gerektirdiği duygu uzlaşmaları, yani sevgi ve çalışma düzeyi bakımından bunların temelde çocuksu ve homoseksüel oldukları; fahişeliği ve çocuğun gayrimeşruluğunu, kutsal bekâreti, ailece kararlaştırılan evliliği ve kibar zinayı kabul ettiği; öte yandan kur yapma, eş seçme, kadın ve erkeklerin toplumsal eşitliği, güdümlü aile ve anababa hayatım ancak uzlaştırı kurumlarındaki sınırlı biçimleriyle benimseyebildiği açıklanmıştı. Çalışma düzeyine gelince, o da irsi kast örneğine uyarak, özgür seçimi ve sorumluluğu ortadan kaldırıyordu.
Orta sınılın ticaret, üretim ve makine gücünü geliştirmesiyle meydana gelen ekonomik ve toplumsal değişiklikleri de kısaca gözden geçirmiş; bu ataerkil ‘tavizlerin yeni toplumsal düzene bir yük olduğunu görmüştük. Ataerkil kurumlaruı toplumumuzda yarattığı kısmî yıkımı abartmadan, kur yapmanın, eş seçmenin, cinslerin toplumsal eşitliğinin, güdümlü ana-baba ve aile hayatının kabul edilen evlilik çerçevesi içine sokulduğunu ve çalışma hırsının irsî ve sınıfsal sınırlarından kurtarıldığını söyleyebiliriz. Çalışma ve sevme şimdi, gerek toplumsal gerekse yasal alanda mülk sahipliği ve ataerkil aile bağımlılığından büyük ölçüde farklılaştırılmış, özgürleştirilmiştir.
Fakat bir geçiş dönemi içinde olmamız, pek çok kimse için hayatının herhangi bir anında eski düzenden yeni düzene geçişin yer alması demektir. Bu kimseler eski düzende yaşamaya alışmışlarken, şimdi birdenbire yepyeni bir düzen içinde yaşamaya çağrılmaktadırlar.
İnsanlar orta ve daha ileri yaşa vardıklarında, artık ataerkil bir çağda yaşamadıklarım anlayınca, yem şartlara uymayı reddedebilirler. Bunun bilincine yetişme çağında varacak olurlarsa, o zaman yeni özgürlüklerim olduğu gibi kabul edecekler ve bu daha geniş fırsatlardan ne arılarlarsa ona göre yaşamaya çalışacaklardır. Fakat hayatın bu yeni düzenini kabul eder ve ona göre yaşamaya çalışırken, kendi yetiştirildikleri kavramlarla uymaya çalıştıktan ahlâk kuralları arasındaki çelişki kendilerini şaşırtırsa, bu sefer davranışlarında sık sık aksaklıklar başgösterecektır. tşte bu da tipik ataerkil aile nevrozunu meydana getirir.
Eski zamanlarda ataerkil aile düzeninde baba ile oğulun çatışan çıkarları vardı; oğul, tam bir ekonomik ve toplumsal bağımsızlılığı ancak babasının ölümüyle elde edebilirdi. Bu düşmanca yapay ilişki, aşırı oğul saygısı ve kaskatı görev duygusuyla ve ustalıkla gizlenmek zorundaydı. Bu ahlak süsleri ardında kıskançlık ve nefret duygusunun gerçekleri saklıydı. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasını utanç duygusu önlerdi. Ataerkil düzenin devam etmesi için çocuklar, sevgi ve çalışma alanlarında, yetişkinlik için duyduktan bütün isteklerinde utanca düşürülürlerdi. Şimdi ataerkil düzen yıkılmış olduğu halde, onun kalıntıları ve yeni dünyamızın yan tamamlanmış yapılan arasında bu eski ataerkil kıskançlık ve nefretin ahlaksal süsleri hâlâ devam ettirilmekte; aşın bir evlat saygısı ve kaskatı görev duygulan hâlâ ‘telkin’ edilmektedir. Oysa bunların birer koruma aracı oldukları o eski ve gerçek tehlike artık yoktur. Önlemeye çalıştıktan suç çoktan ortadan kalkmışsa da, eski ataerkil eğitimin öteberisi çağdaş evi kalabalık etmeye devam etmektedir.
