Esneyen İnsanlar Ülkesi – Aziz Nesin

Aziz-NesinBir varmış, bir yokmuş, sana varsa bana yokmuş, bana varsa ona yokmuş. Bir zamanlar yeryüzünün bir yerinde bir ülke varmış. Bu ülkedeki kişiler mutluluk içinde yaşar dururlarken, Tanrı vermesin, bir bilinmez salgın hastalık onları kırıp geçirmeye başlamış. Öyle bir hastalık ki, ülkedeki insanların birtakımı zayıflamaya, küçülmeye, birtakımları da şişmanlamaya, irileşmeye başlamış. Zayıflayanların boyları da günden güne ufalıyormuş. Ama bu ufalma, küçülme, zayıflama o kadar yavaaaş yavaş oluyormuş ki hiç kimse ne kendisinin, ne de başkalarının küçüldüğünün farkına varmıyormuş.

Devamı…Esneyen İnsanlar Ülkesi – Aziz Nesin

Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir – Aziz Nesin

Aziz-NesinÜç saattir, dört cip yoldaydı. Köy kahvesinin önünde cipler durdu. Vali, öndeki arabadan indi, ikinci arabadan mektupçu, defterdar, emniyet müdürü, candarma komutanı indiler. Tarım müdürü, sağlık müdürü, eğitim müdürü, lise müdürü, postane müdürü, tapukadastro müdürü ve öbür müdürler de arkadaki arabadaydılar. Cipleri gören köylüler, kahveden dışarı fırladılar. Kimi valinin elini öptü, kimi sıktı. Kimisi kucaklaştı. Vali de onları sevgiyle sardı, bağrına bastı. Yıllardır özlemi çekilen demokrasinin bu sıcak gösterisi, insanın gözünü yaşartıyordu.Hep birden kahveye doldular. Vali, kahve ocağının yanına, peykeye bağdaş kurdu. Ama, köyün en yaşlısı Mahmut Ağa’yı sağma aldı, o oturmadan oturmadı. Köylüler yaşlarına göre sırayla peykelere bağdaş kurdular, kimisi de hasır kahve iskemlelerine oturdu.

Devamı…Milletvekili Olacak Vali Nutkundan Bellidir – Aziz Nesin

“Hangi yirminci yüz yıl?… Onikinci yüzyıldayız…” Tarih Boyunca Düello – Aziz Nesin

Aziz-NesinŞimdi romanda yeni bir moda çıktı; roman kahramanını, İsa’dan beşbin yıl öncesinden zamanımıza dek doğurta öldürte bikaç kez yaşatıyorlar. Kalıp değiştiren bir ruh, ikibin yıl önceki maceralarını hatırlıyor.
Benim de başıma geldi. Esrar içmedim, rüya da görmedim. Her zamanki gibi, kağıdın üstünde borçlarımı hesaplıyordum. Birden kapı açıldı. Tarihi filmlerdeki gibi baştan aşağıya zırhlar içinde, Haçlı ordusundan biri girdi içeri:
Haşmetli Fransa Kralı Altıncı Louis’nin selamı var, «Zahmet olmazsa, bir dakika saraya kadar gelsin!..» diyorlar…
Anladım, herif sapıtmış:
Çocuklar!., diye içeriye seslendim.

Devamı…“Hangi yirminci yüz yıl?… Onikinci yüzyıldayız…” Tarih Boyunca Düello – Aziz Nesin

“Tarihimizi çaldılar, şimdi ne yapacağız?” Apona Fuarı – Aziz Nesin

Aziz-NesinTarihimiz boyunca bütün kötü, yanlış, gülünç işlerin eski dönemde yapılmış olduğunu söylemek gelenektir. Biz bu geleneğimizi bozmak istemediğimizden, bu hikâyede anlatılan olayların da eski günlerde geçmiş olduğunu açıklarız.
Apona kenti uluslararası fuarı, şimdiye kadarkilerin hepsinden üstün olacaktı. Bundan iyi propaganda fırsatı ele geçemezdi. Bütün ticaret ataşeliklerine, fuarda kendilerine yer ayırtabilmeleri için, en geç iki ay içinde cevap verilmesi istenen mektuplar yazıldı.
Mektupları alan devletlerin ticaret ataşelikleri, çağrıya teşekkürle, fuara katılmak istediklerini bildirdiler. Yalnız biyerden ne “evet”, ne “hayır” diye cevap geldi.
Cevap vermeyen bu memleketle fuarı açacak memleketin ticaret heyetleri arasında o sırada bir anlaşma yapılmaktaydı.

