Halil Cibran: Para aşk gibidir, onu tutanı yavaş yavaş acıyla öldürür

Halil CibranAltın stokçusu saray parkında yürürken sorunları da onunla birlikte yürüyordu. Muhteşem mermer heykellerle çevrili güzel bir göle varana kadar endişeleri de bir akbabanın gövde üzerinde gezinmesi gibi gezip durdu başında. Ağzından bir sevgilinin hayallerinin özgürce aktığı gibi su akan bir heykelin yanma oturdu ve ağır düşünceler içinde genç bir kızın yanağındaki ben gibi bir tepecik üstünde duran sarayını düşündü. Hayal ettikleri gözlerini açtı ve dökülen gözyaşları arasında hayatının dram sayfalarını okurken insanın nasıl doğanın zayıf eklemleri olduğunu anladı.

Tanrılar tarafından kalıplar içine dokunmuş eski hayatının görüntülerine delici üzüntüyle, acıyı artık kontrol edemeyene kadar baktı. Yüksek sesle “Ben dün yeşil vadide koyunlarımı otlatır, varoluşumun zevkine varır ve flütümü çalarken başımı dik tutuyordum,” dedi. “Bugün ise açgözlülüğün mahkûmu oldum.

Altın altına, sonra huzursuzluğa ve en son ezici sefalete yol açtı. Dün yeryüzünde özgürce oradan oraya yükselerek şakıyan bülbül gibiydim. Bugün kararsız zenginlik, toplum, şehir ve satın alınmış arkadaşlıklarla insanların gönlünü hoş tutan garip ve dar yasalarını benimseyen bir köle gibiyim. Ben hür ve hayatın lütuflarından sevk almak için doğdum, ama kendimi sırtı altının ağır yükü altında bükülen bir hayvan gibi buldum. Nerede geniş ovalar, şarkı söyleyen dereler, saf esinti, doğanın yakınlığı? Benim Tanrım nerede?” “Her şeyi kaybettim. Beni üzen yalnızlık, alaya alan altınlar, arkamdan beni lanetleyen köleler ve mutluluk için inşa edilen hacminde kalbimi yitirdiğim bir mezar olan sarayımın dışında hiçbir şey kalmadı.” “Dün bedevi kız ile ova ve tepeleri gezerken, fazilet arkadaşımız, Aşk zevkimiz ve ay koruyucumuz idi. Bugün ise yüzeysel güzelliklerini altın ve elmas için satan kadınlar arasındayım.” “Dün çobanla hayatın her sevincini kaygısız paylaşarak, yiyip içip şarkı söyleyerek kalbin müziğine dans ederken, bugün kurtlar arasında korkmuş bir kuzu gibi insanlar arasında buldum kendimi.”

Yollarda yürürken onlar hor gören nefret dolu kıskanç gözlerle beni işaret ediyor ve hırsız gibi parktan çıkarken her yerimde çatık yüzleri görüyorum. Dün mutluluk içinde zengindim, bugün ise altınlar içinde sefilim. Dün memnun itaatkârlarına merhametle bakan bir kral gibi mutlu bir çobandım, bugün bir zamanlar bildiğim hayatımdan beni mahrum eden servetimin önünde duran bir köle olmuşum.” “Affet beni, Yargıcım!” “Ben zenginliklerin hayatımı parçalara ayırıp katı ve aptallık zindanına yönlendireceğini bilemedim. Zafer olduğunu sandığım şey, sonsuz bir cehennemden başka bir şey değilmiş. Bitkinlik içinde kendini toparladı ve ‘İnsanların zenginlik dediği bu muydu?’ diye içini çekerek söylenirken yavaş yavaş saraya doğru yürüdü. Hizmet ve ibadet ettiğim Tanrı bu mu? Yeryüzünde aradığım bu muydu? Neden bunu bir parça mutlulukla değiştiremiyorum? Kim bana bir avuç mücevher için bir anlık sevgi verebilir? Kim bana başkalarının kalbini görmem için bir göz verip kasalarımın tümünü almak ister? Sarayın kapılarına ulaştığında döndü ve Yeremya’nın Kudüs’e baktığı gibi şehre doğru baktı. Dertli ağıtla kollarını kaldırarak bağırdı: “Ey karanlıkta yaşayan, hızla sefalete koşan, sahte vaaz verip aptalca konuşan iğrenç şehrin insanları, daha ne kadar cahil kalmaya devam edeceksiniz? Ne zamana kadar hayatın bahçesini terk edip onun pisliği içinde uyumaya devam edeceksiniz?

Doğanın güzel ipek giysileri sizler için yaratılmışken, darlığın eski giysilerini giymek neden? Bilgelik feneri sönmek üzere; şimdi ona yağ verme zamanı. Hakiki servet evi tahrip oluyor, onu inşa ve koruma zamanı. Cehalet hırsızlan barış hâzinesini çaldılar, şimdi onu geri alma zamanı.” O anda fakir bir adam önünde durdu ve sadaka için ellerini açtı. Dilenciye bakarken, dudakları açıldı, gözleri merhametle parladı ve yüzüne iyilik yayıldı. Göl kenarında bıraktığı dün’ü onu selamlamaya gelmişti sanki. Sevgiyle yoksulu kucakladı ve tatlı samimiyetli bir sesle “Yarın gel, yanında seninle sefalet çeken dostlarım da getir, bütün ihtiyaçlarınız karşılanacak diyerek yoksulun ellerini altınla doldurdu. Hayatta her şey iyidir; altın bile, çünkü altın insana bir ders öğretir derken sarayından içeri girdi. Para telli bir çalgı gibidir, nasıl kullanacağını bilmeyenler sadece uyumsuz müziği duyar. Para aşk gibidir, onu tutanı yavaş yavaş acıyla öldürür, başkalarıyla paylaşanı ise canlandırır.”

Dün ve Bugün

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Hemşince müzik Grubu Vova “Hemşin Ezgileri” albümüyle cafrande.org’ta

Doğu Karadeniz’de yeşil düş gibi bir doğa içinde yaşayan Hemşimliler gözlerden uzak, pek bilinmeyen, duyulmayan, küçük fakat renkli bir dünyada...

Kapat