Genç erkeklerin en uygun avunma yolunun homoseksüel davranışlar olduğu kabul edilen çağlar, çok geride kalmıştır. Fahişelerle ilişki kurmanın genç erkek içgüdüleri için değerli ve kaçınılmaz bir uzlaşma diye kabul edildiği günler geceli pek fazla olmamıştır. O çağlarda bir baba oğlunu uygun bir yaşta geneleve götürür ve orada görev çeşidinden mutluluk duyması beklenen bir anlamda yapmacık sembolik cinsel erkekliğe girişini düzenlerdi. Uygarlığımızda fahişelik hâlâ bir yer buluyorsa da, bu artık normal kabul edilmemektedir. Bir ‘ideal’ olarak görülen, ailelerin kararlaştırmasıyla yapılan evlilikler de ortadan kalkmıştır. Kibar zina pek sınırlı bir entelektüel modadır ve eskiden sevgi duygulan için normal bir çıkış yolu olarak kabul edildiği sınıflar arasında bile genellikle normal görülmemektedir. Gençler, erken bir yaşta kendilerini bekârete adama maktadırlar. Toprağa bağlı soyluların yapay uzlaşma ideallerinden de artık vazgeçilmiştir.
Çağımızın idealleri hem daha tabiiye yakın, hem de daha romantiktir. Bu idealler yüzyıllarca süren kültürel yaşantının zenginleştirdiği içgüdüsel cinsel çembere dönüşü yansıtmaktadır. Ataerkil düzendekilerle kıyaslayınca, cinsel ideallerimiz daha tabiiye yalan olsalar da, duygusal çeşitliliklerinin ve güzelliklerinin önemli bir kısmım, insan tehlike ve yoksulluğuna ayak uydurmak için umutsuzca mücadele verilen o yüzyıllara borçludurlar. Ataerkil geçmişe olan bu kültür borcunu böylece kabul ettikten sonra, neyin ‘çağımıza ait’ olduğu ve neyin bir rastlantı sonucu aramızda kaldığı sorununa dönebiliriz.
Bizim gerçek ideallerimiz, geçirdikleri kur dönemi süresinde hayatlarının sonuna kadar bir arada yaşayacak kadar birbirlerini sevdiklerine inanan John ile Jane’in evlenmesini öngörmektedir.
Bunlar, bu ilişkiyi aşklarının meyvesi olan çocuklarla ailenin ‘cinsel mahremiyeti’ içinde yaşayacaklarına, birbirlerini ve çocuklarını sevdiklerine ve sevginin fonksiyonunu devam ettireceklerine inandıkları için sürdürürler. Yoksa mülk sahibi olmak, toplumsal müeyyideler ve ceza korkusu ya da Jane’in kendi basma, başka çeşit yaşamak imkânından yoksun oluşu nedenleriyle değil. Uzun ve dürüst çabalardan sonra evliliklerinde bir düzen kurulamamışsa, ilişkinin kendi iç duygu gücüyle kendini devam ettiremeyeceği anlaşılırsa, heyecan bakımından artık katlanılmaz görülürse, ideallerimiz onun ‘resmen’ bozulmasına izin verirler. John ile Jane bundan önceki evliliklerinde bulamadıkları iç heyecan dengesini sağlayacağına güvendikleri yeni bir evliliğe var olan ekonomik, toplumsal güçlükleri de göze alarak girmekte serbest kalırlar.
Bu idealler (eğer bunların ideal oldukları kabul edilirse), tek bir parça olduktan halde, bunların derecesi ayrıdır. Uygulamada çok kullanılmakla birlikte, boşanmaya ve tekrar evlenmeye olan inanç az çok bir utanma duygusuyla birlikte söz konusu olmaktadır. Bu, yalnızca boşanmanın eskiden beri süregelen ataerkil duy gu önyargılarını ve saygıdeğerlik ölçülerini bozmasından dolayı değildir. Bir de boşanmada tek bir eşin büsbütün sorumlu tutulamayacağı ve en masum, en çok zarar gören ve iyi niyetli eşin de sorumluluğun bir kısmım paylaşması gerektiği, onun da bu işte bir başarısızlığı olduğu yolunda kamuoyunda yerleşen kam vardır Hatta bu sorumluluk, ilk seçmedeki budalaca davranış olsa bile… Fakat kur yapma dönemine böyle bir başarısızlık yüklenemez. Çünkü herkes bunun bir deneme donemi olduğunu bilir. Kötü bir sonla biten flört döneminde gençlerin, sürekli bir evliliğe girmek için seçim yapmadan önce, göze al malan beklenen birtakım tecrübeler edindikleri kabul edilir.