Devamı…“Tarihimizi çaldılar, şimdi ne yapacağız?” Apona Fuarı – Aziz Nesin

Aziz Nesin: “Azgelişmiş Ülkeler” demek yerine “Gelişmemiş Ülkeler” demeyi daha uygun buldular

Aziz-NesinAmerikan Cart Vakfından ödenen paralarla, Amerika’nın tanınmış bikaç iktisatçısı, azgelişmiş ülkelere gittiler. Bu gezinin ereği, o ülkelerde incelemeler yapıp neden az geliştiklerini anlamaktı. Önce bunun adını “Gelişmemiş Ülkeler İnceleme Gezisi” koymuşlardı. Ama “gelişmemiş” sözünden, gelişmemiş olanların alınıp kızacakları düşünülerek, uluslararası incelik kurallarına uyarak “gelişmemiş” yerine, gelişmeyenlerin gönüllerini almak için “azgelişmiş” demeyi daha uygun buldular. “Azgelişmiş Ülkeler İnceleme Gezisi” kurulundan Mr. Charles Whithy adında iktisat profesörü bir üye de Türkiye’ye gelmişti. Kendisine kolaylık olmak üzere, bilgi almak için Türkiye’de kiminle konuşacağı önceden söylenmişti. Mr. Charles, Türkiye’de önce Bay Sıtkı ile konuşacaktı. Bay Sıtkı bu konuda bilgi verecek en yetkili kişilerden biriydi.

Devamı…Aziz Nesin: “Azgelişmiş Ülkeler” demek yerine “Gelişmemiş Ülkeler” demeyi daha uygun buldular

“Hiç bilmediğim şey Beyefendi! Nasıl yaparım?” Yazıdan Karakter Tahlili – Aziz Nesin

Aziz-NesinOlay 1944’te geçer. Ben o zaman bir günlük gazetede ayda yetmiş liraya çalışırdım. Sabah saat dokuzdan, onikiye kadar iktisat ve eğitim muhabirliği yapardım, öğleden sonra da adliye muhabirliği… Ayrıca hergün bir anket yada röportaj yazmaya da mecburdum. Akşam oldu mu, gazetenin günlük hikayesini, sonra hergün bir fıkra yazardım. Gece, radyoları dinler, Ankara haberlerini telefonla alır, patron bir yabancı dergiden çevrilecek bir yazı vermişse, gece onikiden sonra da bu çeviriyi yapardım. Arada vakit kalırsa, sekretere de yardım ettiğim olurdu. Bütün bunların karşılığında hepsi hepsi yetmiş lira… Yetmiş lirayı adama öyle kolay kolay vermezlerdi Babali’de o zaman. Yağma yok! iki aylık staj diye iki yıl stajyer kadrosunda, parasız çalıştırırlardı.

Devamı…“Hiç bilmediğim şey Beyefendi! Nasıl yaparım?” Yazıdan Karakter Tahlili – Aziz Nesin

Bu makine gerçekten sizin memlekette sökmüyor!.. – Aziz Nesin

Aziz NesinPanakorogia devleti polisleri, Amerikan Federal Bürosu’nun açtığı kursta staj görüyorlardı. Altı ay süren kursun son ayı, fennin kiriminoloji alanında en son buluşu olan ‘Yalanları Okuyan Makina’nın öğrenimine ayrılmıştı. Kurs öğretmeni Mr. Harry Wells kendisini dikkatle dinleyen Panakorogiallı altı polise şunları anlatıyordu: Baylar, bugünkü dersimiz, araştırma ve soruşturmada, polislere pek büyük yardımı olan Yalanı Okuyan Makine’dir. Amerikan bilgin ve teknisyenleri tarafından yapılan bu makine’nin yardımıyle, işimiz ,çok kolaylaşmıştır. Bir suçtan sanık on kişi var, diyelim. Bu makinenin kordonunu bu on kişiye ayrı ayrı bağlarız. Sonra soruşturmaya başlarız. Yalan söyleyen hemen anlaşılır, böylece suçlu da bulunur.

