Oğuz Atay: Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları

Oğuz AtayKötü şartlar altında yetiştiler tabii: Avrupa yüzü? görmediler. Taşıma suyla dönen değirmen bu kadar olur albayım.
Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları; bir taraflarında, küçük de olsa T.M. yazısı okunuyor. Ülkemizdeki büyük oyun, işte bu kadroyla oynanıyor albayım. Başka çaremiz olmadığı için de hepimiz yerli mallara karşı sonsuz bir hoşgörüyle bakıyoruz. 

Çok korktum albayım; hiç bir şey yaşamamışım gibi geldi birdenbire bana. Başka bir elbise giymişti; yani, daha önce görmediğim bir kılık. Onun için hayal değil diyorum; gerçek Sevgi olmasaydı, insan onu, bildiği bir elbisenin içinde düşünürdü. Bilge’yi duymuştu herhalde; üstelik, Bilge’yi yirmi üç gündür görmediğimi sanki biliyormuş gibi baktı bana. İnsanlar her şeyi duyuyorlar. Bunun için de çabuk tükeniyorlar, hiç bir şeye şaşmaz oluyorlar zamanla.

«Biz de bu arada hiç bir şey yapamadık albayım; oyunlarımız hep yarım kaldı. Bir süre yalnız bıraktılar bizi Sevgiler. Belki de yeni çevremden çekindiler., başlangıçta. Aslında, sizlerin -Hüsamettin Tam baylarm, Nurhayat İyicel-lerin filan- eskimesini beklediler. Biz de telaş yüzünden hiç bir şey yapamadık işte. Sevgi de yolda gördü beni. Oturup bir işe yarayacağıma, sokaklarda dolaştım; onun için gördü. Oyunlarımızla içtenlikle uğraşsaydık hiç görebilir miydi beni? Her şey birbirine bağlıdır albayım. Görünmek istemeyen bir yolunu bulur. Artık çok geç kaldık albayım; oyunu yazsak da önemi yok. Kıskıvrak yakalandık.»

«Biz, demenden hoşlanmıyorum,» dedi Hüsamettin Bey. «Çevrendekilere karşı hürmetin gittikçe azalıyor. Kendine güvenin kalmadıkça etrafına saldırıyorsun.» «Sizi ben yaratmıştım albayım. Bu nedenle, benimle birlikte zayıflıyorsunuz. Bu yüzden bana öfkeleniyorsunuz. Haklısınız. Ben hepinizden sorumluyum. Oyun bozanlık edemem. Bana bağlanan ümitleri boşa çıkaramam. Kendi yapamadıklarınızı benden bekliyorsunuz; öyle söz vermişim. Benim hafiflik etmeme kimsenin tahammülü yok. Hafiflik göster oyuncularla temsili sürdürmek zorundayım. Yoksa sonum kötü olacak. Bütün oyuncular da derme çatma birader. Oradan buradan toplanmış. Kendilerinden çok daha iyi oyuncular bulunduğunu bildikleri için biraz isteksizler. Kötü şartlar altında yetiştiler tabii: Avrupa yüzü? görmediler. Taşıma suyla dönen değirmen bu kadar olur albayım. Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları; bir taraflarında, küçük de olsa T.M. yazısı okunuyor. Ülkemizdeki büyük oyun, işte bu kadroyla oynanıyor albayım. Başka çaremiz olmadığı için de hepimiz yerli mallara karşı sonsuz bir hoşgörüyle bakıyoruz. Yoksa albayım, siz de güçlü bir yabancı aydının hayal ürünü olsaydınız, şimdiye kadar Amerika’yı filan keşfetmiş olmaz mıydınız ha? Benim gibi yorgun bir kafanın yaratacağı Hüsamettin Beyden ne beklenebilir oysa?»
Albay, yeni durumuna alışmış görünüyordu: «Zarar yok oğlum Hikmet. Amerika’yı keşfedenler, çok sıkı tutuyormuş işi. Ben, senin tabirinle, gevşeklikten yanayım.»
«O zaman da kaderimizi değiştiremiyoruz albayım. Tam anlamıyla bir trajedinin içine düşüyoruz. Ben şahsen melodramdan yanayım.» Durdu, düşündü: «Fakat ne yazık ki, insan hayatında trajedi daha çok albayım. İnsan, çarkları tersine çeviremiyor. Ah, ne olurdu bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım! Seni, bütün kötülüklerinle birlikte seviyoruz, diyorlar ya, ondan istemiyorum işte.

Tehlikeli Oyunlar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Halil Cibran: Para aşk gibidir, onu tutanı yavaş yavaş acıyla öldürür

Altın stokçusu saray parkında yürürken sorunları da onunla birlikte yürüyordu. Muhteşem mermer heykellerle çevrili güzel bir göle varana kadar endişeleri...

Kapat