Bütün bunlar, zamanımızda kur yapma ile evlilik arasındaki önemli bir psikolojik farklılığı ortaya koymaktadır. Kur yapmak, başka bir insana tam bir duygu bağlılığım, hatta bedensel bağlılığı ve tam bir toplumsal bağlılık dışıdaki her şeyi kapsayabilir. Fakat bu çeşit özel yeminler, ilişkinin daha sonraki deneyleri yüzünden bir yana bırakılabilir: ancak bunun toplum sansürü dışında bir nedeni olmalıdır. Evliliğin böyle bir özgürlüğü kapsamadığı ortadadır Evlilik daha gerçekçi cinselik ve aile şartlan altında kurulmuş deneysel bir sevgi ilişkisi değildir. Bir eşin aranması ve seçilmesi demek olar kur yapmadan büsbütün ayrı bir şeydir eşleşmiş olmanın açıklanması demektir. Evlilik beraberliğinin toplum gözünde vardığı kesinlik, evlilikte doğan çocukların toplumsal bakımdan imtiyazlı oldukları gerçeğini kapsar. Demek ki kur dönemi, bir insanın çocuk sahibi olmak isteyecek kadar derin ve uzun süre seveceği birisini aradığı dönemdir. Cinsellik ve aile mahremiyetinin bozulması demek olan boşanma da böylece bir yanılgının ya da eksikliğin itirafı olmaktadır.
Boşanma ve yeniden evlenme istatistiklerine rağmen, insanların bir evlilik dizisi istemedikleri açıktır. Gerçekte, bir önceki yanlışlık ya da başarısızlıklarından öğrendikleriyle bu kez gerçek bir evlilik diye adlandırdıkları şeyi aramaktadırlar. Böyle bir anda yeniden geçmişlerini yaşatabilecek olsalar, evlilik derslerini öğreten fakat onun sorumluluklarım taşımaktan uzak bir evlilik öncesi kur dönemine dönmek isteyeceklerdir. En basit biçimiyle bu istek şöyle dile getirilecektir: “Şimdi bildiklerimi o zaman bilseydim!…” Kısacası, kur dönemi deneyi tamamlanmamış, eksik kalmıştır.
Başarısızlıktan sonra yeniden evliliği deneyenlerin istedikleri gerçekten boşanma değil, daha kusursuz bir kur dönemidir.
Bu söylediklerimizin ışığı altında, zamanımızın idealleri olarak görünen şeyleri yeniden sıralarsak, bunun şöyle bir tablo meydana getirdiğini göreceğiz: insanın, kendisi ve sevme üzerine gerçek bir eş seçimi yapabilmek için bilmek istediği her şeyi öğrenebileceği bir kur dönemi ve sonra böylesine duygusal bir deneyden sonraki, hayat boyu süren bu evlilik. İdeallerimizin bu şekilde sıralanması “ütopik” görülürse de, bu da ideallerin ayrıcalığıdır. Ve belki de bu ideal, göründüğü kadar imkânsız bir nokta değildir. Yanlışlıkları düzeltmek ve başarısızlıkları ortadan kaldırmak için boşanma hakkını reddetmemektedir. Fakat bugünkü boşanma hızımızı kur döneminin hazırlayıcı aşamasının eksikliğine yormak doğru değildir; çünkü ataerkil düzen ne böyle bir dönem ne de böyle bir eğitim ihtiyacı tanımıştı. Gençler, ataerkil bir yolda yetiştirilince, evlilik öncesi kur döneminde öğrenmeleri gerekeni, çoğu zaman ‘ilk evlilikten geçerek öğrenmek zorunda kalmaktadırlar.

Floyd Dell
Aşkın Anatomisi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Attila İlhan ve kendi sesinden şiirleri

15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde...

Kapat