Devamı…Bu makine gerçekten sizin memlekette sökmüyor!.. – Aziz Nesin

“Elinizi vicdanınıza, kendinizi benim yerime koyunuz” | Cürme Teşvik – Aziz Nesin

Muhterem hâkim bey!..
Suçlu olup olmadığımı anlayabilmeniz için, hâdiseyi bütün teferruatıyla huzurunuzda arz etmem gerekiyor.
Bendeniz altmış sekiz yaşında çoluk çocuk sahibi bir insanım. Damatlarım,  gelinlerim, torunlarım var. Böyle bir insan hiç yolda gördüğü kadına lâf atar mı? Ama  itiraf ederim ki, ben bu hanımlara lâf attım. Hem güpegündüz, Beyoğlu caddesinde giden bu iki hanıma lâf attım. Elinizi vicdanınıza, kendinizi benim yerime koyunuz.
Size hadiseyi olduğu gibi anlatacağım. Siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?
Fakirhane Kanlıca’dadır. Artık sinnikemâle geldiğimden, is yapmıyorum. Tekaüt  olalı seneler var. Yalnız arada sırada İstanbul’a inerim. Bu sabah sekiz buçuk  vapuruna bindim. Sıcak olduğu için, aşağı salona indim. Karsımda iki hanım oturuyordu. Evvelâ nazarı dikkatimi celbetmediler. Bilâhare, sarışın hanım, yüksek sesle,

Devamı…“Elinizi vicdanınıza, kendinizi benim yerime koyunuz” | Cürme Teşvik – Aziz Nesin

“Gramer sorsa bilirim” Aziz Nesin’in Aziz Nesin’den Seçtikleri: Parle Vu Fransızca

Aziz NesinFransızcadan çevirdiğim romanı kitapçıya bıraktım, parasını da aldım. Beyazıt’a doğru yürümeye başladım. Önümde, dalgalana dalgalana, akar gibi bir kadın gidiyor, insanın önünde her zaman bir kadın gidebilir. Ama böyle bir kadın olursa, işte o zaman insan, önünde gidenin kadın olduğunun farkına vanr. Kiminle olsa istediğine bahse girerim ki, bu kadın Fransız; saçının ucundan iskarpinin ökçesine kadar Paris kokuyor. Boynundaki beyaz puvanlı mavi eşarp, gelip geçenleri çağınr gibi rüzgârda pırpır kanat çırpıyor.
Ben dememiş miydim, bu kadın Fransız diye? Nasıl da anlamışım ama… Caddedeki trafik polisine gitti. Söylediklerini duyuyordum.
• Esküze muva Mösyö L’ajan… Parle vu Franse?
Polis şaşırdı.

Devamı…“Gramer sorsa bilirim” Aziz Nesin’in Aziz Nesin’den Seçtikleri: Parle Vu Fransızca

“Ya bir tokat daha atarsa…” Aziz Nesin’den Bir hikaye: Eli Ağır Emekliler

Aziz NesinErenköy’de istasyon kahvesinin bahçesinde o akşam, emekli arkadaşlardan yalnız dördü vardı. Bunlardan biri, albay, belki de general emeklisi olacak. Dimdik duruşu, yüzünün sert çizgileri, yürürken bakışlarının hep ileride oluşu bunu gösteriyor. Öbürü de bir vali emeklisi olmalı. Makaralı kahkahaları var. Ellerini, kollarını geniş geniş oynatarak konuşuyor.Belki ne biri general, ne öteki vali, ama öyle bir izlenim veriyorlar. Emeklilerden biri inmeli. Bastonuna basa basa, bir ayağını sürüyerek yürür. Söze az karışır.  Öteki emekli, küçücük, kısacık, çilli yüzlü, ak tenli bir adam. Yüzünün çizgileri kırış kırış olmuş. Kahve fincanını tutan eli titrediği için, fincanı elinde çok durduramıyor. İlkin İngiliz politikasından konuşuyorlardı. Sonra Almanların askerliklerinden konuştular.

Devamı…“Ya bir tokat daha atarsa…” Aziz Nesin’den Bir hikaye: Eli Ağır Emekliler

“Ne yaptığımı bilmiyorum. Bir de baktım, karakoldayım” Edebiyat Meraklısı – Aziz Nesin

İkinci kata yeni bir kiracı taşındı. Kiracıların taşınması kolay oldu da, eşyalarının taşıması bir hafta sürdü. Bilirsiniz ya, şimdiki apartmanlar, bizim eski evlerimiz gibi değil. Aynı apartmanda oturup da birbirlerini tanımıyan, selamlaşmayan komşular bile var. örneğin, iki yıldanberi yanımızdaki apartmanda oturan sarışın kadının randevuculuk yaptığını, evinin basıldığını, ancak gazetelerde okuduktan sonra öğrendik.
Üst katımıza taşınan yeni kiracıları da tanımıyordum. Bir sabah Kapıdan çıkarken, irikıyım bir adam, şapkasını göbeğinden aşağıya kadar indirip, aşırı nezaketle selam verdi. Ben de selam verdim, geçecektim.
Bendeğiz, Mümin Ekrem Ozaner, dedi.

