Cemal Süreya’dan Eşi Zuhal’e İki Mektup: “Hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk”

Zuhal TekkanatÖfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.  Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz.
Sev beni.

Yaşayacağız. 
Her şeyimi sana borçluyum.
Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım. 
Aşk büyüdü, aşk! Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
 

Zuhal’im, hayat!
Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz. ” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.
Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.
Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin…
Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?
Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental. ” O filmdeki adam gibi miyim nedir?
Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.
Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.
Yaşayacağız.
Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.
Aşk büyüdü, aşk!
Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim

12 temmuz 1972

“Güven mutluluğun temelidir”

Cemal SüreyaSenin eşsizliğin, bulunmazlığın üstüne ne söylesem eksik kalır. Sadelikten korkmayan bir kadınsın bir kere. O köprünün altında vb. Satılan balık-ekmekten alıp yemek istemen beni çok gönendiren şeylerden biri. Sana ondan almak isteyişimin tek nedeni midenin sağlığını düşündüğümdendir. Bunu kaç kez söyledim sana. Adapazarı’ndaki kızla – neydi adı onun? – çektirdiğin fotoğrafta senin bütün hayat tavrın gizli. En gösterişsiz koşullarda da sen o koşullardan hiç utanmadan, hiç yüksünmeden, bir ayağını gözüpek bir rahatlıkla ileri atabilirsin. Beni nasıl savunursun sonra. Birisi bana çok şişmanladığımı söylemişti de, hemen saldırıya geçmiş, şişman olmadığımı ileri sürmüştün. Oysa pekala fazla okkalanmıştım o günler. Sen busun işte. Sevdiğini her durumda savunursun, onun kusurlarını görmezsin. Ne sevgilisin sen.

Ama aragon’un şu sizesi de bir gerçek:
“göğsüne bastırırken kırar sevdiği şeyi”

O da var. Kişi kimi zaman çok sevmenin getirdiği yanlışlıklara da düşüyor. Sevdiği şeyi göğsüne fazlaca bastırırken örseliyor onu. Hoyratlaşıyor bir yerde aşk. Acaba bu gerçekten aşkın kaçınılmaz bir gereği mi? Kimi zaman öyle belki. Ama, ben öyle olmamalı diyorum. İnsani çizgiden sapmamalı. Aşkı insani çizgide bütünlemeli. Mutluluk da sanırsam, o zaman bütünleniyor. Güven mutluluğun temelidir. Güven aşkın ve her türlü aşkın, yani cesaretin, yani kavganın temelidir. Mevhibe’nin ismet’ten kuşkulanabileceğini aklı nalıyor mu? Bu noktada bir özeleştiri yaparsak, sende güvenin, bende bakımın zaman zaman aksar gibi olduğu sonucuna varabiliriz.
Ne demiş şair:
“aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti”
aynı şair şöyle bir dize de ekleyebilirdi şiirine:
“aşklar tam güven istiyor güvenemedin gitti”
“ince vızıltı”
memo bugün denize gitti. Şapkasıyla. İçsel, kardeşi gamze ezel’le akşamdan geldi. Gece bizde kaldılar. Sabah da memo emrah’ı alıp kampa gittiler. Memo bensiz gitmek istemedi. “babam gelmezse denize gitmiyorum” dedi. Sonra ben kendisini ikna ettim. “denize girmemek” ve “başını sabunlamamaları” şartı ile razı oldu gitmeğe. Akşam getirecekler. Yarın sabah da onu perihan’lara götüreceğim.
Seviyorum seni.
Se-vi-yo-rum.
Sen?

Şimdi gidip sana bir tavuk alacağım. Seversin sen.
Sıcak su geldi. Banyo yaptım. Akşam saat 08.30’da ercü geldi. İçsel’ler evde olduğu için ercü ile çıktık. Kahveye gidip oturduk. Sen uyuyabildin mi? Verilen yemeklerini yedin mi? Tavuğun bir budunu o yanındaki kadına ver, gerisini bir oturuşta yersen çok sevinirim. Werther de charlotte’nin üst üste verdiği tereyağlı ekmek dilimlerini atıştırmadan edemiyordu. Unutma bunu.

Yaz günleri geldi. Geçen yaz neredeydik, bu yaz neredeyiz, gelecek yaz nerede olacağız kim bilir?
Anımsayalım o dizeleri yeniden:
“hayat kısadır kuzucuklarım
yine de uzundur kuzucuklarım.”
Şişli’de Okmeydanı dolmuşlarının kalktığı yerde, salaş bir kahvehanede yazıyorum sana bunları. Cocacola içtim. Sigara içtim. Az sonra sana koşacağım.
Bir çeşmeye koşar gibi koşuyorum sana
anlasana!

Cemal Süreya
15 temmuz 1972

Zuhal Tekkanat

1938’de Ankara’da dünyaya geldi.  Erenköy Kız Lisesi’ni ve Kadıköy Kız Enstitüsü’nü bitirdi. Sosyal Sigortalar Kurumu’nda çalıştı ve buradan emekli oldu. Elif Sorgun imzasıyla da tanındı. Şiir ve yazılarını Yelken, Papirüs, Türk Dili, Türkiye Yazıları, Oluşum, Varlık, Kıyı ve Düşlem dergilerinde yayımladı.
1966’da Yelken dergisini yönetti, Yeni İstanbul ve Cumhuriyet gazetelerinde sanat sayfası muhabirliği yaptı.
Şair Cemal Süreya ile 7 yıl evli kaldı. Cemal Süreya’nın Can Yayınları tarafından yayımlanan Onüç Günün Mektupları Zuhal Tekkanat’ayazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Ortak çocukları olan Memo Emrah yaşamını yitirdi.
Tekkanat, Cemal Süreya Kültür Derneği’nin kurucularındandır.

Yapıtları:

Şiir:
Gibi, İstanbul: Aksiseda Matbaası 1965.
Acıben, (Elif Sorgun adıyla) İstanbul: Broy, 1994.
İçimizdeki Günler, (Elif Sorgun adıyla) İstanbul: Hera, 1997.
Yakamı Bırakmayan Şiirler, (Elif Sorgun adıyla) İstanbul: Güldikeni, 2000.
Şiir Buluşması, İstanbul: Güldikeni, 2002.
Dikine Sarkan Ağaç, İstanbul: Artshop, 2008.

Derleme:
Dostlarının Kaleminden Cemal Süreya’nın Portresi. İstanbul: Yön, 1998.
Papirüs Şiirleri Antolojisi, Ank.: Kültür Bakanlığı. 2002.

Deneme:
Tutkulu Patiler. İstanbul: Artshop Yayıncılık, 2008.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Aziz Nesin: “Denizi satın alanlar, dua edelim ki havayı da satın almamışlar”

İstanbul'un üç bir yanı deniz. Bu kadar da değil, istanbul'un denizi, istanbul karasının koynuna kol kol sokulmuş. Yine de böyleyken,...

Kapat