Devamı…“Ne yaptığımı bilmiyorum. Bir de baktım, karakoldayım” Edebiyat Meraklısı – Aziz Nesin

Dur bakalım, ne olacak? Allah sonumuzu hayır eylesin! – Aziz Nesin

Boğaziçi’nin Karadeniz Boğazına yakın Anadolu yakasında, deniz kıyısı üstünde bir çayevi… O çay evinin hemen bütün müşterileri, hep o semtin insanları olduklarından ve oraya sık sık geldiklerinden birbirlerini tanırlar. Çoğu da emeklidir. Emekli olunca konuşmaları doğal olarak geçim sıkıntısı, pahalılık, sürekli zamlar vb konular üstüne oluyor.
O sabah da yine her zamanki gibi önce ev dertlerinden başlayıp ülkenin sorunlarından konuşmaya geçtiler. Hükümet enflasyonu yüzde otuzda tutacağına söz vermişti, oysa yüzde sekseni buldu. Yüzde seksen, ha? Peki ne olacak? Almanya ya, Fransa’ya, İsveç’e işçi gönderdik, yine yetmedi; ta Arabistan’lara, Avustralya?lara işçi gönderdik, yine yetmedi. Şimdi de Sovyetler Birliğine işçi gönderilecekmiş. Gitmeye istekli işçiler öyle yığılmışlar ki, sıra kapmak için birbirlerini ezmişler. Allah Allah!… Yahu, komünist Rusya ya bile işçi gönderecekler ha? Paranın komünisti, faşisti, dini imanı olur mu arkadaş, para paradır, gelsin de nereden gelirse gelsin. Ben komünistin parasını alıp cami yaptırdıktan, kuran kursu açtıktan sonra bir günahı yok ki… Üstelik sevabı bile var.

Devamı…Dur bakalım, ne olacak? Allah sonumuzu hayır eylesin! – Aziz Nesin

Bay Düdük – Aziz Nesin | “Musa büyük bişey olmuş ama ne olmuş?”

Sürte sürte bir oldum. Kısmetim bağlanmış demek. Kimse bana is vermiyor, hiçbir yerde iş bulamıyorum. insan darda kaldı mı, en olmayacak şeyleri bile düşünüyor.
Maçka’dan Dolmabahçe’ye doğru, iste böyle en olmayacak şeyleri düşüne düşüne gidiyordum. Stadyumun önüne geldim, bir ana baba günü. öyle kalabalık, caddeden geçmenin imkânı yok. Bu adamlar stadyuma nasıl giriyorlar? insan anaforunun içinde, bir o yana, bir bu yana fırfır dönüyordum. Bir dalga geliyor, elli metre aşağı iniyoruz. önden itiyorlar, yirmi adım geri bas; arkadan dayanıyorlar, otuz adım öne yürü. Dört yandan birden sıkıştırıyorlar, o zaman olduğum yerde fırıldak gibi dönüyorum.
Bir yere geldim dayandım ki, söküp çıkmanın imkânı yok. Kendimi bu insan seline bıraktığımı sanmayın. Ha babam zorluyorum. Ama nereye? Bir saat kadar debelendim, çabaladım, çırpındım, o insan düğümünün içinden bir türlü kendimi söküp çıkaramadım.

Devamı…Bay Düdük – Aziz Nesin | “Musa büyük bişey olmuş ama ne olmuş?”

“Ama ne var ki, bir ümit işte…” | Sen Biraz Bekle – Aziz Nesin

Bahçe içindeki 19 numaralı iki katlı eski, ahşap evin, alt katındaki kiracı, evdeki eşyalarının çoğunu sattı.
Kenar mahallede gizli kapaklı iş olmaz, her şey duyulur. Hemen bütün mahalleli kelepir eşya almak için eve doldu. Teldolabı, küpler, yaylan kopmuş paslı demir divanlar, iskemleler, masa, dolap, saç soba, ayağı kırık aynalı gardrop, hepsi ucuz pahalı demeden satıldı. Ertesi gün de erkenden kapıya bir kamyonet geldi. Geri kalan ufak tefekleri de kamyonete yüklemeye başladılar.
19 numaralı evin karşısındaki 64 numaralı evde Talip Bey oturur. Talip Bey, işine gitmek için evinden çıkınca, yüklenen kamyoneti gördü. Talip Beye karısı, gece, Mürşit Beyin, bir gün önce eşyalarını sattığını söylemişti. Şaşılacak birşey varsa, eşyalar satılırken Mürşit Beyin karısının ve kızlarının hiç üzgün görünmemeleriydi.

Devamı…“Ama ne var ki, bir ümit işte…” | Sen Biraz Bekle – Aziz Nesin